Veri Türü
|
Açıklanma Tarihi
|
YF Yorumu
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
01.2012
|
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Aralık ayı ...Enflasyon Değerlendirme - 01.2012Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Aralık ayı için duyurduğu %0,58'lik tüketici fiyatları artışı beklentileri aştı. Önceki ay için açıklanan TÜFE rakamı hem %0,38'lik piyasa beklentisini hem de bizim %0,45'e revize ettiğimiz tahminimizi aşarken, yıllık enflasyonu %10,45 ile Kasım 2008'den bu yana görülen en yüksek düzeye taşıdı. Bu rakamın aynı zamanda 2003'ten bu yana görülen en yüksek sene sonu enflasyon gerçekleşmesi olduğunu da not edelim. Aralık ayında üretici fiyatları da kaydettiği %1'lik sıçrama ile piyasa beklentisi ile örtüşen %0,7'lik öngörümüzün üzerinde Ancak yıllık ÜFE 0,3 puan gerileyerek Kasım ayında gördüğü %13,67'lik zirveden %13,33'e gerilemiş oldu. Son dokuz ayda yıllık ÜFE'nin kaydettiği ilk azalışa işaret eden bu rakamın son 3 yılın zirvesinden anlamı şekilde uzaklaşmadığını görüyoruz.
Manşet TÜFE'ye yaptığı 53 baz puanlık katkı %1,97 oranında artış görülen gıda enflasyonunu katkı yapanlar listesinde ilk sıraya koyuyor. Hafta sonu açıklanan İTO rakamlarının işaret ettiği şekilde hızlı artış kaydedilen işlenmemiş gıda grubunun bu gerçekleşmede etkili olduğunu söyleyebiliriz. Hesaplamalarımıza göre %3,3 artan işlenmemiş gıda fiyatları Ekim-Kasım döneminde ise birikimli olarak %13,4'ü aşan bir sıçramaya imza atmıştı. Her ne kadar işlenmiş gıda enflasyonu %1 düzeyinin altına gerilemiş gözükse de, yukarıda değinilen yüksek oranlı artışlar yıllık gıda enflasyonunun iki ayda 10,5 puan artarak %12,21 düzeyine erişmesi için yeterli olmuş gözüküyor. Mevsimsel indirimlerin başlaması ile %2,17'lik fiyat azalışı yaşanan giyim grubunun ise 16 baz puanla tek kayda değer negatif katkıyı yaptığına şahit oluyoruz. %0,53 ve %0,18 ile tahminlerimizi aşan artışlar kaydeden konut ve ulaştırma gruplarının ise Aralık TÜFE oranına yaptıkları toplam etki 12 baz puan. Son olarak ay içinde tütün ürünlerinde fiyat indirimi haberleri gelmesine rağmen ilgili grupta aylık enflasyonun sıfır olarak gerçekleşmesinin manşeti beklentilerimizin üzerine iten bir unsur olduğunu belirtelim.
Çekirdek enflasyon cephesinde yıllık rakamın 14 ay aradan sonra ilk kez gerilemiş olmasının önemli bir gelişme olduğu fikrindeyiz. Gıda, enerji, alkol, tütün ve altın fiyatları dışlanarak oluşturulan "I" endeksinin geçen ay %0,06 oranında düşüş kaydetmesi, ölçülen yıllık çekirdek enflasyonun %8,18'den %8,12'ye düşmesine yardımcı olmuş. Göründüğü kadarıyla Aralık ayında bir kez daha değer kaybı süreci yaşayan, dolar ve sepete karşı sırasıyla %3 ve %1,5 gerileyen TL nedeni ile ek bir geçişkenlik baskısı şu aşammada oluşmamış durumda. Yine de çekirdek enflasyonun düzeyinin yıl sonu için konan %5'lik hedefe kıyasla oldukça yüksek düzeylerde bulunuyor oluşu bizce Merkez Bankası'nın dün yaptığı açıklamada vurguladığ ek parasal sıkılaştırmaya duyduğu ihtiyacın kaynağını net şekilde ortaya koyuyor.
ÜFE cephesinde ise tarım ve enerji fiyatlarının gerçekleşmeyi tahminlerin üzerine ittiğini gözlemliyoruz. Bu grupların %3,18 ve %2,51'lik fiyat artışları sonucunda yıllık enflasyon oranlarında artış sürüyor. Diğert tarafta ise imalat sanayi enflasyonunun %0,37 ile daha ılımlı ve beklentimizle paralel bir artış sergilediğini belirtelim. Ancak bir önceki ay negatif olan imalat sanayi enflasyonun tekrar artış kaydetmesinin daha önce dikkat çektiğimiz şekilde grubun döviz kuru hareketlerine oldukça hassas olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu düşünüyoruz. Ek olarak her ne kadar %14,6 ile Ekim ayı zirvesinden 3,3 puan kadar aşağıda olsa da yıllık imalat sanayi enflasyonunun halen hatırı sayılır maliyet yönlü baskıların varlığına işaret ettiğini söylememiz mümkün.
Bugün açıklanan rakamlar sonrasında 2012 yılı için TÜFE tahminimizi %6,7 olarak koruyoruz. Yeni vergi ya da yönetilen/yönlendirilen fiyat ayarlamalarının gerçekleşmeyeceği varsayımı altında Merkez Bankası'nın öngördüğü şekilde enflasyonun Nisan ayı sonrasında yönünü aşağı çevireceğini düşünsek de, yılsonu resmi hedefinin ulaşılabilir olduğu fikrinde değiliz. Mevcut maliyet yönlü baskıların önemli bir kısmının halen son fiyatlara yansımadığına şahit oluyoruz. Daha önemlisi Banka'nın son dönemde liranın daha fazla değer kaybını engellemek için attığı adımların başarısının %6,7'lik öngörümüz için yukarı yönlü riskleri sınırlaması açısından kritik öneme sahip olduğuna inanıyoruz. Kısa vadede ise çift hanede kalacak olan enflasyon oranlarının piyasa faiz oranları üzerindeki yukarı yönlü baskıyı sürdüreceğini düşünüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
01.2012
|
Para Politikası Kurulu (PPK) yılın ilk ...Para Politikası - 01.2012 Para Politikası Kurulu (PPK) yılın ilk toplantısında herhangi bir sürpriz yapmadı ve tahmin edildiği şekilde beklemede kalmayı tercih etti. Beklendiği şekilde yeni politika aracı olan politika koridorunun sınırlarına dokunmamayı tercih eden kurul Merkez Bankası'nın (MB) tüm kısa vadeli faiz oranlarını da sabit tuttu. Buna göre temel fonlama aracı olan 1-haftalık repo ihalelerinde uygulanan oran %5,75 olarak korunurken, Banka'nın gecelik borç alma ve borç verme işlemlerinde uyguladığı oranlar %5 ve %12,5 olmaya devam etti. Piyasa yapıcı bankaların gecelik borçlanmaları için maliyet de %12 olarak sabit tutuldu. PPK yine piyasa beklentisi paralelinde TL ya da döviz cinsi zorunlu karşılık oranlarında da herhangi bir değişiklik sinyali vermedi.
Faiz oranları duyurusuna eşlik eden açıklamalara baktığımızda PPK'nın büyüme görünümünü temelde koruduğuna şahit oluyoruz. Veri akışının iç ve dış talep arasında öngörülen dengelenmenin sürdüğünü teyit etmekte olduğuna yapılan vurgu duyuruda bir kez daha duyuruda ilk verilecek mesaj olarak tercih edilmiş. Aralık duyurusuna göre ufak bir fark ise PPK'nın artık sadece özel tüketimin değil tüm nihai iç talebin yavaşladığını buna karşılık net ihracatın pozitif katkısının yükselişte olduğu tespiti. Bu açıklamaları PPK'nın yatırım talebinde bir yavaşlamanın işaretlerini gözlemlediği şeklinde yorumlayabiliriz. Bu görünümün Kurul'u cari açıkta kademli bir azalış için cesaretlendiriyor olmaya devam ettiği de yaptığımız bir diğer gözlem.
PPK enflasyon cephesinde ise yüksek rakamların bir süre daha devam edeceğini kabullenmiş gözüküyor. Yüksek enflasyon rakamları için PPK'nın öne sürdüğü temel neden 2011 son çeyreğindeki birikimli fiyat artışları. Ancak Ekim'den bu yana gerçekleştirilen önemli sıkılaştırmaya ve dolayısı ile bunun sonucunda ılımlı olması beklenen iç talep büyümesinin ikincil etkileri sınırlayacağına güvenen Kurul üyeleri, TÜFE'nin düşüşünün 2012'nin son çeyreğinde baz etkisinin de yardımıyla hızlanacağı fikrindeler. Bir önceki PPK duyurusuna göre önemli bir fark ise bu düşüşün enflasyonu yıllık hedef olan %5 düzeyine yaklaştıracağı ifadesinin Ocak ayı açıklamasından çıkarılmış olması.
Para politikası uygulaması açısından ise PPK duyurusunun temel mesajı likidite yönetimi ile MB'nın yola devam etme niyetinde olduğu. Bir haftalık repo ihalesi vasıtası ile gerçekleştirilen fonlamanın miktarını ayarlayarak politikanın oluşturulması izlenen yol olmaya devam edecek. Beklediğimiz şekilde enflasyon görünümünün orta vadeli hedefler ile uyumlu olması için sıkı duruşun bir müddet daha devamına ihtiyaç duyulduğu cümlesini aynen koruyan PPK, politika koridorunun üst sınırında bir azalış ya da koridorun topyekûn aşağıya kaydırılabileceği yönünde sinyaller almayı umanları hayal kırıklığına uğratmış olabilir. Öte yandan esnekliğe duyulan ihtiyacın bir kez daha vurgulanmış olması kısa vadede Banka'dan geleneksel para politikası uygulamalarına geri dönmesini beklemenin gerçekçi olmayabileceğini gösteriyor.
Tüm bu açıklamalar sonrasında yakın dönemde Merkez Bankası'nın yeni politika kurgusu uluslararası koşullar nedeni ile test edilmedikçe örtük politika faizinin %5,75-%8,5 bandında kalabileceğine inanıyoruz. Son birkaç haftada ek parasal sıkılaştırmanın ortadan kalkmasının ardından TL'nin güçlü seyrini pozitif risk iştahı paralelinde koruyabildiğini görüyoruz. Dövize olan talepteki azalıştan emin olan MB'nın günlük döviz ihalelerini iptal ederek gerekli gördüğü günlerde 500 milyon dolarlık üst sınır ile gün içi satış ihalesi açabileceğini duyurması bu performansın sonucu. Her ne kadar Ocak ayında özel sektörün oldukça hafifleyen dış kredi borcu itfa yükünün (kabaca Aralık ayı düzeyinin yarısı kadar) dövize olan yurtiçi talebi önemli ölçüde azalttığına inansak da cari denge cephesinde kaydedilen mesafenin dış finansman baskılarını hafifletmek bağlamında oldukça sınırlı olduğunu düşünüyor, dolayısı ile ekonominin uluslararası risk iştahındaki ani savrulmalara karşı hassasiyetinin sürdüğüne inanıyoruz.
Saygılarımızla,
|
|
Para Politikası
|
12.2011
|
Yılın son toplantısı için bir araya gelen Para ...Para Politikası - 12.2011Yılın son toplantısı için bir araya gelen Para Politikası Kurulu (PPK) öngörüldüğü şekilde beklemede kalmayı tercih etti. MB'nın temel politika aracı haline gelen faizi koridoru 1-haftalık repo gecelik borç alma ve borç verme oranlarının sırası ile %5,75, %5 ve %12 olarak korunması ile muhafaza edilmiş oldu. Piyasa yapıcı bankalara tanınan gecelik borçlanma imkânı için uygulanan faiz de değiştirilmeyerek %12 düzeyinde bırakıldı. Etkin politika koridorunu 675 baz puan genişliğinde bırakan bu karar ile birlikte PPK kısa vadede gerek TL gerek döviz mevduatları için herhangi bir zorunlu karşılık değişikliğine yönelik de sinyal vermedi. Karar metninden MB'nın para politikası uygulamalarının günlük likidite kararları üzerinden yürütülmeye devam edileceği gözüküyor. .
PPK'nın büyüme görünümü konusunda bir ay önceye kıyasla bir miktar daha karamsar olduğu gözüküyor. Tüketim talebinde yavaşlamaya vurgu yapan karar metni, Kasım ayındaki duyuruda tüketici kredilerinin arzulanan büyüme hızına gerilemiş olduğu mesajının iletildiği göz önünde tutulursa daha olumsuz bir noktada duruyor. Öte yandan MB'nın net ihracatın GSYİH büyümesine yaptığı katkının artıyor oluşuna bir kez daha atıfta bulunduğunu görüyoruz. Bu iki gelişme kurul üyelerini iç ve dış talep arasındaki dengelenmenin öngörüldüğü şekilde devam ettiği konusunda ikna etmiş gözüküyor. Sonuç olarak PPK cari işlemler açığındaki iyileşme eğiliminin daha da belirgin hale geldiğini düşünüyor.
Enflasyon cephesinde ise PPK belirgin bir iyileşme için gelecek senenin son çeyreğine işaret ediyor. Öte yandan işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklanan baz etkisinin manşet rakamı daha da yukarı taşıyabileceği uyarısı Aralık ayında TÜFE'nin daha da yükseleceğinin habercisi. Ancak Kurul halen Ekim ayında gerçekleştirilen güçlü parasal sıkılaştırmanın enflasyondaki artışın ikincil etkilerini sınırlamada yeterli olduğu görüşünde. Göreceli olarak daha zayıf talep koşulları ile desteklenen TÜFE 2012 boyunca kademeli olarak gerileyecek ve yılın son aylarında %5'lik hedefe yakınsayacak. PPK'nın önceki duyuru metinlerinde yer verdiği enflasyon beklentilerinin daha fazla bozulmasına izin verilmeyeceği yönündeki mesajının bu ayki duyurudan çıkarılmış olması ise bizce kayda değer değişiklik. Bugün açıklanan son anket gelecek 12 ay için beklenen enflasyonun %7,1 olduğunu göstermesi ile bir önceki toplantıya göre halen önemli bir bozulmaya işaret ediyor.
Para politikasının duruşu açısından duyuruda verilen en önemli mesaj ise enflasyon görünümünün orta vadeli hedeflerle uyumlu olması adına para politikasının bir müddet sıkı tutulacağı yönündeki beyan. Ancak para politikasında esnekliğe duyulan ihtiyaç konusundaki vurgunun ve PPK'nın olağanüstü 4 Ağustos toplantısında belirlediği stratejiye yapılan atfın hala Kurul duyurusunda yer buluyor olması bu konuda karışık sinyalle veriyor. Ancak özellikle TL'nin son dönemde yaşadığı değer kaybı düşünüldüğünde sıkılaştırma eğiliminin terk edilmesi için bırakılan bu açık kapıların yakın vadede kullanılabileceğini düşünmüyoruz.
Merkez Bankası'nın sıkılaştırma eğilimi konusunda bir taahhüt vermesinin doğru yönde olumlu bir adım olduğu fikrindeyiz. Daha önceleri PPK tarafından enflasyonist risklere karşı uygulamaya konan yeni politikanın eksikliğini duyduğu en önemli bileşenin sıkılaştırma eğilimi konusunda net bir taahhüt olduğunu söylemiştik. Bu taahhüttün önemli bir gecikmeyle ve enflasyon hedefin iki katına ulaşması ile beraber geldiğini görüyoruz. Ek olarak bugünkü duyurunun tonlamasının MB tarafından son dönemde enflasyonun birinci öncelik haline geldiği konusunda yapılan açıklamaları destekler nitelikte olduğuna inanıyoruz. Bu iki gelişmenin son dönemde azalan MB kredibilitesinin tekrar artırılması için iyi bir başlangıç olduğu fikrindeyiz.
Saygılarımızla
|
|
Para Politikası
|
11.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli faiz ...Para Politikası - 11.2011Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli faiz oranlarını ve politika koridorunu bugünkü toplantısı sonucunda sabit bıraktı. Tüm piyasa katılımcılarının beklentisinin paralelinde Kurul beklemede kalmayı tercih ederken kısa vadeli oranlarda bir değişikliğe gidilmemesi politika koridorunun genişliğini de 675 baz puan olarak sabit kalmasına neden oldu. Bir ay önce PPK 1 haftalık repo ihale faizini yine %5,75 düzeyinde korumuş ancak Merkez Bankası'nın (MB) gecelik vadedeki borç verme oranını 350 baz puan artırarak %12,5'e yükseltmişti. MB'nın haftalık TL fonlamasını sıkılaştırılması ile beraber bu hamlenin gecelik piyasa faizlerinin bugünlerde çift hanede seyretmesinin ardındaki neden olduğunu hatırlatalım. Öte yandan, Kurul'un zorunlu karşılık (ZK) oranlarında, Ekim sonunda TL mevduatlar için gerçekleşen ortalama 210 baz puanlık indirimin ardından herhangi bir değişiklik sinyali vermediğini de not etmekte fayda var.
PPK'nın faiz kararı duyurusuna eşlik eden karar metninde yer alan büyüme görünüm ve finansal riskle ilgili tespitlerin Ekim ayı ile birebir aynı olduğu görülüyor. İç ve dış talep arasında süregelen dengelenme bir kez daha PPK tarafından ön plana çıkarılmış. Yinelenen diğer bir mesaj ise tüketim kredilerinin makul bir tempoya yavaşlaması ile özel kesim tasarruflarında başlayan artışın MB tarafından memnuniyetle karşılandığı. Metinde tekrarlanan bir diğer mesaj ise PPK üyelerinin yılın son çeyreğinde daha belirgin bir Cari açık iyileşmesi yönünde korudukları beklentileri.
Enflasyonla ilgili verilen mesajlara döndüğümüzde ise PPK'nın kısa vadeli risklerle ilgili uyarılarını sürdürdüğünü ama orta vade için iyimser bir tablo çizmeye devam ettiğini görüyoruz. İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki olumsuz baz etkisini hatırlatan Kurul, bu vesile ile kısa vadede enflasyon oranlarında hızlı bir sıçrayış olabileceği uyarısını tekrarlamış oluyor. Kurul üyeleri mesajlarını iletmek için enflasyon oranının yıl sonu hedefinin belirgin şekilde üzerinde kalacağı ifadesini kullanmış olsalar da yapılan uyarının tonu Banka'nın en son revizyon sonrası %8,3'e çektiği tahmininin de geçilebileceğinin kabul edildiğini gösteriyor olabilir. Ancak, Ekim hamlelerini güçlü bir parasal sıkılaştırma olarak niteleyen PPK için orta vadeli enflasyon görünümünde, ikincil etkilerin sınırlı kalacağı mesajını tekrarlıyor olduğu göz önünde tutulursa, halen belirgin bir bozulma yok.
Duyuru metninin altı çizilmesi gereken belki de tek unsuru likidite hamlelerinin önümüzdeki dönemin temel para politikası aracı olacağına dair vurgu. PPK'nın kendi ifadesi ile alınan tedbirlerin krediler, yurt içi talep ve enflasyon beklentileri üzerindeki etkileri takip edilecek, bir haftalık repo ihalesi ile yapıla Türk lirası fonlamanın miktarı gerekli görüldüğünde aşağı veya yukarı yönlü ayarlanacak. Bu cümle ile çerçevesi çizilen gelecek dönem para politikası kurgusunun hâlihazırdaki uygulamadan çok da farklı olmadığını, sadece MB'nın likidite miktarını artırma ya da azaltmaya iten esas belirleyici unsurun yukarıda sayılan nedenler değil TL'nin değeri olduğunun altının çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Son olarak bugün kredi notu görünümünün durağana çekilmiş olmasının PPK sonucunun TL üzerindeki olumsuz etkisini perdelememesi gerektiğine inanıyoruz. İkincil faiz oranlarının yatay diyebileceğimiz seyrinin, eğer gerçekten ülkenin kredi notu ile ilgili kısa vadede potansiyel bir not artışı ihtimali fiyatlanıyor olsa idi en olumsuz tepkiyi bu piyasanın vermesi bekleneceğinden, görüşümüzü destekler nitelikte olduğu fikrindeyiz. Para politikasına dönecek olursak, son bir haftadaki seyrin TL ve faiz oranlarının eşanlı artabileceği dönemler olduğunu ortaya koyduğunu ve MB'nın bu ortam ile ilgili alternatif bir planının şu noktaya kadar olmadığını ortaya çıkardığını görüyoruz. Bu sebeple daha uzun vadede sıkılaştırma için taahhütte bulunmanın günlük belirlenen para politikasına göre daha etkili olabileceğini düşünüyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
11.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi ...Sanayi Üretimi - 11.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretiminin Ekim ayında %7,3 ile beklentilerin önemli ölçüde üzerinde artış kaydettiğini duyurdu. Her ne kadar bir önceki ayda açıklanan %12'lik tempoya kıyasla bu oran çok yüksek görünmese de gerek %4,3'lük ortalama piyasa tahminini gerekse %2,3'lük öngörümüzü önemli ölçüde aşıyor. Geçmiş veride herhangi bir revizyona gidilmemiş olması ise 3Ç11 sanayi üretim artışının %7,5 olarak korunmasına yol açıyor. Bu sebeple biz de söz konusu dönem için tahmin ettiğimiz %6,2'lik GSYİH büyüme oranında bir değişikliğe gitmiyoruz. Endeks içinde en önemli ağırlığa sahip olan imalat sanayinin %7 ile üç ana sektör içinde en yavaş büyümeyi kaydettiği Ekim ayında madencilik ve elektrik-buhar üretimi gruplarındaki üretim artışları ise sırasıyla %8,6 ve %9,4 olarak gerçekleşmiş.
Sanayi üretimi Kasım ayında beklentiler paralelinde %8,4'lük bir artış kaydetti. ile beklentilerin önemli ölçüde üzerinde artış kaydettiğini duyurdu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre %6,4'lük öngörümüzü aşan bu gerçekleşme %7,3'ten %7,4'e revize edilen Ekim ayı büyüme temposunun da 1 puan üzerinde yer alıyor. Eldeki verilerin geçen senenin son çeyreği için şu aşamada ortalama %7,9'lük sanayi üretimi artışına işaret ettiğini belirtelim. TÜİK serilerinin kırılımına baktığımızda ise imalat sanayinin toplam sanayi üretiminin altında bir performans ile %7,6 büyüdüğüne, elektrik üretiminin ise TEİAŞ verilerinin paralelinde %16,9 ile re kor bir artışa ulaştığına şahit oluyoruz.
Yıllık bazda yüksek sayılacak büyüme temposuna rağmen düzeltilmiş serilerin Ağustos ayından bu yana ilk kez daralmış olması ise gözümüze çarpan bir diğer gelişme. Ancak bu serilerin aylık %2,5 oranındaki gerilmesinin Ekim'deki %4,2'lik sıçrayışın bir düzeltmesi olduğunu söyleyebiliriz. Değinilen sıçrama mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılmış seriyi Ekim ayında görülen 130,8'lik rekor düzeyden 127,5'a düşürmüş gözüküyor. Yine de Kasım ayı itibariyle bulunan seviye 127,8 ile Ocak ayında görülen bir önceki zirve ile hemen hemen aynı. Hesaplamalarımıza göre düzeltilmiş serilerin 3 aylık ortalama değişimlerinin yıllıklandırılmış büyüme hızı %14,2 düzeyinde bulunması ile bir ay öncesine göre sanayi üretiminde önemli bir momentum kaybı olmadığını bize söylüyor.
Otomotiv sektörü imalat sanayi cephesinde yakaladığı %10'luk büyüme ile tekrar liderliğe yükselmiş görünüyor. İmalat sanayinin önde gelen sektörleri arasında en yüksek artış hızına işaret eden bu oran aynı zamanda sektörün bir ay öncesine göre büyüme hızını baz etkisinin de yardımı ile nerdeyse ikiye katladığının habercisi. Gıda ile birlikte makine ve ekipman üretimi imalat sanayi genelinin üzerinde büyüme temposu yakalanan sektörler. Ana metal, kimyasallar ve tekstil gruplarında ise %5'in altında kalan düşük büyüme oranları kaydedilmiş. Olumsuz tarafta rafineri sektörünün yaşadığı %115 civarındaki üretim kaybı başta gelirken, giyim ve mineraller daha düşük oranlı da olsa daralma kaydedilen diğer sektörler.
Yaptığımız son önemli gözlem ise aramalı imalatının tempo kaybının Kasım ayında da sürdüğü. %5,3'lük büyüme hızı benzer baza sahip olmasına rağmen sektörün 2 ay önceki performansının kabaca üçte birine denk geliyor. Liranın değer kaybının devam eden bir dönem olduğu göz önünde bulundurulursa bu gerçekleşmenin artan ithal ikamesi ile açıklanamayacağını ve uzun zamandır beklenen göreceli ekonomik yavaşlamanın öncü işaretlerinden biri olabileceğini düşünüyoruz. Ana Sanayi Grupları sınıflamasının geriye kalan detaylarında gördüğümüz %19,5 ve %15,9'luk dayanıklı tüketim ve sermaye malları üretim artışı ise talep cephesinde yavaşlamanın o kadar da belirgin olmadığına işaret ediyor olabilir.
2011 yılı için %8,3'lük Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyüme tahminimizi değiştirmiyoruz. Bugünkü aylık rakam beklentimizi aşmasına rağmen öngörümüz ile ilgili risklerin dengeli olduğu fikrindeyiz. Mevsimsellikten arındırılmış seriler ve aramalı üretiminde gözlemlediğimiz eğilimlerin gelecek aylarda üretim temposunun bir miktar yavaşlama ihtimaline dair sinyaller içerdiğine inanıyoruz. Ayrı olarak sanayi üretimi verilerinin şu anda tamamen enflasyon görünümüne odaklandığını duyuran para politikası için herhangi bir fark yaratmaması gerektiği fikrindeyiz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
11.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi ...Sanayi Üretimi - 11.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretiminin Ekim ayında %7,3 ile beklentilerin önemli ölçüde üzerinde artış kaydettiğini duyurdu. Her ne kadar bir önceki ayda açıklanan %12'lik tempoya kıyasla bu oran çok yüksek görünmese de gerek %4,3'lük ortalama piyasa tahminini gerekse %2,3'lük öngörümüzü önemli ölçüde aşıyor. Geçmiş veride herhangi bir revizyona gidilmemiş olması ise 3Ç11 sanayi üretim artışının %7,5 olarak korunmasına yol açıyor. Bu sebeple biz de söz konusu dönem için tahmin ettiğimiz %6,2'lik GSYİH büyüme oranında bir değişikliğe gitmiyoruz. Endeks içinde en önemli ağırlığa sahip olan imalat sanayinin %7 ile üç ana sektör içinde en yavaş büyümeyi kaydettiği Ekim ayında madencilik ve elektrik-buhar üretimi gruplarındaki üretim artışları ise sırasıyla %8,6 ve %9,4 olarak gerçekleşmiş.
TÜİK tarafından yayımlanan düzeltilmiş serilerin %4,4'lük güçlü bir dönemsel artışın ardından tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkmış olduğunu görüyoruz. Öncelikle bu artış temposunun, geçtiğimiz aralıkta kaydedilen %5,4'lük sıçrayışı takiben son 2 yılın en yüksek ikinci dönemsel büyüme hızı olduğunu not edelim. Takvim etkileri ve mevsimsellikten arındırılmış endeks bu artış ile birlikte 131,2 düzeyine diğer bir deyişle Ocak ayında gördüğü zirvesinin yaklaşık %3 kadar üzerine çıkmış durumda. Temmuz-Ekim döneminde sanayi üretiminin aylık olarak sadece Ağustos ayında gerilediği geriye kalan üç ayda yaşanan güçlü dönemsel büyüme oranlarının düzeltilmiş seride Haziran dibine göre birikimli %6,3'lük bir yükselişe yardımcı olduğu da bizce kayda değer bir gözlem.
İmalat sanayi cephesinde büyümeye makine ve ekipman sektörünün öncülük ettiği görülüyor. Sektörün kaydettiği %15,9 oranındaki artış sadece önemli sektörler içerisindeki en yüksek oran olmakla kalmıyor, ayrıca Eylül performansının da üzerinde. Otomotivde %13,1 düzeyinden %4,3'e yaşanan tempo kaybı ise bir yıl öncesinde %32'ye ulaşan büyüme oranının yarattığı baz etkisi ile ilişkilendirilebilir. Toplam imalat sanayinin eğilimi paralelinde gıda, kimyasallar ve ana metal sanayinde büyüme hızının düştüğünü ancak pozitif oranların korunduğunu gözlemliyoruz. Önemli olumsuz gelişme ise rafineri sektörünün 15 ay sonra ilk kez daralması ve üretiminin %10,5'ini kaybetmesi.
Ana Sanayi Grupları sınıflamasında ise liderliği sermaye malları grubu sürdürüyor. %8,9 oranında artan üretim yıllık büyüme hızı açısından sektörü en üst sıraya yerleştirirken tüketim ve ara malları gruplarına kıyasla Eylül ayı temposundan daha az bir kaybın yaşandığının da işaretçisi. Öte yandan ara malı imalatında nerdeyse yarıya düşen büyüme oranı gelecek dönemdeki üretim aktivitesi için olumsuz bir sinyal olarak algılanabilecek olsa da gelinen %8 düzeyinin halen oldukça yüksek bir düzey olduğunu söylemek mümkün.
Ekim ayı sanayi üretim artışının iktisadi faaliyetin dayanıklılığını gösterdiğini düşünüyoruz. Ekim ayında TL'nin değer kaybının hızlanması ile yaşanan çalkantılı ortam göz önünde bulundurulduğunda yüksek dönemsel büyüme temposunu şaşırtıcı bulduğumuzu söyleyebiliriz. Bu gerçekleşmenin yılın son çeyreği için beklediğimiz %2,5'lik GSYİH artışı için de yukarı yönlü riskleri arttırdığı fikrindeyiz. Daha önemlisi arındırılmış serilerin üç aylık ortalaması ile hesapladığımız ve çift haneli seviyelere yaklaşan sanayi üretimi trendinin, 2012 yılında GSYİH büyümesini negatife çevirmek için Euro bölgesinde hâlihazırda kaçınılmaz hale gelen resesyondan fazlasının gerekeceği tezimizi desteklediğini görüyoruz. Ekonomik aktivite için en önemli aşağı yönlü risk unsurunun, dış finansman kaynaklarına erişimin önemi göz önünde bulundurulduğunda, Avrupa'daki problemler sonucunda kredi pazarlarında uzun süreli bir tıkanma ihtimali olduğu fikrindeyiz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
10.2011
|
Ekim ayı TÜFE artışı %3,27 oranında piyasa ...Enflasyon Değerlendirme - 10.2011Ekim ayı TÜFE artışı %3,27 oranında piyasa beklentisinin üzerinde ama Merkez Bankası'nın (MB) işaret ettiği seviyeler paralelinde gerçekleşti. 2003 bazlı seride en yüksek aylık artışa denk gelen ve %2,78'lik piyasa beklentisini önemli ölçüde aşan bu aylık enflasyon oranı yıllık TÜFE'yi %7,66'ya, diğer bir deyişle MB'nın iki gün önce işaret ettiği %7-8 bandına taşırken önemli bir sürpriz teşkil etmemiş oldu. Yıllık TÜFE oranının bir ay öncesine göre 1,5 puan daha yukarıda ve son bir yılın en yüksek düzeyinde olduğunu ve %5,5'lik resmi hedefin çevresindeki 2 puanlık belirsizlik aralığının üst sınırını da aşmış olduğunu belirtelim. Ekim ayında %1,6 artış kaydeden ÜFE'nin ise %1,66'lık beklentiye paralel ancak bizim %1,95'lik öngörümüzün altında gerçekleşmiş olduğunu görüyoruz. Ancak bu gerçekleşmeye rağmen yıllık ÜFE'de kaydedilen 0,4 puanlık artış %12,58 ile son 3 yılın en yüksek seviyesinin görülmesi için yeterli oluyor.
Gıda enflasyonundaki olumsuz sürprizler ve güçlenen döviz kuru geçişkenliğinin TÜFE'yi tahminlerin üzerine taşımış olduğu verilerin detaylarından yaptığımız ilk çıkarım. İTO rakamlarının işaret ettiği ılımlı eğilime rağmen %4,04 oranında yükselen gıda enflasyonu 1,1 puanlık katkısı ile manşet rakamın kabaca üçte birini teşkil ediyor. İşlenmemiş gıda enflasyonunun geçen yılki kadar olmamakla beraber yine de oldukça yüksek sayılabilecek %7,3 düzeyinde gerçekleştiğini, devam eden baskıların işlenmiş gıda enflasyonunu da %1,5 seviyesinin üzerine taşıdığını hesaplıyoruz. Alkol ve tütün ürünlerinin yapılan vergi artışlarının sadece kısmen geri alınmasını takiben 81 baz puanlık katkı ile ikinci sırada yer alıyor olması ise beklenen bir gelişme. Konut fiyatları grubunda yaşanan ve öngörülerimiz aşan %3,59'luk aylık fiyat artışının yaptığı katkı 57 baz puanla yeni sezon başlangıcının etkileri görülen giyim grubu ile kabaca denk. Bunun arkasında yatan neden ise enerji alt grubunda yer alan doğalgaz ve elektrik dışındaki diğer önemli kalemlerin bu kalemlerde yaşanan fiyat ayarlamalarını takiben önemli ölçüde zamlanmış olmaları. Son olarak ev eşyası, ulaştırma ve otel restoran fiyatlarında yaşanan ve toplamda TÜFE'ye 25 baz puan katkıda bulunan yükselişlerin artan kur geçişkenliğinden kaynaklandığını söylememiz mümkün.
Çekirdek enflasyon cephesinde ise gerçekleşen %1,81'lik aylık artışın manşet TÜFE'de görülen tablodan daha az rahatsız edici olduğu düşünülebilir. Bu rakam görülmüş en yüksek aylık çekirdek rakama denk gelmiyor ve 2 yıl önceki Ekim ayında görülen %2,33'ün önemli ölçüde altında. Yıllık çekirdek enflasyonun artış temposu da 77 baz puanla bir önceki ayla hemen hemen paralel. Ancak dikkat alınması gerekenin %7,67 ile gelinen seviyenin "kontrol edilebilir" enflasyonun belirsizlik aralığının üst sınırını aşmış olduğunu göstermesi olduğu fikrindeyiz. Ayrıca çekirdek enflasyonun 2007 Haziran ayından bu yana en yüksek seviyede olması da bizce kayda değer.
Enerji üretim maliyetlerinde gerçekleşen artışın tahminlerimizin altında gelmesi ise ÜFE'yi beklentimizden düşük tutan unsur. Doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki artışlara rağmen bu grupta sadece %3,34 oranında artışı yaşanmış olması, tarım enflasyonunun %3,99 ile tahminlerimizin üzerinde gelerek yarattığı olumsuz etkiyi sınırlamakta fazlası ile yeterli olmuş. İmalat sanayi enflasyonunda ise beklentilerimize paralel şekilde, TL'nin ayın ikinci yarısında kayıplarının bir kısmını geri almasının yardımı ile önceki aylara kıyasla daha makul olan %0,86'lık bir aylık artışa şahit oluyoruz. Ancak bu noktada bu gerçekleşmenin biriken maliyet yönlü baskılarının azalması anlamına gelmediğini ve yıllık imalat sanayi enflasyonunun %17,93 düzeyine kadar tırmanmış olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Ekim ayı gerçekleşmelerini takiben TÜFE'nin yılı %9,1 düzeyinde bitirebileceğini öngörüyoruz. Ancak tahinimizin ciddi oranda gıda enflasyonunun seyrine bağlı olduğunu, özellikle işlenmemiş gıda cephesindeki yüksek artışın ardından gelebilecek düzeltmenin kritik olduğunu belirtelim. Yine de son resmi tahmin olan %8,3'ün kolayca geçilebileceğine inanıyoruz. Öte yandan Ekim'de gerçekleşen rekor TÜFE rakamında yönlendirilen fiyat artışları ve vergi ayarlamalarının önemli payı olduğunu kabul etmekle birlikte, çekirdek enflasyon cephesinde TÜFE'nin eğilimi konusunda olumsuz sinyaller gözlemlemeye devam ediyoruz. Bu açıdan son PPK toplantısı ile birlikte beklenmedik şekilde sıkılaştırmaya geçişi yerinde bir tercih olarak değerlendiriyor, ancak sıkılaştırıcı duruş konusunda bir taahhüt verilmesinin günlük salınımlara kıyasla daha olumlu sonuçlanacağına inanıyoruz.
|
|
Para Politikası
|
10.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) bugün ...Para Politikası - 10.2011Para Politikası Kurulu (PPK) bugün gerçekleştirdiği toplantısında beklentiler paralelinde politika faizinde herhangi bir değişikliğe gitmezken, kısa vadeli faiz koridorunu tekrar 7,5 puanlık genişliğe ulaştıracak şekilde MB'nın gecelik vadedeki borç verme oranını 350baz puan artırdı ve %12,5 olarak belirledi. Bu koridorun alt sınırını belirleyen gecelik borç alma oranı %5'te değiştirilmeden bırakılırken, piyasa yapıcılara gecelik vadede tanınan borçlanma imkanın maliyeti ise 400 baz puanlık artışın ardından %12'ye yükseldi. Yine piyasa beklentilerine paralel olarak, aybaşında hem TL hem döviz cephesinde gerçekleşen değişiklerin ardından Zorunlu Karşılık (ZK) oranlarında herhangi bir hamle gelmedi.
Toplantı sonrası Kurul'un yayınladığı metni incelediğimizde gözümüze ilk çarpan büyüme ile ilgili endişelerin artık geri plana itilmiş olduğu. Hatırlanacağı üzere Eylül ayı duyurusu yılın ikinci yarısında iktisadi faaliyetin büyüme hızında kayda değer bir düşüşe vurgu yapıyordu. Bu ifadeyi barındırmayan Ekim ayı PPK bildirisi ise daha çok iç ve dış talep arasında süregelen dengelenmenin öngörüldüğü şekilde devam ettiğine ve özel kesim tasarruf oranlarında arzulanan artışın başladığına odaklanmış gözüküyor. Kurul'a göre bu durum tüketici kredilerindeki artışın makul seviyelere gerilemesinin sonucu. Ek olarak bir sayfalık duyuru metninde bir kez daha cari açıktaki düzelmenin altının çizilmiş olduğunu ve PPK'nın bu eğilimin hız kazanmasını beklediğini belirttiğini de görüyoruz.
PPK'nın beklediğimiz şekilde önümüzdeki aylarda gerçekleşecek enflasyon artışı için bir uyarıda bulunduğunu görüyoruz. Kurul'a göre son dönemde TL'de görülen aşırı değer kaybı, işlenmemiş gıda enflasyonunda etkili olacak baz etkisi ve yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki ayarlamalar yıllık enflasyonda beklenen önemli yükselişin belirleyicileri olacak. Bu sıralanan gelişmeler sonucunda yılsonunda TÜFE'nin %9,4'e yükseleceğini öngördüğümüzü belirtelim. Bu arada önceki duyurulara zıt olarak Kurul üyelerinin enflasyon görünümümün %5'lik 2012 hedefi ile uyumlu olduğu yönündeki mesajı vermekten bu kez kaçınmış oldukları bizce MB retoriğinde önemli bir değişimin işaretçisi.
Kurul'un duyurudan gevşeme eğilimine dair mesajları çıkarması ise bizce en çok üzerinde durulması gereken ve TL'deki güçsüzlüğe karşı atılan en önemli adım. Duyuruda gerek görüldüğünde bütün politika araçlarının genişletici yönde kullanılması ibaresinin yer almıyor oluşu para politikası otoritesinin 3 aydan kısa bir dönemde ikinci önemli yön değişimine işaret ediyor. Dahası PPK mevcut durumda yaşanan problemlerin orta vadeli enflasyon görünümü ve beklentilerini bozmasına izin vermeyeceği yönünde verdiği mesajın MB'nın son dönemlerde ki söyleminden daha şahin bir duruşa kaymakta olduğuna dair bir işaret olarak görülebileceği kanaatindeyiz.
Bugünkü PPK kararının TL üzerindeki aşağı yönlü baskıları tamamıyla ortadan kaldırabilecek bir gelişme olduğu fikrinde değiliz. Bugünkü hamleyi daha çok bir dizi hamlenin ilk adımı olarak değerlendirebileceğimizi düşünüyoruz. Muhtemelen gelecek hafta yayınlanacak yılın son Enflasyon Raporu ile MB'nın yeni baz senaryosunun ne olduğunu ve bu koşullar altında atmayı planladığı adımları daha net bir şekilde görebileceğiz. Ancak Banka'nın gecelik vadedeki borç verme oranındaki 350 baz puanlık artışın tek başına TL'deki zayıflığı sona erdirmesini ve/ve ya enflasyon beklentilerini çıpalamasını beklemenin fazlaca iyimser bir tutum olacağına inanıyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
09.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Eylül ayı TÜFE ...Enflasyon Değerlendirme - 09.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Eylül ayı TÜFE rakamını beklentilerin biraz üzerinde %0,75 olarak açıkladı. Bu seviye İTO rakamlarının ardından aşağı çektiğimiz öngörümüzle örtüşürken, %0,68'lik ortalama beklentiyi bir miktar aşıyor ve yıllık enflasyonu son 4 ayın en düşük düzeyi olan %6,15'e çekiyor. Ancak, üretici fiyatları cephesinde olumsuz bir sürpriz olduğunu ve %1,55'lik gerçekleşmenin hem %0,9'luk tahminimizin hem de %1,9 düzeyindeki konsensüsün ciddi şekilde üzerinde kaldığını görüyoruz. Böylece yıllık ÜFE'deki artış eğilimi Kasım 2008'den bu yana en yüksek seviye olan %12,5'e ulaşılması ve üçüncü çeyrekteki yükselişin 2 puana ulaşması ile devam ediyor.
TÜİK verileri tüketici enflasyonuna en yüksek katkıyı beklediğimiz şekilde gıda ve ulaştırma kategorilerinin yaptığına işaret ediyor. İTO rakamlarının ardından beklentimizi aşağı çektiğimiz gıda enflasyonu cephesinde aylık %0.99 olarak açıklanan gerçekleşme yıllık grup enflasyonunu baz etkisinin de yardımı ile %2,23 düzeyine kadar çekmiş durumda. Hesaplamalarımız yıllık işlenmemiş gıda enflasyonunun %5 civarı bir düşüş ile Merkez Bankası (MB) tarafından son dönemde işaret edildiği şekilde negatif bölgeye girdiğini gösterirken, toplam gıdanın Eylül ayı TÜFE'sine olan katkısı 27 baz puan olarak gerçekleşiyor. Ulaştırma kategorisinin ise %1,92'lik fiyat artışı ardından yaptığı 30 baz puanlık katkı ile liderliği aldığını görüyoruz. Ancak bu kez yükselişte rol oynayan ana etmenin akaryakıt pompa fiyatlarındaki artıştan daha çok kurdan taşıma araçları fiyatlarına yaşanan geçişkenlik olduğu ortaya çıkıyor. TÜFE'ye tek negatif katkı ise 24 baz puanlık azalış ile %3,2 gerileyen giyim grubundan geliyor. Serinin başlangıcından bu yana en sert Eylül ayı fiyat azalışına işaret eden bu gerçekleşmenin kurdan dolayı artan maliyetler ve son gümrük düzenlemelerinin olumsuz etkisi düşünüldüğünde şaşırtıcı olduğu fikrindeyiz. Son olarak otel-restoran, ev eşyası ve çeşitli mal ve hizmetler gruplarının diğer önemli katkı yapan gruplar olduğunu ve genel olarak geçişkenlikten etkilendiklerini belirtelim.
Öte yandan süregelen yukarı yönlü eğilimin çekirdek TÜFE'deki artışın geçici olduğu tezini zayıflattığını düşünüyoruz. Gıda, enerji, alkol, tütün mamulleri ve altın fiyatlarını dışlayan "I" endeksinde %0,58 olarak gerçekleşen Eylül ayı enflasyonu %0,5'lik beklentimizin sınırlı da olsa üzerinde ve yıllık çekirdek rakamı son 31 ayın en yükseği olan %6,96'ya kadar yükseltmiş durumda. Bu rakam bir ay öncesine göre 77 baz puan 2010 sonuna göre 4 tam puan yükselişin habercisi. Ek olarak bu seviyenin yılsonu hedefi olan %5,5'in ve daha önemlisi 2012 için koyulan %5'lik hedefin önemli ölçüde üzerinde olduğunu ve eğer bu gösterge gerçekten enflasyonun eğilimine ışık tutuyorsa gelinen seviyenin endişe verici olduğunu belirtelim.
Eylül ayı enflasyon rakamlarından yaptığımız bir diğer çıkarım ise geçişkenliğin imalat sanayi enflasyonu cephesinde tahminlerimizden daha kuvvetli şekilde devam ediyor olduğu. Aylık olarak %1,57 oranında artan imalat fiyatları ÜFE'yi tahminimizin belirgin şekilde üzerine taşıyan belirleyici etken. Yıllık imalat enflasyonu Eylül ayı ile birlikte %17,03'e, yani 3 seneden uzun bir süredir görülmeyen bir düzeye ulaşırken, TÜFE ile arasında oluşan muazzam farkla üreticiler için giderek daralan marjlara işaret ediyor olabilir. İmalat sanayi altında yer alan 22 sektörün 17'sinde yıllık enflasyonun %7 ya da üzerinde olması bu görüşü destekler nitelikte. ÜFE'nin geriye kalan detaylarında ise tarım fiyatlarının %0,8 ile mevsimsel eğilimlerin bir miktar üzerinde arttığını, enerji sektörünün ise maliyet baskıları neticesinde %2,9'luk bir artışla karşı karşıya kaldığını görüyoruz.
Önümüzdeki dönemde, gerçekleşen enerji zamlarına rağmen, yıllık enflasyonun ciddi bir sıçrayış gerçekleştirmeden önce bir ay daha sınırlı da olsa azalış kaydedebileceğini öngörüyoruz. Elektrik ve doğalgaz fiyatlarında gerçekleşen zamların doğrudan etkisi, gıda enflasyonuna bağlı olarak halen yıllık bazda %5,9-6 bandına çekilme ihtimali olduğunu düşündüğümüz Ekim ayı TÜFE rakamına 0.4 puan civarında yansıyacak. Ancak bu zamların ve TL'de devam eden zayıflama eğiliminin yılsonu için tahmin ettiğimiz %8,1'lik enflasyon için yukarı yönlü riskleri ciddi oranda artırdığı inancındayız. Daha da önemlisi, çekirdek enflasyon ve ÜFE'deki gelişmelerin önümüzdeki dönemin enflasyon görünümü için olumsuz sinyaller taşıdığını görüyor gelecek senenin %5'lik hedefinin en iyimser koşullarda 1 puandan az olmamak üzere aşılacağını düşünüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
09.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli faiz ...Para Politikası - 09.2011Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli faiz oranlarında ve zorunlu karşılıklarda (ZK) beklendiği şekilde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Tahminiz paralelinde MB'nın politika faizi olan 1 haftalık repo ihalesi oranı %5,75'te sabit bırakıldı. Geçen ay başındaki olağanüstü toplantı sonucunda sürpriz 50 baz puanlık politika faizi indirimi eşliğinde ciddi şekilde daraltılan kısa vadeli faiz koridoru ise 4 puanda sabit bırakıldı ve MB'nın gecelik vadedeki borç alma ve borç verme oranları sırası ile %5 ve %9 olarak muhafaza edildi. ZK cephesinde PPK'nın herhangi bir değişikliğe gitmemiş olmasının da piyasa beklentileri dâhilinde olduğunu söyleyebiliriz. Önceki hafta gerçekleştirdiği değişlikle bankalara TL cinsinden tutmaları gereken ZK'ların %10'una kadarını döviz cinsinden tutma hakkı tanıyan MB'nın bu hamlenin sonuçlarını gözlemek istiyor oluşu yüksek ihtimal.
PPK duyurusu Kurul'un büyüme görünümü konusunda 1 ay öncesine göre çok ciddi bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Karar metni bir kez daha kredi büyümesi ve nihai iç talepte görülen yavaşlamaya döviz kuru hareketleri ile birlikte iç ve dış talebin dengelenmesini sağlayacak gelişmeler olarak vurgu yapıyor. PPK yılın ikinci yarısında ekonomik büyüme hızında kayda değer bir düşüş olacağının altını çizerken, hızlı bir dönemsel GSYİH büyümesi açıklanan 2Ç11'den beri süregelen yavaşlama eğilimi söylemini terk ettiğini görüyoruz. Son olarak Kurul'un bir kez daha cari işlemler dengesinde belirgin bir iyileşme olmasını beklediğini bir kez daha tekrarlama ihtiyacı duyduğunu belirtelim.
Duyurunun enflasyon görünümü ile ilgili bölümü ise kabaca bir ay öncesinin kopyası. PPK bir kez daha kısa vadede çekirdek enflasyon yükselişinin devam edebileceğini hatırlatırken, iç talepte gözlenecek yavaşlamanın ikincil etkileri sınırlayacağına dair inancını yineliyor. Enflasyon görünümünün 2012 sonu hedefi olan %5 düzeyi ile uyumlu olduğu Kurul'un öne sürmeye devam ettiği bir diğer iddia. Ağustos ayı duyuru metni ile karşılaştırıldığında göze çarpan tek fark ise enflasyonun geçici bir süre için Temmuz Ayı Enflasyon Raporu'nda öngörülen düzeylerin üzerinde kalabileceği yönündeki tespit.
PPK'nın para politikasının gelecek dönemde izleyeceği patika konusunda yeni hiçbir ipucu vermiyor oluşu Kurul duyurusu ile ilgili yapacağımız son tespit. Politika faizleri ve para politikası uygulamaları konusunda PPK'nın verdiği işaretler zamanlama ve kullanılacak araçlar konusunda muğlak kalmaya devam ederken, gevşeme eğiliminin korunuyor olduğu net bir şekilde vurgulanmaya devam ediyor. Duyuru bir kez daha küresel ekonomi ile ilgili belirsizlikleri yakından takip etmenin ve gerektiğinde önlemlerin gecikmeksizin alınmasının önemini hatırlatıyor. Kurul üyelerine göre küresel ekonomideki problemlerin daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın belirginleşmesi durumunda tüm politika araçlarının genişletici yönde kullanılması gerekecek.
Bugünkü PPK kararının herhangi bir piyasa etkisi olduğunu düşünmüyoruz. Kurul'un bir önceki toplantıdan bu yana Türkiye ekonomisinin Ağustos ayında küresel problemler derinleşmeden önce MB'nın öngördüğünden daha güçlü olduğuna işaret eden veri akışına kayıtsız kaldığını gözlemliyoruz. PPK'nın gelişmiş ülke merkez bankalarının küresel ekonomide süregelen çalkantılara karşı aldıkları önlemleri ve bu çalkantıların Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerinin ne kadar şiddetli olacağını gözlemleyerek bundan sonraki adımlarını kurgulayacağı fikrindeyiz. Ek olarak devam eden TL zayıflığının bu konuda PPK için bir mani teşkil ettiğini düşünsek de S&P'nin yerel para cinsinden Türkiye'nin notunu yatırım yapılabilir seviyeye çekmesinin bu konuda bir destek sağlayabileceğini düşünüyoruz. Ancak halen daha fazla gevşeme eğilimine olan ihtiyacın veri akışı ile desteklenmesi gerektiği inancındayız.
|
|
Sanayi Üretimi
|
09.2011
|
Eylül ayında sanayi üretimi beklentileri kabaca ...Sanayi Üretimi - 09.2011Eylül ayında sanayi üretimi beklentileri kabaca ikiye katlayarak %12'lik bir büyüme hızı yakaladı. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yayımlanan serilere göre son 7 ayın en hızlısı olan bu büyüme temposu sadece %6,6'lık piyasa tahminini ve bizim %6,4'lük öngörümüzü ciddi şekilde aşmakla kalmıyor, ayrıca beklenti aralığının üst sınırını teşkil eden %10,5 oranının da önemli miktarda yukarısına düşüyor. Seriler Ağustos ayı sanayi üretim artış hızının 0,1paunlık önemsiz bir aşağı yönlü güncelleme ile %3,7'ye çekildiğini gösterse de 2011 üçüncü çeyrekteki büyüme hızı oldukça güçlü olarak nitelendirebileceğimiz %7,5 oranında gerçekleşiyor. Endeksin altında yer alan üç ana sektörün de yıllık büyüme temposunu bir önceki aya göre artırmayı başardığı Eylül ayında endeksin önemli bir kısmını teşkil eden imalat sanayinin büyüme hızının iki kattan fazla artışla %12,8 seviyesine ulaşması dikkat çekici.
Düzeltilmiş serileri ele aldığımızda beklenmedik derecede kuvvetli sanayi üretimi artışının ardında takvim etkilerinden fazlasının olduğunu görüyoruz. Bayram döneminin bu sene Ağustos ayına sarkması ile birlikte oluşan baz etkisinin artışta rolü olduğu, çalışma günlerine göre düzeltimmiş serinin yıllık büyüme hızının %6 ile sınırlı kaldığı düşünülürse doğru bir tespit. Ancak mevsimsel düzeltmenin tabloya eklenmesi %1,5'luk bir dönemsel büyüme temposuna işaret ediyor ve düzeltilmiş endeksi 125,1 seviyesine taşıyor. Temmuz ayındaki sert dönemsel yükselişin bir defaya mahsus olduğunu ve Ağustos'taki gerilemenin bunun düzeltmesi olduğunu kabul etsek bile, Eylül ayı itibariyle artık açık şekilde aşağı yönlü bir eğilimden bahsetmenin mümkün olduğunu düşünmüyoruz. Düzeltilmiş serilerin 3 aylık ortalama artış hızını yıllıklandırdığımızda elde ettiğimiz %6,5'lik büyüme temposunun farklı bir eğilime işaret ediyor olma ihtimali bizce yüksek.
İmalat sanayi verileri üretim artışındaki ivmelenmenin rafineri sektörü haricinde genele yayılan bir karakteri olduğunu gösteriyor. Bu sektörde yaşanan %1'lık iddiasız büyüme hızı Temmuz 2010'dan bu yana kaydedilen en düşük tempo. Makine ve teçhizat üretimi büyüme hızının yarı yarıya azalarak %12,3'e gerilemesi ile tempo kaybediyor gibi gözükse de güçlü bir baz etkisinin etkili olduğunu söylememiz mümkün. İmalat sanayinin altında yer alan ve Ağustos'taki sert yavaşlamanın suçlusu olarak öne çıkan otomotiv sektörünü de kapsayan diğer önemli sektörlerde ise büyüme temposunun Eylül'de arttığına şahit oluyoruz. Tekstil ve giyim gibi genelde düşük performans gösteren iki sektörün sırası ile 7 ve 3 ay sonra ilk kez pozitif büyüme kaydettiklerini de not edelim.
Tüketim malları üretiminin güçlenmeye devam ettiği yaptığımız bir diğer gözlem. Hem dayanıklı hem dayanıksız tüketim malları alt gruplarında üretim temposunun art arda ikinci ayda da artması ile yakalanan %15,2 ve %9,9'luk büyüme hızları Ocak'tan bu yana görülen en yüksek oranlar. Ana Sanayi Grupları sınıflamasında kayda değer gördüğümüz diğer bir detay ise aramalı üretiminin büyüme oranını nedeyse üçe katlayarak %15'e yükseltmesi ve gelecek dönem sanayi üretim performansı için olumlu sinyaller vermesi.
Beklentileri aşan sanayi üretimi artışı paralelinde 3Ç11 GSYİH büyüme tahminimizi %5,9'a çekiyoruz. Sadece bu revizyon bile 2011 büyüme oranı öngörümüzü %6,6'dan %6,9'a çekmek için yeterli. Aramalı üretimindeki ivmelenmeyi de dikkate aldığımızda bu tahminimiz için risklerin yukarı yönlü olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, Eylül ayı sanayi üretimi artışının sadece Merkez Bankası'nın Ağustos ayında ekonomik durgunlukla ilgili dile getirdiği endişelerin yersiz olduğunu bir kez daha ispatlamadığını, ek olarak ekonominin yeniden dengelenmesi süreci ile ilgili soru işaretleri yarattığına inanıyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
08.2011
|
Ağustos Ayı Enflasyonu -2011 Ağustos ayı için ...Enflasyon Değerlendirme - 08.2011Ağustos Ayı Enflasyonu -2011
Ağustos ayı için açıklanan TÜFE rakamı %0,73'lük artış ile beklentilerin önemli ölçüde üzerinde gerçekleşti. Son üç ayın ilk pozitif değişimi olan bu rakam hem 50,43'lük piyasa beklentisine kıyasla hem de bizim %0,3'lük öngörümüze göre olumsuz bir tablo ortaya koyuyor. Beklentileri aşan Ağustos ayı gerçekleşmesinin yıllık TÜFE'yi gerilemekten alıkoyduğunu ve 0,3 puan artmasına yol açarak %6,65 düzeyine kadar yükselttiğini de not edelim. ÜFE cephesinde de açıklanan %1,76'lük aylık fiyat artışının beklentilerden yüksek olduğunu ve sadece %1,02'lık konsensüsü değil bizim daha temkinli olan %1,5'lük tahminimizi de aştığına şahit oluyoruz. Üretici fiyatlarındaki yıllık artış oranının Ağustos ayı itibari ile ulaştığı %11 seviyesinin bir önceki aya göre 0,7 puanlık artışa işaret ettiği ve 2008 sonundan bu yana görülen en yüksek düzey olduğu yaptığımız bir diğer gözlem. Tüketici fiyatlarının detayı bu kez gerçekleşmenin beklentilerden sapmasında tek açıklayıcı unsurun gıda fiyatlarındaki volatilite olmadığını gösteriyor. Her ne kadar %1,38'lik aylık artış İTO rakamlarından farklı bir tablo sergilese de yıllık gıda enflasyonun 1,7 puan gerilmesine ve %6 düzeyine çekilmesine mani olamamış durumda. Hesaplamalarımıza göre %2'nin üzerinde artış kaydeden işlenmemiş gıda ürünleri fiyatları İstanbul bölgesi için bildirilen yaş meyve sebze fiyatı düşüşü ile çelişiyor. Ramazan ayının da etkisi ile manşet TÜFE'ye 38 baz puan katkı yapan gıda enflasyonunun ardından ikinci sırayı %1,9 artış ile 29 baz puanlık katkı yapan ulaştırma fiyatları almış durumda. Her ne kadar akaryakıt fiyat artışları bu gerçekleşmede önemli bir role sahip olsa da, TL'nin değer kaybı paralelinde araç fiyatlarının kaydettiği hızlı artışı da not edilmesi gereken bir faktör. Sınırlı katkı yapan konut mobilya gibi alt gruplarında benzer eğilimleri yansıttığını düşünüyoruz. Ek olarak çeşitli mal hizmetler grubunda kaydedilen %4,55'lik sert yükselişin %17,7 oranında sıçrama görülen altın fiyatlarından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Son olarak giyim fiyatlarının negatif katkı yapan tek sektör olmaya devam ettiğini ancak %4,35'lük sezon sonu indirimimin geçen senenin bir kez daha altında kaldığını belirtelim. Çekirdek enflasyon gelişmelerinin ise kurdan fiyatlara olan geçişkenliği çok daha net bir şekilde ortaya koyduğuna şahit oluyoruz. Gıda, enerji, alkol ve tütün ürünleri ile altın fiyatlarını dışlayan özel kapsamlı I endeksinin mevsimsel kalıplar paralelinde azalmasını beklediğimiz halde %0,02'lik sınırlı bir artış kaydettiği görülüyor. Bu gerçekleşmenin 2004'ten bu yana görülen ilk pozitif Ağustos ayı çekirdek TÜFE değişimine karşılık geldiğini not etmekte fayda var. Bunun sonucu ise yıllık çekirdek enflasyonun bizim tahmin ettiğimiz şekilde %5,65 düzeyine değil 75 baz puanlık bir sıçrama ile son 30 ayın en yüksek düzeyi olan %6,19 düzeyine yükselmesi olmuş. Türkiye İstatistik Kurum tarafından derlenen özel kapsamlı 9 çekirdek göstergenin tümünün yıllık bazda%6,2-7,2 bandında yer alıyor oluşu ise orta vadeli enflasyon hedefinin %5 olduğu göz önünde bulundurulduğunda enflasyon görünümünün hedefle uyumluluğunu sorgulanabilir hale getiriyor. ÜFE cephesinde artışın tahminimizin üzerinde gerçekleşmesine yol açan temel etkenini ise enerji fiyatlarındaki %4,68'lik artış olduğunu ve elektrik üretimi maliyetlerinde yaşanan %5,63'lük sıçrayışı yansıttığını belirtelim. İmalat sanayi fiyatlarında kaydedilen %1,99'luk artış ise TL'nin Ağustos ayında ortalama olarak %6 düşüş kaydettiği hatırda tutulursa bizim açımızdan şaşırtıcı bir gelişme değil. ÜFE cephesinde gözlemleyebildiğimiz tek cesaretlendirici gelişme ise tarım fiyatlarının %0,76 gerilmesi ve işlenmemiş gıda fiyatlarındaki düzeltmenini yıllık gıda enflasyonunda önümüzdeki aylarda devam etmesini beklediğimizi aşağı yönlü eğilimi terse çevirme ihtimalini düşük tutması. Bugünkü Ağustos ayı rakamları ardından enflasyonun yılsonunda daha da yükselmeden önce önümüzdeki iki ay içerisinde azalacağını düşünmeye devam ediyoruz. Geçen Ekim'de kaydedilen %17,1'lik gıda enflasyonunun önemli bir baz teşkil ettiğini ve manşet rakamı TL daha da zayıflamadığı sürece %6 düzeyine çekmekte yeterli olacağını düşünüyoruz. Ancak çekirdek enflasyon da süregelen yükselişin, Merkez Bankası'nın gevşeme eğilimini desteklemek için kullanacağı bu rahatlamanın kısa vadeli olacağını açıkça ortaya koyduğuna inanıyoruz. Yine de MB'nın küresel gelişmeleri takiben bu ayki PPK toplantısından 25 baz puanlık bir indirimi gündeminde tutacağını öngörüyor, TÜFE'nin 2011'i %8,1 düzeyinde tamamlayacağını tahmin ediyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
08.2011
|
Temmuz Ayı Enflasyonu Tüketici fiyatlarının ...Enflasyon Değerlendirme - 08.2011Temmuz Ayı Enflasyonu Tüketici fiyatlarının kaydettiği düşüş piyasa beklentilerini aştı. TÜFE'nin aylık bazda kaydettiği %0,41'lik gerileme hem piyasanın beklediği %0,08'lik düşüşe hem de bizim -%0,1'luk öngörümüze kıyasla olumlu bir sürprize işaret etmekte. Ancak aylık TÜFE'nin beklentilerden fazla gerilemiş olmasının yıllık enflasyonun %6,24'ten %6,31'e çıkmasına engel olamadığını da belirtelim. Temmuz ayında üretici fiyatları cephesinde de olumlu bir sürpriz olduğunu ve aylık ÜFE'nin %0,03 oranında düştüğünü görüyoruz. ÜFE için piyasa beklentisi %0,58'lik artış yönünde iken bizim tahminimiz artışın %0,7'ye kadar yükselebileceği yönündeydi. Tüketici fiyatları cephesinde olduğu gibi beklenenden olumlu gelen Temmuz ayı gerçekleşmesi yıllık ÜFE'nin de yükselmesini ve 5 ayın en yükseği olan %10,34'e erişmesini engelleyememiş durumda. Ancak bu noktada gerek yıllık TÜFE ve ÜFE'de kaydedilen artışların sırası ile 8 ve 14 baz puanla sınırlı olduğunun altını çizmek gerektiğini düşünüyoruz. Gıda fiyatlarındaki oynaklığın alışageldiğimiz şekilde piyasaları şaşırtan ana unsur olmaya devam ettiğini görüyoruz. Gıda enflasyonunda geçen ayki rekor %6,4'lük düşüşü takip eden %1,18 oranındaki gerileme manşetten 33 puan çalmış. Bu rakam sezon indirimleri nedeni ile %4,84 azalan giyimin yaptığı 36 baz puanlık negatif katkıya nerdeyse denk. TÜFE verilerinin detaylarından yaptığımız hesaplama işlenmemiş gıda da düzeltmenin beklenenden sert %3,7 civarında bir düşüşle devam ettiğine işlenmiş gıda cephesinde ise Ramazan öncesinde artış oranının %0,75 düzeylerine yükseldiğine işaret ediyor. Gıdadan gelen negatif katkının, İTO rakamlarının ılımlı bir işlenmemiş gıda fiyatları azalışına işaret etmesinin de etkisi ile piyasanın ve bizim beklentimizi aştığını söyleyebiliriz. TÜFE'nin geriye kalanında dikkatimizi çeken gelişmelerin başında ise kur ve petrol fiyatlarının artışı neticesinde %0,78'lik aylık enflasyon ile manşete 12 baz puanlık katkı yapan ulaştırma grubunun hareketi geliyor. Temmuz ayı verilerinden yaptığımız bir diğer gözlem ise çekirdek enflasyonunun yavaşlayarak da olsa artmaya devam ettiği. Özel kapsamlı "I" endeksinin aylık olarak %0,35 oranında azalmış olması, düşüşün mevsimsel olduğu göz önünde bulundurulursa çok da heyecan verici bir gelişme değil. Bu gerilemenin 2007-10 döneminde Temmuz aylarında kaydedilen ortalama %0,6'lık azalışın nerdeyse yarısında kaldığını hatırda tutmak faydalı olabilir. Yıllık çekirdek enflasyon ise 16 baz puanlık artışı takiben %5,43'e yani %5,5'lik resmi hedefin çok yakınına gelmiş görünüyor. Yıllık çekirdek enflasyondaki artışın önceki üç ayın ortalama 50 baz puanlık artışına kıyasla sınırlı kalması olumlu olmakla birlikte, TL'de devam eden güçsüzlüğün ve çekirdeğin halihazırda gelinen seviyenin yılsonu için %7'yi aşmayı çekirdek enflasyon için kolay bir hedef haline getirdiğini düşünüyoruz. Bu durumun enflasyonun ana eğiliminin orta vadeli hedef olan %5 ile uyumlu olmadığını açıkça ortaya koyabileceği fikrindeyiz. ÜFE cephesinde ise gelişmelerin Haziran ayının kopyası olduğunu söylemek mümkün. Diğer bir deyişle tarım enflasyonundaki düşüş imalat fiyatları cephesindeki artışı dengeliyor. %6,06 oranında düşüş görülen tarım fiyatlarının manşet ÜFE'yi çeyrek puan aşağı çektiğini ve bu kategorideki yıllık enflasyonu %6,07'den %1,83'e kadar azalttığını belirtelim. İmalat sanayi tarafında ise detaylar kurdan fiyatlara geçişkenliğin tüm hızı ile sürdüğü kaydedilen %1,34'lük sıçrama ile ortaya çıkıyor. Fiyatların 22 alt sektörün 20 tanesinde yükselmiş olmasının, yıllık imalat enflasyonunun %13,85 ile 35 ayın zirvesine ulaşması ile artık oldukça görünür hale gelen maliyet baskılarının aynı zamanda geniş tabanlı hale geldiğine işaret ettiğine inanıyoruz. Gıda enflasyonundaki aşağı savrulmaların gelecek dönemlerde daha yüksek sıçrayışların habercisi olması sebebi ile Temmuz ayı rakamlarının ardından yılsonu için %8,1 düzeyinde bulunan TÜFE öngörümüzü değiştirmiyoruz. MB'nın da artık açıkça belirttiği üzere önümüzdeki aylarda baz etkisi ile gerileyecek yıllık enflasyonun son çeyrekte izleyeceği seyrin önemli olduğu fikrindeyiz. Para politikasının büyümeyi destekler duruşu sebebi ile bu dönemdeki sıçramanın kuvvetli olabileceğine inanıyoruz. Ayrıca bugünkü sonuçların, gündemi Avrupa'daki borç krizinin yarattığı çalkantılar olan yarınki olağandışı PPK toplantısı açısından bir fark yaratmayacağını ve Kurul tarafından gecelik borçlanma faizinin önemli oranda artırılacağını düşünüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
08.2011
|
Bu ayki olağan toplantısında Para Politikası ...Para Politikası - 08.2011Bu ayki olağan toplantısında Para Politikası Kurulu (PPK) bizim ve piyasa katılımcılarının çoğunluğunun öngördüğü şekilde beklemede kalmayı tercih etti. Aybaşındaki olağanüstü toplantı ile %5,75 düzeyine çekilen 1-haftalık repo ihalesi oranı PPK tarafından aynı düzeyde muhafaza edilirken, aynı toplantıda MB'nın gecelik vadedeki borç alma oranının %5'e yükseltilmesi sonucunda 4 puana daraltılan kısa vadeli faiz koridorunda da bir değişikliğe gidilmedi. Son olarak piyasa katılımcılarının önemli bir kısmının beklediği ancak bizim gerçekleşmesini öngörmediğimiz döviz tevdiat hesaplarına uygulanan zorunlu karşılık oranlarında da ek bir indirime gidilmediğini belirtelim.
Faiz kararı ile beraber yayınlanan bir sayfalık duyuruda PPK'nın ön plana çıkardığı ilk mesaj önümüzdeki dönemde cari dengenin iyileşeceği yönündeki öngörüsü. Açıklanan verilerin küresel büyümenin hız kaybettiği yönündeki tespitini teyit ettiğinin altını çizen kurul, bunun dış talebi zayıf tutacağına işaret ediyor. Öte tarafta ise PPK'nın nihai iç talepte 2Ç11'den bu yana süregelen yavaşlamayı öne çıkardığını görüyoruz. Kurul'a göre yavaş kredi büyümesi ve döviz kuru hareketleri iç ve dış talebi dengeleyecek ve cari açıkta kayda değer bir iyileşmenin önünü açacak. Bu noktada Kurul'un büyüme görünümünde önceki duyuruların aksine kapasite kullanım işsizlik oranlarına herhangi bir atıfta bulunmamış olmasının dikkat çekici olduğunu da not edelim.
Enflasyon ile ilgili PPK'nın verdiği en önemli mesaj ise görünümün 2012 yılsonu resmi hedefi olan %5 ile uyumlu olduğu. Duyuruda Kurul'un liranın değer kaybı sonrasında enflasyonun Temmuz ayı raporunda öngörülen düzeylerin üzerine çıkma riski doğduğunu ve çekirdek enflasyondaki artışın bir süre daha devam edeceğini kabul ettiğini görüyoruz. Ancak PPK üyelerine göre ekonomik faaliyetteki yavaşlama zayıflayan TL'nin neden olabileceği ikincil etkileri sınırlayacak ve enflasyonda yaşanacak yükselişin geçici olmasını sağlayacak.
PPK'nın olağanüstü toplantıda aldığı tedbirlerin büyüme ile ilgili aşağı yönlü riskleri azalttığını düşünmesine rağmen gevşeme eğilimini koruyor olması duyurudan çıkan son kritik mesaj. Her ne kadar söz konusu risklerin bu aşamada dengelenmiş olduğunu düşünse de, PPK küresel ekonomideki belirsizlikleri göz önünde bulundurarak gerekli politika tepkisini gecikmeden vereceğini açıkça duyurmuş durumda. Bu şartlar altında küresel problemlerin daha da derinleşmesi ve Türkiye ekonomisi için durgunluğun belirginleşmesi eldeki tüm para politikası araçlarının genişletici yönde kullanılmasına yol açacak.
Bugünkü PPK duyurusunun beklediğimiz şekilde önümüzdeki ay ek bir politika faizi indirimi için açık kapı bırakmasının bono faizlerinin düşük seviyelerini korumasına yardımcı olacağını, ancak TL'nin son dönemde yaşadığı kayıpları geri almasına mani teşkil edebileceğini düşünüyoruz. PPK'nın hali hazırda negatif olan reel politika faizini daha da düşürmeden önce bekle-gör politikası izleyerek gelişmiş ülke merkez bankalarının artan küresel resesyon korkuları karşısında alacağı pozisyonu beklemesinin mevcut koşullarda doğru bir tutum olduğu fikrindeyiz. Ek olarak PPK'nın uzunca bir aradan sonra enflasyon görünümünün orta vadeli hedeflerle uyumu konusunda bir mesaj veriyor oluşunun, bu uyumun ciddi şekilde sorgulandığı bir dönemde kayda değer bir değişiklik olduğu fikrindeyiz. Son olarak PPK'nın muhafaza ettiği gevşeme eğilimine olan ihtiyacın veri akışı ile teyit edilmesinin gerekliliğine inanıyoruz.
|
|
Para Politikası
|
08.2011
|
Olağan üstü toplanan Para Politikası Kurulu ...Para Politikası - 08.2011Olağan üstü toplanan Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli faiz koridorunu beklentilerin ötesinde 350 baz puan daralttı. 5 yıldır ilk kez olağanüstü toplanan Kurul, MB'nın gecelik vadedeki borç alma oranını %5.0 oranına yükselterek gerçekleştirdiği artış ile hem bizim 200 baz puanlık öngörümüzü hem de 300 baz puanlık ortalama piyasa beklentisini aşmış oldu. Ayrıca beklenmedik şekilde PPK MB'nın politika faizi olan haftalık repo ihalesi oranını %6,25'ten %5,75'e indirdi. Koridorun üst sınırını teşkil eden Banka'nın gecelik borç verme oranı %9'da muhafaza edilirken, piyasa yapıcılara sağlanan imkan %8 ile bu oranın 100 baz puan altında kalmaya devam etti. Bu kararlar sonucunda, faiz koridoru geçen Kasım ayından bu yana gördüğü en düşük seviye olan 400baz puana daraltılmış oldu.
PPK duyurusu hedeflenenin kısa vadeli faiz oranlarındaki aşağı yönlü oynaklığı azaltmak olduğunu ortaya koyuyor. Temmuz ayı Enflasyon Raporu'nda vurgulanan risklerin belirginleştiğini düşünen üyeler gecelik borçlanma oranını belirgin şekilde artırarak ve koridoru daraltarak bu hedefe ulaşmayı amaçlamışlar. Ek olarak PPK'nın MB tarafından sisteme sağlanan likiditenin daha sağlıklı ve dengeli bir şekilde dağılması için düzenlemeler yapılması ihtiyacına vurgu yaptığını görüyoruz. Toplantı öncesinde haftalık repo ihale stokunun tüm zamanların en yüksek düzeyi olan 63 milyar TL'ye kadar çıkarılmasının bu yönde ilk adımı teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Banka tarafından ek bir açıklama ile duyurulan diğer düzenlemeler ise piyasa yapıcıların bu ihalelere en fazla tutarın %20'si kadar teklifle iştirak edebilmelerini ve beklenmedik likidite sıkışıklıkları karşısında bu sınırın uygulanmadığı ek gün içi ihalelerin başlatılmasını öngörüyor.
Politika faizindeki beklenmedik indirimi ise PPK duyuru metninde bir önlem olarak ön plana çıkarıyor. Kurul küresel ekonomideki problemlerin Türkiye ekonomisi için risk teşkil ettiğini düşünüyor. PPK'ya göre yapılan ölçülü politika faizi indiriminin amacı bu risklerin durgunluğa yol açma ihtimalini düşürmek. Bu noktada kullanılan söylemin 1 hafta önce yayınlanan son enflasyon raporundaki iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi halinde parasal politika araçlarının gevşetileceği yönündeki ifade ile önemli farklar içerdiğinin altını çizmekte fayda var.
PPK kararlarına ek olarak, MB'nın günlük döviz satım ihaleleri başlatarak TL'nin değer kaybının önüne geçmeye çalıştığına şahit oluyoruz. Banka'dan yapılan bir diğer duyuruya göre gerek görülen günlerde döviz satım ihaleleri yoluyla piyasaya döviz likiditesi sağlanacak, satımı yapılacak tutarı MB gün içerisinde belirleyecek. Uygulama ile ilgili muğlaklığın yüksek olduğu ve sağlanacak ek döviz likiditesinin miktarının belirsiz kaldığı, bu tedbirin döviz piyasasında oynaklığı azaltabileceği fikrinde değiliz.
Bugünkü ara PPK toplantısından çıkan sonuç ve alınan ek tedbirlerin kısa vadede bono faizlerini yukarı yönlü hareketlendirebileceğini, öte yandan süren belirsizliklerin ise TL'nin değer kaybını sürdürmesine yol açabileceğini düşünüyoruz. Ancak TL'nin değer kaybının yıllık TÜFE'de önümüzdeki dönemde beklediğimiz gerilemeyi sınırlayabilecek olması ve yılın son çeyreği için enflasyonda biriken yukarı yönlü baskıları daha da artırması, faiz oranlarındaki düşüşün uzun soluklu olmasının önünde engel teşkil edebilir. Ek olarak bazı piyasa oyuncularının beklediği zorunlu karşılık indirimlerinin MB'nın açıkladığı tedbirler içerisinde yer almıyor oluşu piyasalarda hayal kırıklığı yaratabilir.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
07.2011
|
Haziran Ayı Enflasyonu 2011 Haziran ayı için ...Enflasyon Değerlendirme - 07.2011Haziran Ayı Enflasyonu 2011
Haziran ayı için açıklanan enflasyon verileri TÜFE'nin %1,43'lük bir gerileme ile beklentilerden çok daha sert bir düşüş ortaya koyduğunu gösterdi. 2011'ilk negatif gerçekleşmesi olan bu rakam ortalama piyasa tahmini ile de örtüşen %0,75'lik düşüş öngörümüze kıyasla oldukça düşük ve yıllık TÜFE'nin 0,9 puanlık azalışla %6,24 seviyesine gerilmesine yardımcı olmuş durumda. Ancak yıllık enflasyonun halen %5,5'lik yılsonu hedefinin üzerinde seyrettiğini ve 2 ay öncesinin 2 puan üstünde yer aldığını not etmekte fayda var. Haziran ÜFE artışı ise %0,01'lik artış ile yine beklentilerden daha iyi gerçekleşirken, yıllık rakamın artmaya devam ettiğini ve 2 ay aranın ardından tekrar çift haneli seviyelere %10,19 ile ulaştığını gözlemliyoruz.
Tüketici fiyatlarının detaylarında gıda fiyatlarında yaşanan %6,4'lük düşüşün basit bir düzeltme hareketinin ötesine geçtiğine şahit oluyoruz. Daha önce örneği olmayan bu düşüş manşetten 178 baz puan, diğer bir ifade ile öngördüğümüz %3,5'lik gıda fiyatı gerilmesinin çalacağından 80 baz puan kadar fazlasını silmiş. Hesaplamalarımız işlenmemiş gıda ürünlerinin bu düşüşte belirleyici olduğunu ve aylık %13,3'lük azalış ile Mayıs'taki %9,8'lik düzeltmenin ötesine geçmiş olduğunu gösteriyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi gıda enflasyonunu giderek here iki yönde daha sık ve daha yüksek salınımlar ile karakterize olan düzensiz bir kalıba kaydığını gözlemliyoruz. Yıllık gıda enflasyonunun bir ayda 4.5 puan gerileyerek %8,13'e düşmesi ancak 2 ay öncesinin halen 3 katı düzeyinde olması bahsettiğimiz yeni kalıbı gayet net bir şekilde özetliyor. Öte tarafta gıda dışı TÜFE'nin ise yıllık bazda yarım puanlık artışı takiben %5,5'e tırmandığını not edelim. Esasında Haziran ayı verileri gıda ve konut grubu dışında gelen diğer tüm alt gruplarda yıllık enflasyonun artış kaydettiğini ve zayıf TL'den fiyatlara geçişkenliğin sürmekte olduğunu ortaya koyuyor.
Çekirdek enflasyonu ele aldığımızda ise resmi hedefe doğru olan tırmanışın kararlı bir şekilde sürdüğünü görüyoruz. Gıda, enerji, alkol, tütün ve altın fiyatlarını dışlayan "I" endeksinin kaydettiği aylık %0,63'lük artış bu endeks vasıtası ile ölçülen yıllık çekirdek enflasyonu 55 baz puan daha artırmış ve son 13 ayın en yüksek düzeyi olan %5,27'ye yükseltmiş durumda. Çekirdek enflasyonun eriştiği düzeyin yılsonu hedefinden sadece 0,2 puan aşağıda yer alıyor oluşu ve daha önemlisi gayet düzenli bir kalıpla 8 ay boyunca artış kaydettikten sonra bu noktaya erişmesi kanaatimizce para politikasının daha yakın ilgi göstermesini gerektirmekte.
ÜFE'nin detaylarına indiğimizde ise imalat sanayi enflasyonundaki ivmelenmenin tarım fiyatları tarafından dengelendiği yaptığımız ilk tespit oluyor. İmalat fiyatlarında kaydedilen %0,68'lik artış beklentimizden bir miktar daha kuvvetli ve bu grupta yıllık enflasyonu %12,58 ile Eylül 2008'den bu yana en yüksek seviye taşıması ile birlikte biriken maliyet yönlü baskıların daha da kuvvetlendiğine işaret ediyor. Detaylar bize artışa en önemli katkıyı %4,95'lik aylık fiyat artışı kaydeden Ana Metal sektörünün yaptığını söylüyor. Tarım enflasyonu cephesinde ise yaşanan %3,13'lük gerilemenin 2005 yılından bu yana Haziran ayında görülen en sert mevsimsel düzeltme olduğunun ve toplam ÜFE'den 55 baz puan çaldığının altını çizelim.
Haziran ayı rakamı beklentinin altında kalmasına rağmen yılsonu için öngördüğümüz %7,6'lık TÜFE için yukarı yönlü risklerin arttığını düşünmeye devam ediyoruz. Mayıs ayında beklenmedi yukarı sıçrayışın ardından öngörümüzü değiştirmediğimiz gibi bu aşamada da gıda enflasyonunun sert salınımları paralelinde tahminimizi değiştirmeyi gereksiz buluyoruz. Ancak çekirdek enflasyondaki düzenli yukarı yönlü seyrin ve ÜFE tarafında birikmiş maliyet baskılarının Merkez Bankası'nın konvansiyonel yöntemlerle para politikasını sıkılaştırmaya karşı mesafeli durduğu bu ortamda önemli riskler teşkil ettiği fikrindeyiz ve TL'nin süregelen zayıflığının bu riskleri arttırmasını muhtemel görüyoruz. Banka'nın bu ay sonunda yayınlayacağı çeyreklik Enflasyon Raporu ile varsayım ve tahminlerinde bir değişikliğe gidip gitmeyeceğine göre politika faizi artışı ve enflasyon tahminlerimizi güncellemeyi planlıyoruz.
|
|
Para Politikası
|
07.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) Temmuz ayı ...Para Politikası - 07.2011Para Politikası Kurulu (PPK) Temmuz ayı toplantısının sonucunda tahmin edildiği şekilde beklemede kalmayı tercih etti. Piyasa katılımcılarının hem fikir olduğu şekilde politika faizi oranı art arda altıncı toplantıda %6,25 olarak muhafaza edilirken Merkez Bankası'nın (MB) gecelik vadede gerçekleştirdiği işlemlerde geçerli olan faiz oranlarında da bir değişikliğe gidilmedi. Sırası ile %1,5 ve %9 seviyelerinde bulunan gecelik borçlanma ve borç verme oranları Banka'nın politika aracı olarak belirttiği kısa vadeli faiz koridorunun 7,5 puan genişliğinde kaldığını gösteriyor.
PPK duyurusuna baktığımızda ilk göze çarpan değişiklik tahminlerimiz paralelinde sunulan büyüme görünümünün daha zayıf hale gelmiş olması. Özel tüketimde yavaşlama gözlemleyen Kurul üyelerine göre yatırım talebinde ılımlı eğilim sürüyor. Bir ay öncesine göre önemli bir fark ise PPK'nın iç talebin kontrol altına alınmış olduğu yönündeki iddiası. Dış talebin ise alışa geldiğimiz şekilde zayıflığına vurgu yapıldığına ve düşük kapasite kullanım oranlarının temel sebebi olarak sunulduğuna şahit olduğumuz bir sayfalık açıklamaya göre PPK'nın istihdam koşullarına olan yaklaşımında herhangi bir farklılaşma yok. İşsizlik oranlarının kriz öncesi seviyelerine döndüğünü tekrarlayan PPK vurguyu artan verimlilik sayesinde azalan birim işgücü maliyetlerine yapmaya devam ediyor.
Kurul'un çekirdek enflasyon gelişmeleri konusunda ise net bir mesaj vermekten çekinmeye devam ettiği enflasyon görünümü ise bir süredir şahit olduğumuz üzere oldukça kısıtlı. Yıllık çekirdek rakamın bir miktar yükseleceğinin ancak zayıflayan ekonomik aktivite sayesinde bu yükselişin sınırlı kalacağının bu cephede verilen tek mesaj olduğunu belirtelim. Bizim mevcut tahminlerimiz de yılık çekirdek rakamın Temmuz ayı itibariyle sınırlı bir yükselişin ardından %5,3'ten yıllık resmi TÜFE hedefi olan %5,5'e yükseleceğine işaret ediyor. Ancak sonraki aylar için PPK'nın atıfta bulunduğu göreceli ekonomik yavaşlamanın, birikimli maliyet baskılarının geldiği seviye düşünüldüğünde çekirdek enflasyonun artışının önünü alabileceğinden ve yılın geriye kalanında daha fazla yükselişin ardından 2011 senesini %6,5-7 aralığında tamamlamasını engelleyebileceğinden şüpheliyiz.
PPK'nın sıkılaştırma eğilimini terk etmiş ve bu yöndeki ifadeyi metinden çıkarmış olması ise bizi şaşırtmayan bir gelişme. BDDK tarafından atılan son adımların borçlanma maliyetlerini yükseltmesinden ve yılın ilk yarısında bütçenin fazla vermesi ile sonuçlanan sıkı maliye politikasından tatmin olan PPK, iç ve dış talebin dengelenmekte olduğuna ve cari açıkta düzeltmenin son çeyrekte başlayacağına inanıyor. Ek olarak PPK'nın TL'nin daha fazla değer kaybı karşısında kısa vadeli faiz koridorunu daraltmayı ilk reaksiyon olarak planladığı görülüyor. Metinden çıkan son ve belki de en önemli mesaj ise PPK'nın küresel ekonomideki problemlerin büyüyerek Türkiye'yi durgunluğa itmesi durumunda eldeki tüm politika araçlarını parasal gevşemeyi sağlayacak şekilde kullanmayı düşündüğü.
Kurul'un giderek daha güvercin bir tutuma kayıyor olmasının TL'deki zayıflığı kalıcı hale getirebileceğini düşünüyoruz. Koridorun şu anda piyasa oranları üzerinde herhangi bir belirleyiciliği bulunmayan ve %1,5 düzeyinde bulunan gecelik borçlanma faizinin artırılarak daraltılması ile bu eğilimin önüne geçilebileceğine inanmıyoruz. Birçok risk senaryosu içerisinden PPK'nın daha fazla parasal gevşeme öngören alternatifi öne çıkarmasının önümüzdeki hafta yayımlanacak olan Enflasyon Raporu'nda gelecek güncellemelerin yönü hakkında net bir sinyal verdiği fikrindeyiz. Para politikası otoritesinin giderek daha güvercin bir pozisyona kayması sonucunda yılsonu büyüme cari açık ve enflasyon tahminlerimiz için yukarı yönlü risklerin arttığını görüyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
07.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi ...Sanayi Üretimi - 07.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretiminin Temmuz'da beklentileri aşarak %6,9 oranında büyüdüğünü duyurdu. Temmuz ayında kaydedilen %6,8'lik yıllık artışı aşan bu tempo, gerek %4,6'lık piyasa beklentisinin gerekse bizim %4,5'lik öngörümüzün oldukça üzerinde. Endeksi oluşturan ana kalemlere baktığımızda en önemli ağırlığa sahip imalat kesiminde büyümenin %7,2 ile bir miktar gerilediğini ancak madencilik ve elektrik üretimi cephelerinde sırası ile kaydedilen %1,1 ve %7,1'lik artışların hızlanmaya işaret ettiğini görüyoruz. Ek olarak geçmiş verilerde yapılan ufak güncellemelerin 2Ç11 sanayi üretimi artışını %7,8'den %7,9'a çektiğini, ancak bunun %6,8'lik GSYİH öngörümüzü etkilemediğini belirtelim. .
Düzeltilmiş seriler aylık bazda Ocak ayından bu yana ilk artışını %2,7'lik önemli bir sıçrayış ile kaydetti. TÜİK'in takvim etkinleri ve mevsimselliğe göre düzelttiği serilerde aşağı yönlü eğilim endeksin son altı ayın en yüksek düzeyi olan 126,7 düzeyine çıkması ile beklenmedik bir şekilde sona ermiş durumda. Bu seviyenin 127,9'luk ocak seviyesinin sadece %0,9 altında kaldığının ve daha önemlisi %2,7'lik aylık artışın önceki aya kadar gerçekleşen %3,5'lik birikimli azalışın yarısından fazlasını geri almış olduğunun dikkate değer noktalar olduğu fikrindeyiz.
İmalat sanayine ait verilerin detayı otomotiv sektörünün Temmuz ayında üretimi hızlandırdığını ortaya koyuyor. Sektörün kaydettiği %34,6'lık üretim artışı sadece geçen ayki %13,1'i iki kattan fazla aşmakla kalmıyor, aynı zamanda da 2001 başından bu yana görülen en hızlı artış temposuna denk geliyor. Geçen yıl kaydedilen %6'lık göreceli yavaş büyümenin yarattığı düşük bazın bu sonuçta etkisi olduğu fikrindeyiz. Önemli sektörlerin geriye kalanında ise sadece kimyasalların performansını iyileştirdiğini ve %2,9'luk üretim artışı ile daralmadan çıkmayı başardığını görüyoruz. Her ne kadar büyüme temposu %18,5'e gerilemiş olsa da makine-ekipman üretimi göreceli gücünü korumayı başarmış. Mineraller, gıda, rafineri ve ana metaller tempo kaybı yaşayan ama büyümeyi başaran diğer sektörler olurken, daralan tekstil ve giyim sektörlerinin en kötü performans gösterenler olmaya devam ettiğini fark ediyoruz.
Sermaye malı üretimi artışının son 5 ayın en yüksek düzeyine hızlanması Temmuz sanayi artışını beklentilerin üzerine taşıyor. Sermaye malı grubunun %28,5'luk yıllık büyümesi Haziran artış hızının kabaca ikiye katlanmış olduğunu ortaya koyuyor. Ana Sanayi Grupları sınıflamasının geriye kalanı ise bize aramalı üretiminin bir miktar tempo kazanması ile gelecek dönemler için olumlu sinyaller verirken, tüketim malları grubunun hem dayanıklı hem dayanıksız tarafta hız kestiğini ve ikinci grubun eksi büyüme kaydettiğini ortaya koyuyor.
Dönemsel büyümedeki sert sıçramanın MB'nın baz senaryosunu sorgulanabilir kıldığı fikrindeyiz. Her ne kadar bir aylık veri ile öngörüde bulunmak sağlıklı olmasa da, Temmuz ayı verisi, düzeltilmiş GSYİH çeyreklik bazda 2Ç11'de ister yatay kalmış isterse gerilemiş olsun bunun bir durgunluk başlangıcından ziyade geçici bir duruma işaret ettiğini ortaya koyuyor olabilir. Kapasite kullanım oranının mevsimsellikten arındırıldığında Ağustos ayında artmış olmasının görüşümüzü destekler nitelikte olduğuna inanıyoruz. Her ne kadar kimilerince Ağustos ayı elektrik tüketimi artışının %0,8'e gerilemesi cesaret kırıcı görülse de, bunun sanayi cephesinden gelen bir talep azalışını yansıtmaktan ziyade bir yıl önceki olağanüstü hava koşullarının yarattığı bir baz etkisi ile açıklanabilir olduğu görüşündeyiz. Bu koşullar altında 2011 sonu için öngördüğümüz %6,1'lik GSYİH büyümesi ile ilgili aşağı yönlü risklerin azaldığını düşünüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
06.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) bugün ...Para Politikası - 06.2011Para Politikası Kurulu (PPK) bugün gerçekleştirdiği toplantının sonrasında art arda ikinci ayda da bekle-gör politikasını devam ettirdi. Tüm katılımcılar tarafından beklendiği şekilde kısa vadeli faiz oranlarında değişikliğe gitmeyen Kurul, politika faizi olan 1-hfatlık repo ihalesi oranını %6,25 olarak teyit etmiş oldu. Ayrıca Merkez Bankası'nın (MB) gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarında da değişikliğe gitmeyen PPK, ek bir politika aracı olarak sunduğu kısa vadeli faiz koridorunun genişliğini 7,5 puan olarak muhafaza etti. Zorunlu karşılık cephesinde ise PPK, bizim ve birkaç katılımcının tahminlerinin aksine ama genel piyasa beklentisi ile uyumlu şekilde ek bir artırıma gitmedi.
PPK duyurusuna eşlik eden bir sayfalık karar metnini incelediğimizde büyüme görünümünün Mayıs ayında sunulan ile önemli farklılıklar içermediğine şahit oluyoruz. Genel ekonomik aktivitede bir yavaşlama olduğunu vurgulayan PPK, özel kesim tüketim ve yatırım talebinde ılımlı seyir izlenmekte olduğunu, dış talebin ise zayıf kalmaya devam ettiğini yinelemiş. İş gücü piyasası koşullarındaki iyileşmeyi kaydeden ve işsizlik oranlarının artık kriz öncesi seviyelere dönmüş olduğunun altını çizen Kurul üyeleri, ek bir tespit olarak artan verimlilik oranlarına vurgu yapmışlar. Artan verimlilikle beraber birim işgücü maliyetlerinin aslında düşüte olduğuna işaret eden PPK, dış talepteki zayıflığın ise imalat sanayi kapasite kullanım oranlarının düşük düzeylerini korumakta olduğunu tespit etmiş. Ekonomik aktivitenin aşağı yönlü bir döngünün başlangıcında olduğu fikrine üretim cephesindeki verilere bakarak katılıyor olsak da, son dönemdeki veri akışının talep yönünde fark edilebilir bir yavaşlamanın sinyallerini içerdiğini düşünmüyoruz.
Enflasyon cephesinde PPK'nın yaptığı en önemli tespit Mayıs ayında önemli bir olumsuz şok yaşatan işlenmemiş gıda fiyatlarında Haziran'da yaşanan aşağı yönlü düzeltme. Kurul'a göre bu düzeltme yıllık TÜFE'yi aşağıya çekecek. Şu andaki mevcut tahminlerimiz de bize benzer bir tablo sunuyor ve yıllık TÜFE'nin %7,17'den %6,9'a gerileyebileceğini gösteriyor. Ancak PPK'nın orta vadeli enflasyon görünümü ile ilgili söylediklerinin oldukça yüzeysel kaldığını not etmekte fayda var. Bir kez daha birikimli ithalat fiyat artışlarının yarattığı risklere ve baz etkisinin çekirdek TÜFE'yi sınırlı miktarda yukarı taşıyacağı ile kısıtlı kalan tespitlerini yineleyen PPK'nın, 7 aydır düzenli bir artış sergileyen çekirdek enflasyonun hedef altında kalmaya devam edeceği yönünde herhangi bir güvence veremiyor oluşu bizce olumsuz.
Karar metninde gözümüze çarpan son önemli unsur ise BDDK tarafından son dönemde alınan tedbirlerin iç ve dış talebin dengelenmesinde rol oynayacağı konusundaki vurgu. Bu tespit ile beraber PPK, cari dengede kayda değer bir iyileşmenin görülebilmesi için yılın son çeyreğini işaret etmeye devam ediyor. Ek olarak MB alışılmamış para politikası bileşimine duyduğu güvenini halen devam ettiğini net bir şekilde ortaya koyarken, bugüne kadar alınmış tedbirlerin kâfi gelebileceğine dair örtülü bir mesaj veriyor. Gerekli görüldüğü takdirde aynı doğrultuda ek tedbirler alınacağını söyleyen kilit cümlenin karar metninde aynen tekrarlanmış olması, Temmuz ayında bir faiz artırımının bazı piyasa oyuncularının beklentisinin aksine mümkün olmadığını gösteriyor.
Mayıs toplantısı sonrasında şahit olduğumuz şekilde, PPK'nın enflasyon görünümü konusundaki rahatlığının ve finansal istikrarı korumak adına yükümlülüklerini şu an için yerine getirmiş olduğuna dair inancının piyasa tarafından kabul görmüyor oluşu, döviz kurunu dışsal dengesizlikler için tek düzeltme kanalı alternatifi haline getiriyor. MB'nın konvansiyonel para politikasına dönüşte gönülsüzlüğünü sürdürmesi durumunda TL'nin daha fazla aşağı yönlü baskılara maruz kalabileceğini, enflasyon içinse yukarı yönlü risklerin artacağını düşünüyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
06.2011
|
Sanayi üretimi Haziran ayında %6,8 ile ...Sanayi Üretimi - 06.2011Sanayi üretimi Haziran ayında %6,8 ile beklentilerin altında büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan sanayi üretimi endeksi, Kasım 2009'dan bu yana en düşük yıllık büyüme oranını kaydederken, aynı zamanda %7,9'luk ortalama piyasa tahmini ile birlikte ve bizim daha iyimser olan %8,9'luk tahminimizin oldukça altında performans göstermiş durumda. Geçmiş verilerde kayda değer bir revizyonun gerçekleşmemesi ile beklenin altında gelen Haziran verisi 2011 ikinci çeyrek sanayi üretimindeki artış %7,8 olarak gerçekleşti ve ilk çeyrekte şahit olduğumuz %14,2'lük sıçrayışın önemli ölçüde altında kaldı.
Düzeltilmiş serilerde aylık bazda kaydedilen %0,9'luk azalış Şubat ayından bu yana en sert düşüşe işaret ediyor. TÜİK tarafından takvim etkinlerine göre düzeltilen ve mevsimsellikten arındırılan serilerin, burada aylık azalışların Nisan Mayıs döneminde %0,2-0,3 bandında kaldığı düşünülürse, üretim cephesindeki aşağı yönlü hareketin hızlandığına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Düzeltilmiş serinin 123,1 ile 7 ayın en düşük seviyesine gerilediğini ancak düşüş temposunun Şubat ayındaki %1,8'lik azalışın nerdeyse yarısında kaldığını not edelim. Sanayi üretiminin tüm zamanların en yüksek düzeyine 127,9 ile ulaştığı Ocak zirvesine göre is kaydedilen birikimli düşüş Haziran ayı itibariyle %3,7'ye ulaşmış durumda.
İmalat sanayindeki yıllık bazda %7,5 olarak duyurulan artış, %1'lik dönemsel bir daralmayı haber veriyor. Alt sektörler içinde makine-ekipman sektörünün %20 üzerindeki büyüme performansını %23,8 ile sürdürdüğüne, ancak baz etkisi ile Mayıs'a göre bir miktar gerilediğine şahit oluyoruz. Baz etkisi aynı şekilde büyüme temposu son 1 yılın en düşük düzeyi olan %13,1'e gerileyen otomotiv sektöründe de etkili olmuş durumda. Ancak, imalat sanayi cephesinde problemin son 1 yıl içerisinde üretimlerinin sırası ile %4,9 ve %2,1'ini kaybeden kimyasallar ve tekstil sektörlerinde daha belirgin olduğunu söyleyebiliriz. Ters tarafta ise ana metal (%7,9) ve gıda üretimi (%13,8) sektörlerinin iyileşen performansları ile ön plana çıktığını söyleyebiliriz.
Aramalı sektöründe olumlu baza rağmen daha da yavaşlayan üretim gelecek ayların performansı hakkında olumsuz sinyaller veriyor. %4,1'lik yıllık büyüme ile son 19 ayın en yavaş temposunu kaydeden aramalı üretiminde ikinci çeyrek artış oranı ilk çeyrekteki %14,7'den %5,8'e kadar gerilemiş durumda. Tüketim malları cephesinde de yavaşlamanın izleri gözüküyor. Dayanıklı mallar grubunun %12'lik artışı her ne kadar oldukça yüksek gözükse de sıra dışı zayıflıkta bir bazın üzerine geldiğini not edelim. Son olarak %14,6 oranın da büyüyen sermaye mallarının halen yatırım iştahı konusunda, Merkez Bankası'nın (MB) ekonomik yavaşlamanın yatırım talebi kaynaklı olacağı öngörüsüne rağmen, pozitif sinyaller verdiği fikrindeyiz.
Sanayi üretimindeki yavaşlamanın MB'nın kredibilitesine olumlu katkı yaptığını düşünüyoruz. Haziran ayı verisi ile birlikte düzeltilmiş serinin art arda beşinci ayda da kesintisiz geriliyor olması, MB'nın ekonomik aktivitenin ikinci çeyrek itibariyle gerilmeye başladığı tezini teyit eder nitelikte. Ancak daha önce de dile getirdiğimiz şekilde halı hazırda yaşanan yavaşlamanın ve MB tarafından yurtdışındaki riskler paralelinde daha da belirginleştiği iddia edilen ekonomik durgunluk riskinin, finansal istikrar ile ilgili riskleri ne kadar azaltacağı konusunda soru işaretleri olduğuna inanmaya devam ediyoruz. Ayrıca, ilk hesaplamalarımıza göre ikinci çeyrekte 7,8% olarak gerçekleşen sanayi üretimi artışının aynı dönem için %6,8-%7'lik bir GSYİH artışına işaret ettiğini görüyoruz. Bu oranların daha önce gördüğümüz %7,3'lük tahminimizin altında kaldığını ve yılsonu için öngördüğümüz %6,1'lik büyüme için aşağı yönlü riskleri arttırdığını söyleyebiliriz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
06.2011
|
Mayıs'ta sanayi üretimi %8 artış ile ...Sanayi Üretimi - 06.2011Mayıs'ta sanayi üretimi %8 artış ile beklentilerin bir miktar üzerinde performans gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan rakamlar son 18 ayın en düşük büyüme hızının kaydedilmiş olmasına rağmen hem %7,5'luk ortalama piyasa öngörüsünün hem de bizim %7,7'lik tahminimizin aşılmış olduğunu gösteriyor. Rakamlar ayrıca Nisan ayı sanayi üretimi artış hızında gerçekleştirilen yarım puanlık yukarı yönlü revizyonun ardından geline %8,8 düzeyi ile birlikte ikinci çeyrek ortalama büyüme temposunun şu ana kadar %8,4 seviyesinde devam ettiğine işaret ediyor. Detaylar her üç ana kategoride büyüme hızının gerilemekte olduğuna işaret ederken, en önemli ağırla sahip olan imalat sanayinde büyüme temposunda yaşanan kaybın yarım puanla sınırlı olduğunu ve artış oranının %8,7 düzeyinde bulunduğunu ortaya koyuyor.
Dönemsel daralma %0,3'lük aylık azalışın ile birlikte devam ediyor. Takvim etkinlerine göre düzeltilmiş ve mevsimsellikten arındırılmış serinin de TÜİK tarafından Nisan ayı için önemli bir revizyona tabi tutulduğunu ve bu dönem için daha önce açıklanan aylık %0,6'lık daralmanın %0,2'ye çekildiğini görüyoruz. Bu revizyonun yardımı ile Mayıs ayı için açıklanan rakam daralma da bir hızlanmaya işaret ediyor. Bu arada düzeltilmiş serinin bulunduğu 124,3 düzeyi Ocak ayı itibariyle görülen 127,9'luk rekora kıyasla %2,8'lik bir geri çekilmeye işaret etmekte. Hatırlanacağı üzere revize edilmemiş rakamlar ile Nisan ayı itibari ile bu azalışın %2,9'a denk geldiği görülüyordu. Diğer bir deyişle yaşanan daralmanın bir ay önce düşündüğümüzden daha sınırlı ve yavaş olduğu Mayıs rakamlarından çıkan önemli bir sonuç.
İmalat sanayindeki yavaşlama detaylarda bir takım farklılaşmalarla birlikte sürüyor. Büyüme temposunun %26,6'dan %15,2'ye yavaşladığı otomotiv belli başlı alt gruplar arasında liderliği üretim artışını %24,9'dan %27,7'ye yükselten makine-ekipman sektörüne devretmiş gözüküyor. İvme kaybının ana metal (%4,7), tekstil (-%3,3) ve kimyasallarda (%5,1) ön plana çıkması Merkez Bankası'nın (MB) yavaşlamanın ihracat odak sektörlerde daha belirgin olduğuna dair tespitini teyit ettiğini düşünüyoruz. Öte taraftan performansını olumlu yönde geliştiren sektörler arasında ise rafineri (%10,9), gıda üretimi (%8,1) ve mineraller (%5,8) ön plana çıkıyor.
Mayıs ayında tüketici malları üretiminde görülen göreceli artış baz etkilerini yansıtıyor. Dayanıklı ve dayanıksız segmentte sırası ile görülen %13,2 ve %5,9'luk üretim artışları göreceli olarak Nisan büyüme tempolarının üzerinde. %16,2'lik artış ile Ana Sanayi Grupları sınıflaması içerisinde liderliğini koruyan sermaye malları üretimi ise yukarda değindiğimiz makine-ekipman sektöründe yaşanan ivmelenme ile birlikte yatırım talebinin canlılığını koruduğuna işaret ediyor. Son olarak gözümüze çarpan gelişme ise %5,9'luk büyüme temposunun ara malları imalatı açısından son bir buçuk yılın en kötü performansına işaret ediyor oluşu. Bu durum kimilerince önümüzdeki aylarda sanayi üretiminde tempo kaybının süreceğine dair bir emare olarak görülecek olsa da aramalı ithalatının sürdüğü yüksek büyüme temposu nedeni ile biz bu görüşe katılmıyoruz.
Sanayi üretiminde verisinin ekonomik aktivitede yaşanan aşağı yönlü hareketin yavaş ilerlediğine ve kısa vadeli olacağına işaret ettiğini düşünüyoruz. Nisan ayı verisine yapılan yukarı yönlü revizyonun da işaret ettiği şekilde, birinci çeyrek sonu-ikinci çeyrek başında yaşanan yavaşlamanın sınırlı kaldığı fikrindeyiz. Daha önemlisi, bu eğilimde bir terse dönüşün (yani düzeltilmiş serilerde bir dönemsel büyüme performansının) eğer kapasite kullanımı, PMI endeksi ve geçici ihracat rakamları gibi öncü göstergeleri doğru okuyor isek, ufukta görünmeye başladığı düşüncesindeyiz. Ancak, MB'nın son açıklamaları ile yetinebileceğinin sinyallerini verdiği bu kısıtlı yavaşlamanın, finansal istikrara yönelik riskleri ortadan kaldırabileceğine inanmıyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
05.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayı TÜFE ...Enflasyon Değerlendirme - 05.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayı TÜFE artışının %1,73 ile piyasa beklentisinin üzerinde gerçekleştiğini duyurdu. Son dört yılın en yüksek Kasım ayı gerçekleşmesine işaret eden bu rakam %1,21 piyasa beklentisini ve %1,5 düzeyine revize ettiğimiz tahminimizi aşmakla kalmadı aynı zamanda yıllık TÜFE'yi de %9,48 düzeyine taşımış oldu. Yıllık enflasyonun bir ay öncesine göre 1,8 puan arttığını ve son 19 ayın en yüksek seviyesine tırmandığını görüyoruz. ÜFE cephesinde açıklanan %0,65'lik artış ise hem %0,73'lük piyasa tahmininin hem de bizim %0,85'lik öngörümüzün altında. Ancak aylık rakamın beklentilerin altında kalmasına rağmen yıllık ÜFE'nin artış eğilimini koruduğunu ve %13,67'ye tırmanarak bir ay öncesine göre 1,1 puan daha yukarıda yer aldığını da belirtelim.
TÜFE'nin detaylarına indiğimizde beklentilerin aşılmasına neden olarak gözümüze çarpan başlıca faktörler gıda ve giyim enflasyonu. %3,27 düzeyindeki aylık gıda fiyat artışı İTO rakamlarını takiben gittiğimiz revizyonunda ötesinde bir artış oranına işaret ederken manşet TÜFE'ye 87 baz puan eklemiş durumda. Hesaplamalarımıza göre %5,5 civarında gerçekleşen işlenmemiş gıda enflasyonu Ekim ayındaki %7,5'luk sıçramaya kıyasla kaydedilen iyileşmenin çokta mühim bir düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. İşlenmiş tarafta aylık %1 temposunu üzerine yaşanan ivmelenmenin de korunuyor olması kayda değer. Her iki kategoride de yıllık enflasyonun artışı manşet gıda enflasyonunu bir ayda 5,4 puan birden artırarak %7,11 düzeyine gelmesine neden olmuş. Giyim cephesinde ise Kasım aylarında şu ana kadar kaydedilen mevsimsel fiyat artışlarının en yükseği %5,6 ile gerçekleşirken bunun TÜFE'ye etkisi 40 baz puan düzeyinde olmuş. Alkol ve tütün ürünleri grubunda Ekim ayı ortasında gerçekleşen ÖTV ayarlamalarının gecikmeli etkileri ise %3,69'luk artışla gözlemlenirken manşete 22 baz puan katkıda bulunuyor. Son olarak ise TÜFE'ye tek olumlu katkının %0,55 düşüş kaydedilen ulaştırmadan geldiğini ve bu gerçekleşmede gerileyen pompa fiyatlarına ek olarak ulaşım araçları fiyatlarının gerilemesinin de rolü olduğunu söylemek mümkün.
Özel kapsamlı göstergelere baktığımızda ise çekirdek enflasyondaki tırmanışın hız kesmekle birlikte sürüyor olduğuna şahit oluyoruz. Gıda, enerji, alkol, tütün ve altın fiyatlarını dışlayan "I" endeksinin Ekim ayına göre %1,24 düzeyinde artması yıllık rakamı son 53 ayın en yükseği olan %8,18'e taşımış. Ancak yıllık rakamda kaydedilen 0,5 puanlık artışın önceki iki ayın 0,7 puanlık artış ortalamasına kıyasla daha olumlu olduğunu ve bunun en önemli sebebinin önceki ayın sonunda Merkez Bankası (MB) tarafından başlatılan sıklaştırma sürecinin TL'nin değer kaybının önün alması olduğunu not etmekte fayda var. Ancak yine de yıllık çekirdek enflasyonun düzeyinin son bir yıldaki düzenli artış eğilimi ve gelecek sene için hedeflenen oranın %5 olduğunu göz önünde bulundurarak endişe verici olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.
İmalat sanayi enflasyonun negatif olarak gerçekleşmesinin ise Kasım ayı rakamlarının tek olumlu yönü olduğu fikrindeyiz. Kaydedilen %0,5'lik gerileme Haziran 2010'dan bu yana kaydedilen ilk düşüş ve rafineri ve temel metal sanayi gibi bazı önemli ağırlığa sahip sektörlerdeki TL'nin göreceli güçlenişinin fiyat indirimleri şeklinde ortaya çıkan etkisini yansıtmakta. Ancak yıllık imalat sanayi enflasyonun halen %16,41 gibi oldukça yüksek bir düzeyde bulunması maliyet yönlü baskılar konusunda rahat hissetmek için henüz erken olduğunu bize söylüyor. Ek olarak imalat enflasyonunun TL'nin göreceli değer kazancına verdiği hızlı tepkinin, döviz kurlarında ters yönde bir hareketinde ivedilikle ek maliyet baskıları yaratabileceğine işaret ettiği için önemli bir işaret olarak algılanması gerektiğini düşünüyoruz.
Açıklanan rakamlar paralelinde yılsonu TÜFE tahminimizi %9,5'e yükseltiyoruz. Hatırlanacağı gibi önceki ay %9,1'lik öngörümüzün ağırlıkla gıda enflasyonunun seyrine bağlı olduğunu, ancak son resmi tahmin olan %8,3'ün kolayca geçilebileceğine inandığımızı belirtmiştik. Kasım ayı rakamları enflasyon görünümü konusunda yukarıda değindiğimiz tahminlerimizin bile iyimser tarafta kaldığını ortaya koyarken, düşük gıda enflasyonunun manşet rakam üzerinde yarattığı aşağı baskıyı beklediğimizden erken ortadan kaldırmış oldu. Bu eğilimlerin paralelinde, para politikasının fiyat istikrarı üzerindeki odağını koruyamaması durumunda çift haneli TÜFE rakamlarının takip eden aylarda görülebileceği fikrindeyiz.
|
|
Para Politikası
|
05.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) bugün ...Para Politikası - 05.2011Para Politikası Kurulu (PPK) bugün gerçekleştirilen Mayıs ayı toplantısında beklemede kalmayı tercih etti. Son anketlerin bizimde arasında bulunduğumuz piyasa katılımcılarının en azından önemli bir kısmının hayal kırıklığı yaratan Mart ay cari denge rakamları ve artış temposu hızlanan haftalık kredi verilerinin ardından zorunlu karşılık (ZK) oranlarında bir artışa gidilmesini beklediğini göz önünde bulundurursak sonucu sürpriz olarak niteleyebiliriz. Bu arada bugünkü Toplantının yeni para politikası bileşiminin uygulamaya konduğu Aralık ayından beri ZK'da değişikliğe gidilmeyen ilk toplantı olduğunu not edelim.
Öte yandan PPK'nın, Merkez Bankası'nın (MB) piyasa ile yürüttüğü işlemlerde geçerli olan kısa vadeli faiz oranlarının hiç birinde beklentiler paralelinde değişikliğe gitmediğini görüyoruz. Temel politika faizi olan 1-haftalık repo ihale oranı %6,25'te sabit tutulurken, Banka'nın gecelik vadedeki borç alma ve verme oranlarının sırası ile %1,5 ve %9'da muhafaza edilmiş olması yeni bir politika aracı olarak takdim edilen faiz koridorunun genişliğinin 7,5 puan olarak korunmasına yardımcı olmuş.
PPK'nın duyuru metni Banka'nın yıllık TÜFE'nin işlenmemiş gıdadaki baz etkileri nedeni ile Mayıs ayında yılsonu hedefi olan %5,5 üzerine çıkmasını beklediğini gösteriyor. Mayıs için tahmini ettiğimiz %1'lik aylık enflasyonun yıllık TÜFE'yi %5,68'e getireceği düşünüldüğünde MB'nın beklentimize paralel bir saptamada bulunduğunu söyleyebiliriz. Genel enflasyon görünümü içinse Kurul'un önceki tutumunu koruduğunu ve ithalat fiyatlarındaki birikimli artışın temel enflasyon göstergelerinde artışın sürmesine neden olacağını vurguladığını belirtelim. Ayrıca üyeler yılın geriye kalanında TÜFE'nin dalgalı seyir izlemesinin ardından MB'nın güncellenen %6,9'luk sene sonu tahminine yakın bir gerçekleşme olacağı fikrindeler.
Sunulan büyüme görünümünü ele aldığımızda ise PPK'nın toplam talep koşullarının fiyatlar üzerinde baskı yaratmadığı tezini savunmaya devam ettiğini fark ediyoruz. Bu ifadeyi Kurul'un çıktı açığının kapanmamış olduğuna, dolayısı ile politika faizi artışlarına ihtiyaç duyulmadığına dair yaptığı bir vurgu olarak algılamak mümkün. Detaylara indiğimizde ise PPK üyelerinin istihdam koşullarında ve işsizlik oranlarında kriz öncesine dönüldüğünü kabul etmekle beraber, kapasite kullanım oranlarının düşük düzeyini korumasının altını önemle çizdiklerine şahit oluyoruz. PPK'nın yaptığı bir diğer ilginç gözlem ise şu ana kadarki veri akışı ile teyit etmekte zorlandığımız özel kesim tüketim ve yatırım talebinin daha ılımlı bir seyre yöneldiği.
Şu ana kadar alınan tedbirlerin iç talep ve krediler üzerindeki etkilerinin 2Ç2011 itibariyle görülmeye başladığı ise duyurunun en kritik vurgusu. Ancak buna rağmen cari dengedeki iyileşmenin ancak son çeyrekte görülebilecek olması PPK tarafından artan enerji ve diğer emtia fiyatlarına ve dış talep görünümünün daha da zayıflamasına bağlanmış. Küresel ölçekte artan belirsizlikler nedeni ile alınan önlemlerin gecikmeli etkilerinin bir müddet daha takip edileceğine dair ifade ise Euro bölgesi borç krizinin giderek alevlenmesinin PPK'yı döviz cinsi yükümlülükler cephesinde bir ZK artışından alı koyduğunu gösteriyor.
MB'nın bu ayki PPK toplantısında beklemede kalmasının piyasalar açısından mutlak olarak olumlu haber olmayabileceği fikrindeyiz. Şu ana kadar ki gelişmelerin MB'nın fiyat istikrarı ve finansal istikrar olarak öne çıkardığı her iki hedefi için tehlikelerin artışta olduğuna işaret ettiği bir dönemde, herhangi bir adım atmayarak bugüne kadar somut sonuç vermemiş olan "sıra dışı" para politikası bileşiminin gecikmeli etkilerini gözleme tercihinin riskli bir strateji olduğu fikrindeyiz. Bu yolun arzulanan şekilde sonuçlanmasının Banka'nın kredibilitesine zarar verebileceğini düşünüyoruz.
|
|
Dış Ticaret Dengesi
|
05.2011
|
Nisan ayı dış ticaret açığı 9,1 milyar Dolar ...Dış Ticaret Dengesi - 05.2011Nisan ayı dış ticaret açığı 9,1 milyar Dolar olarak gerçekleşti. TÜİK'in açıkladığı verilere göre dış ticaret açığı, geçtiğimiz Ağustos ayından bu yana en yavaş büyümeyi kaydetti ve 10,1 milyar Dolar olan beklentimizin altında kaldı. Bu yavaşlamaya rağmen önemli oranda enerji-dışı bileşenlerin etkisiyle, yıllıklandırılmış dış ticaret açığı 87,2 milyar Dolar'a ulaşarak yeni bir rekor kırdı. 9 milyar Dolar olarak gerçekleşen mevsimsellikten arındırılmış dış ticaret açığı, Mart ayındaki zirvesinin ardından Ocak-Şubat ortalamasına doğru geriledi. İhracat tarafında 26,5%'lik büyüme hızı beklentilere paralel gerçekleşirken, tahminlerin 1 milyar Dolar kadar altında kalan ithalat rakamı, piyasalara olumlu bir sürpriz yapmış oldu. Enerji-dışı ithalat büyümesi herhangi bir yavaşlama sinyali göstermezken, 166 milyar Dolar'lık toplam rakam bir önceki aya göre 5 milyar Dolar artışa işaret ediyor. Açıklanan dış ticaret verileri ışığında cari açığın Nisan ayı için 7,5 milyar Dolar olmasını hesaplıyor ve Nisan rakamı ile 12 aylık toplam dış ticaret açığının 63,7 milyar Dolar olmasını öngörüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
04.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) TÜFE'nin Nisan ...Enflasyon Değerlendirme - 04.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) TÜFE'nin Nisan ayında beklentilerin bir miktar altında kalarak %0,87 düzeyinde gerçekleştiğini duyurdu. Gerek %0,96'lık ortalama piyasa tahmininden gerekse daha kötümser olan %1,1'lik öngörümüzden daha düşük olan ayılık tüketici fiyatları artışı yine de yıllık TÜFE enflasyonunu 7 aylık gerileme sürecine son verdi ve %4,26 düzeyine çıkılmasına yol açtı. Ocak ayından bu yana gerçekleşen en yüksek düzeye işaret eden bu rakam Mart dibine kıyasla yıllık enflasyonun 0,3 puan yükselmiş olduğunu ortaya koyuyor. Üretici fiyatları cephesinde de olumlu bir sürpriz gerçekleştiğine, %0,61 olarak duyurulan aylık artışın %1,25'lik ortalama beklentinin nerdeyse yarısında kalırken bizim %0,85'lik tahminimizin de önemli ölçüde altına indiğine şahit oluyoruz. Beklentiden düşük olan Nisan ayı rakamı yıllık ÜFE'nin nerdeyse 2 puan gerileyerek %8,21'e yani 2011 başından bu yana görülen ilk tek haneli düzeye inmesine yardımcı olmuş. Açıklanan verilerin detayını incelediğimizde TÜFE cephesindeki olumlu sürprizin tamamının gıda enflasyonun kaydettiği düşüşten kaynaklandığını görüyoruz. Arka arkaya ikinci ayda da negatif gerçekleşen gıda enflasyonu manşet TÜFE'den 12 baz puan çalarken, kaydedilen %0,48'lik düşüşün yıllık gıda enflasyonunu TÜFE serileri tarafından kapsanan dönem içerisindeki en düşük oran olan %2,83'e düşürdüğünü not etmekte fayda var. Hesaplamalarımız işlenmemiş gıda grubunda fiyatların bir kez daha %1 civarında gerilediğini ve daha şaşırtıcı olarak işlenmiş gıda grubunda enflasyonun %0 civarında kaldığını ortaya koyuyor. Gıda enflasyonunu %0,5 artış sergilemesini beklediğimizi ve bunun manşet ile tahminimiz arasındaki sapmanın 25-30 baz puanını açıkladığını belirtelim. Özel kapsamlı TÜFE göstergelerini ele aldığımızda MB tarafından tercih edilen ve gıda, enerji, alkol, tütün, altın grubu fiyatlarını dışlayan "I" göstergesinde gerçekleşen %1,77'lik artış ilk göze çarpan unsur. Daha öncede belirttiğimiz üzere çekirdek göstergenin aylık değişim oranı birçok grubun dışlanması sonucu göreceli ağırlığı oldukça artan giyim fiyatlarının mevsimsel hareketlerinde daha fazla etkilenir durumda. Ancak yıllık çekirdek enflasyonun da 65 baz puanlık önemli bir artışın ardından %4,42'ye yükselmiş olması bu seviyenin Temmuz 2010'dan bu yana görülen en yüksek düzey olduğu hatırda tutulursa bizce göz ardı edilmemesi gereken bir unsur. ÜFE tarafında ise 1.3%'lük düşüş ile art arda üçüncü ayda da negatif gelerek şaşırtmaya devam ettiğini görüyoruz. Enerji üretim maliyetlerinin ham petrol fiyatlarının önemli bir sıçrama kaydettiği bu dönemde geriliyor olması açıklanması zor bir gelişme. Üretici fiyatlarının geriye kalan detaylarına göz attığımızda ise tarım fiyatlarındaki mevsimsel artışın %3,43 ile geçen seneki %9,31'lik sıçramanın oldukça altında kaldığına şahit olurken, TL'nin Nisan ayı içerisinde ortalama %3,7'ye ulaşan değer kazancının imalat sanayi enflasyonunun %0,13 düzeyinde sınırlı kalmasına yardımcı olduğunu gözlemliyoruz. Nisan ayı rakamlarının enflasyon üzerindeki yukarı yönlü riskler konusunda bir rahatlık yarattığı fikrinde değiliz. Hem TÜFE'deki olumlu sürprizin tamamen gıda fiyatlarından kaynaklanıyor olması, hem de çekirdek enflasyonun yükselişe geçmesi bugün beklenenden iyi gelen rakamlardan olumlu bir sonuç çıkarmamıza engel oluyor. Arz yönlü fiyat şoklarının halen güçlü olduğunu ve öncü göstergelerin canlı iç talebin gücünü korumaya ikinci çeyrek itibariyle de devam ettiğini görüyor olmamız sebebi ile fiyatlara geçişkenlik riskinin artışta olduğuna inanıyoruz. Ancak Bu ortamda Merkez Bankası'nın ilk tercihinin, geçen hafta enflasyon raporunun ortaya koyduğu şekilde, beklenti yönetimi çabalarını yoğunlaştırmak olacağına inanıyor ve Banka'nın para politikası aracı olarak ilk tercihinin zorunlu karşılık oranlarını artırmak olacağını düşünüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
04.2011
|
Merkez Bankası (MB) Başkanı Başçı göreve ...Enflasyon Değerlendirme - 04.2011Merkez Bankası (MB) Başkanı Başçı göreve gelişinin ardından yayımlanan ilk Enflasyon Raporu'nu bir basın toplantısı ile duyurdu. Beklendiği şekilde Başkan Başçı MB'nın "düşük politika faiz, yüksek zorunlu karşılıklar (ZK) ve geniş faiz koridoru" şeklinde özetlediği yeni politika bileşimine ve kredi büyümesinin gücüne vurgu yaptı. Başçı ayrıca güncellenen varsayımlarla birlikte Banka'nın 2011-12 dönemi için yenilenen enflasyon tahminlerin de duyurdu. Yılın ikinci enflasyon raporundan ve Başkan Başçı'nın sunumundan satırbaşları şu şekilde:
-
Başçı'ya göre gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki büyüme temposu farklılaşması küresel dengesizliklerin sürmesine neden olmakta. Bu konjonktürde birinci grup tarafından izlenen genişletici politikaların Türk ekonominse yansıması ise hızlı sermaye girişinin neden olduğu kredi büyümesi ve artan cari açık.
-
Bu gelişmeler MB'nın finansal istikrarı gözetmesini gerektiriyor ve oluşturulan yeni politika bileşimi ilgili risklerin azaltılmasına katkıda bulunuyor.
-
Başçı'ya göre MB'nın önceliği fiyat istikrarı olmaya devam etmekle birlikte finansal istikrar da destekleyici bir amaç olarak kabul ediliyor.
-
Oluşturulan yeni politika bileşiminin etkinliği cephesinde ise Başçı kısa vadeli faiz oranlarında yaratılan oynaklığın kısa vadeli sermaye girişini azaltmaya, ZK artışlarının ise kredi büyümesini yavaşlatmaya yönelik olduğunun altını çiziyor. Ancak gerçekleştirilen parasal sıkılaştırılmanın emtia fiyatlarındaki yükselişin
-
daha temkinli bir politika duruşu gerektirmesi sebebi ile Ocak Enflasyon Raporu'nda öngörülenden çok daha güçlü olmasına rağmen, kredi büyüme hızı makul seviyede değil.
-
Büyüme görünümü cephesinde 4. çeyrekteki ivmelenmenin iç ve dış talep arasındaki dengesizliği daha belirgin hale getirdiği vurgulanmış.
-
Bu güçlü eğilimin korunmasına ve istihdam artışında rekor kırılmasına rağmen Başçı'ya göre ekonomide aşırı ısınma yok ve toplam talep koşulları enflasyon üzerinde baskı oluşturmuyor.
-
Ek olarak MB artık çıktı açığının önceki öngörülerine kıyasla daha geç kapanmasını bekliyor.
-
Bu cephede Banka şu ana kadar gerçekleştirilmiş parasal sıkılaştırmanın ikinci çeyrekte görülmeye başlayacak gecikmeli etkilerine güveniyor.
-
Başçı'nın bu noktada arzu edilen sonuçların alınamaması durumunda ek sıkılaştırma yoluna gidileceğine vurgu yaptığını belirtelim.
-
2011 yılı için MB'nın resmi TÜFE öngörüsü 1 puanlık artış ile %6,9'a çekilirken, 2012 tahmini ise sınırlı 0,1 puanlık artış ile %5,2'ye yükselmiş durumda.
-
Banka'nın gıda enflasyonu varsayımı işlenmemiş gıda cephesindeki ılımlı seyre rağmen %7,5 düzeyinde sabit tutulmuş.
-
Petrol fiyatı varsayımı ise 20 dolarlık artış ile varil başına 115 dolara çekilirken, yıllık TÜFE tahmininde gidilen artışın yarısını açıklıyor.
-
Giyim ve tekstil ithalatında uygulamaya giren yeni vergilerin etkisinin de 0.5 puan olacağı hesaplanmış.
-
Bir önceki raporda olduğu gibi MB, baz senaryoya temel teşkil eden para politikası patikası varsayımının kompozisyonu hakkında bilgi vermemeyi tercih etmiş.
-
Yapacağı hamlelerin net etkisinin para politikası sıkılaştırma yönünde olacağını belirten Banka, bu yönde ZK ve politika faizi karışımlarını belirlerken esneklik ihtiyacı olduğunu söylüyor.
-
Ayrıca raporda sunulan alternatif senaryoların Ocak Ayı raporu ile birebir aynı olduğunu; küresel ekonomide beklenenden hızlı/yavaş toparlanmanın politika faizi ve ZK oranlarının eş zamanlı yükseltilmesi/azaltılması tepkisini doğuracağını, emtia fiyatlarındaki artışın devam etmesinin ise ek parasal sıkılaştırmanın planlanandan önce devreye alınması sonucuna yol açacağını görüyoruz.
Piyasanın 2011 yılı resmi enflasyon öngörülerinde gerçekleştirilen önemli artışa olumsuz tepki verdiğini görüyoruz. Ancak 2011 sene sonu TÜFE rakamı için ortalama beklentinin bir süredir %7 civarında bulunduğunu ve aslında MB'nın geçerliliğini yitirmiş varsayımlarını güncelleyerek piyasayı geriden takip ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İkincil piyasa oranlarında kaydedilen 25-30 baz puanlık artışın gerçek nedeninin geçen hafta gerçekleştirilen Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonucunun yanlış yorumlanması olduğu fikrindeyiz. Hatırlanacağı üzere PPK'dan çıkan beklenmedik ZK artışları piyasa katılımcılarında 2011 senesi içerisinde politika faizi artışı ihtimalinin tamamen gündemden çıktığı algısının oluşmasına yol açmıştı. Biz de MB'nın birincil tercihinin kısa vadeli sermaye girişlerini artırmamak adına ZK artışlarını faiz artışlarının yerine ikame etmek olacağı fikrindeyiz. Ancak son Enflasyon Raporu'nun MB'nın enflasyon risklerini yakından takip ettiğine ve bu konuda daha temkinli bir konuma geldiğine, öte yandan FED'in dün açıkladığı şekilde gevşek politikalarını sürdürmesi ile beraber emtia fiyatlarında daha fazla artışın 2011'in ikinci yarısında politika faizi artırımlarının ihtimal dahilinde olduğuna işaret ettiğini düşünüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
04.2011
|
Nisan Ayı PPK Kararı Yeni Merkez Bankası (MB) ...Para Politikası - 04.2011Nisan Ayı PPK Kararı
Yeni Merkez Bankası (MB) Başkanı atamasının ardından gerçekleştirilen ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı bir kez daha piyasaların beklemediği olumsuz bir gelişme ile sonuçlandı. 1 aydan kısa vadeli TL mevduatlara uygulanan zorunlu karşılık (ZK) oranlarının 29 Nisan'dan itibaren geçerli olacak şekilde 1 puan artırılarak %16 düzeyine yükseltildiği toplantıda döviz yükümlüklerine de vadelerine göre karşılık uygulanmasını karar verilmiş durumda. Buna göre 1 yıldan kısa vadeli döviz mevduat hesaplarından artık %11 değil %12 oranında ZK ayrılacak. Ayrıca bankacılık sisteminin yurtdışından temin ettiği krediler ve gerçekleştirdiği Eurobond ihraçlarında da 1 yıldan kısa vadede %12, 1 ila 3 yıl vade arasında ise %11,5'lik karşılık ayrılması karara bağlanmış. Bu artırımların gerek bizim, gerekse tüm piyasa katılımcılarının MB'nın Mart ayındaki muazzam 400 baz puanlık artışı takiben bekle gör politikası izleyeceğini düşündüğü bir dönemde gelişmiş olduğunu hatırlatalım.
Kısa vadeli faiz oranları cephesinde ise PPK toplantısından çıkan faizleri değiştirmeden bırakma kararı piyasa beklentileri ile örtüşüyor. Kurul politika faizi olan 1-haftalık repo faizi oranını art arda üçüncü toplantıda dokunmadan %6,25 düzeyinde bırakmış. PPK ayrıca kısa vadeli faiz koridorunun 7,5 puanlık genişliğini gecelik vadedeki borç alma ve borç verme oranlarını sırasıyla %1,5 ve %9 düzeyinde sabit tutarak korumuş.
Karara eşlik adan 1 sayfalık duyuru metninde göze çarpan ilk unsur, Kurul'un emtia fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki birincil etkilerine kayıtsız kalacağına dair yaptığı vurgu. Yıllık TÜFE'nin takip eden aylarda petrol fiyatı artışının gecikmeli yansımaları ve baz etkileri yardımıyla tırmanışa geçeceğini kabul eden PPK üyeleri, yılın tamamı için enflasyon görünümü konusunda olumlu tavırlarını muhafaza ediyorlar. MB'nın öngörülerine göre yılı %5,5'lik resmi enflasyon hedefinin etrafında dalgalanarak geçirecek olan TÜFE seneyi bu hedefin sadece bir miktar üzerinde kapayacak. Bu iyimser öngörüler ile birlikte PPK üyelerinin ikincil etkilerin yakından takip edileceğine ve fiyatlama davranışlarında bozulmaya izin verilmemesi için gerekirse önlem alınacağına vurgu yapmış olduklarını görüyoruz.
Büyüme cephesinde PPK'nın en önemli gözlemi ise geçen senenin son çeyreğindeki güçlü artış temposunun ardından eğilimin daha ılımlı hale gelmiş olması. Yine de PPK'nın duyuru metninde iç talebin gücünü koruduğu, dış talebin göreceli zayıflığının ise sürdüğü tespitlerinin altını çizmeyi tercih ettiğini görüyoruz. Daha önceden Banka'nın dengesiz bir büyüme patikası olarak gördüğünü bildiğimiz bu tablo, Kasım'dan bu yana alınan politika tedbirlerinin ikinci çeyrek itibariyle iç talep ve krediler üzerinde daha belirgin etki yapacağı beklenmesine rağmen, Kurul'a göre sınırlı ZK artışına giderek makro finansal riskleri azaltma ihtiyacı doğuruyor.
PPK duyurusundan çıkan bir diğer sonuç ise beklediğimiz şekilde faiz artırımlarının MB'nın oyun planının bir parçası olmadığı. Para politikası bileşimini özetleyen kilit cümle halen düşük politika faizi, geniş faiz koridoru ve yüksek ZK oranlarının hem fiyat istikrarı hem de finansal istikrara yönelik riskleri bertaraf etmekte kullanılması düşünülen yöntem olduğunu ortaya koyuyor. Bu cümleden yaptığımız çıkarım, PPK'nın eğiliminin Mayıs ortasında piyasadan 1,5 milyar TL ve 1,4 milyar dolar çıkmasına yol açacak bugünkü ZK artışlarının ardından gerekli olabilecek ek parasal sıkılaştırmayı yine karşılıklar yolu ile yapmaya niyetli olduğu.
Bugünkü sürpriz ZK artışlarının, MB'nın kredi büyümesini kontrol altına almak adına uygulamakta ısrarcı olacağına işaret ettiği bu politikanın etkinliği konusunda soru işaretleri olduğu fikrindeyiz. Banka'nın karşılık artışları vasıtası ile piyasadan çektiği likiditeyi repo ihaleleri vasıtası ile geri veriyor oluşu, sağlanan fonların mevduatın kısa vade yapısı sebebi ile ikame edilebilir oluşundan dolayı etkinliği azaltan en önemli etken. MB'nın Mart ayındaki artışın sonuçsuz kalacağını şimdiden öngörerek bekle gör politikasını terk etmiş olabileceğini düşünüyoruz. Ancak piyasaya sinyal verme amaçlı kullanılmış olması yüksek ihtimal olan bugünkü sınırlı ZK artışlarını takip edecek aynı yöndeki hamlelerin faiz artışı yolu ile sağlanması gereken parasal sıkılaştırmayı ikame edemeyeceğine inanıyor, üçüncü çeyrek sonundan itibaren faiz artırımlarının başlayabileceğini tahmin ediyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
04.2011
|
Mart ayı sanayi üretimi artışı beklentiler ...Sanayi Üretimi - 04.2011Mart ayı sanayi üretimi artışı beklentiler paralelinde %10,4 olarak gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulan endeksin büyüme hızının piyasa beklentisi olan %10,8'den ve %11'lik tahminimizden önemli bir sapma göstermemiş olması üretim cephesinde önemli bir sürpriz olmadığını göstermekte. Beklendiği üzere geçen yıldan gelen güçlü baz etkisi yıllık büyüme hızını son 4 ayın en düşük düzeyine taşımış durumda. Yine de Mart gerçekleşmesi ile birlikte yılın ilk çeyreği için sanayi üretimi artışının %14,2 olduğunu not edelim. Verilerin kırılımı imalat sanayindeki büyümenin %10,4 ile Ocak seviyesinden nerdeyse 10 puan aşağıda kaldığına işaret ederken, madencilik sektörü ilk iki aydaki ortalamasını yarısına %4,5 seviyesine kadar çekilmiş. Elektrik üretimi cephesinde ise %11,9 ile istikrarlı bir seyir izlendiğini söylemek mümkün.
TÜİK tarafından yayınlanan düzeltilmiş serilerde dönemsel daralmanın yavaşlasa da devam ettiği görülüyor. Takvim etkinlerine göre düzeltilmiş ve mevsimsellikten arındırılmış seri Mart ayında bulunduğu 125,3 seviyesi ile aylık bazda %0,3'lük sınırlı bir düşüşe işaret etmekte. Düzeltilmiş serinin geri çekildiği düzey 2011 yılı için dip noktayı teşkil etmekle beraber Kasım'da görülen 120,9 seviyesine kıyasla halen oldukça yüksek. Ancak yılın ilk çeyreğinde 3 aylık hareketli dönemsel büyüme hızının eksiye döndüğünü ve Aralık ayındaki %5,4'lük büyük artışı takiben sınırlı da olsa %0,6'lık bir azalışa denk geldiğini belirtelim. Bu gelişmenin iktisadi faaliyette bir kötüye gidişten ziyade, ekonominin daha yavaş bir büyüme patikasına doğru kaydığına işaret edebiliyor olacağını düşünüyoruz.
İmalat sanayinin detayları otomotiv üretiminin Mart ayında %27,2'lik artış ile liderliği aldığını gösteriyor. İmalat sanayi büyümesine yüksek katkı yapan diğer önemli sektörler ise sırası ile %25,8 ve %25,5 büyümüş olan rafineri ve makine-ekipman üretimi. Tekstil ve giyim üretiminde yaşanan daralma alışıldığı üzere bu sektörleri en kötü performans gösterenler listesinde tutarken, yavaşlamanın asıl belirleyicisi olan sektörlerin ana metal, mineral ve kimyasallar olduğunu gözlemliyoruz. Bu üç sektörün Mart ayında ortalamada kaydettikleri %5,7'lik zayıf büyüme Şubat ayı içeresinde ulaştıkları %17'lik ortalamanın kabaca üçte biri ile sınırlı kalmış.
Ara malı imalatı gelişmeleri üretimde yaşanan momentum kaybının habercisi. Ana Sanayi Grupları sınıflamasına göre grubun yıllık büyüme hızı %7'ye diğer bir deyişle Kasım 2009'dan bu yana en yavaş tempoya gerilemiş durumda. Diğer tarafta ise sırası ile %14,2 ve %3,5 seviyesine hızlanan büyüme oranları ile gerek dayanıklı gerek dayanıksız tüketim malları üretiminin Şubat'tan daha iyi performans göstermiş olduğunun habercisi. Son olarak büyüme temposunda liderliğini %26 ile sürdüren sermaye malları imalatının dış ticaret rakamlarından yatırım iştahı ile ilgili yaptığımız çıkarımı destekler nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.
Sanayi üretimi verisinin güçlü bir ilk çeyrek GSYİH büyümesini daha ılımlı bir performansın takip edeceğine işaret ettiğini düşünüyoruz. Bu büyüme görünümünün bizim baz senaryomuz ile de örtüştüğünü belirtelim. İlk hesaplamalarımız GSYİH büyüme temposunun yılın ilk çeyreğinde %7'yi aşabileceğini gösterirken, dönemsel daralma ekonomide arzulanan soğumanın çok da uzakta olmayabileceğine dair ipuçları içeriyor olabilir. Bu nedenle yılsonu için %4,8 düzeyindeki büyüme tahminimizi muhafaza ediyoruz. Öte yandan kredi verisi dâhil diğer öncü göstergelerin Merkez Bankası'nın yakın takibinde kalacağına inanıyor ve kısmi bir yavaşlamanın artmaya devam eden cari açığın yarattığı makro finansal riskleri azaltmakta tesirsiz kalabileceğini öngörüyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
04.2011
|
2011 Şubat Ayı Sanayi Üretimi Türkiye İstatistik ...Sanayi Üretimi - 04.20112011 Şubat Ayı Sanayi Üretimi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretimi endeksinin Şubat ayında %13,9 ile %16,6'lık piyasa beklentisinin altında bir performans sergilediğini duyurdu. Endeksin son üç ay içerisinde sergiledği en düşük yıllık büyüme oranına denk gelen bu gerçekleşmenin bizim %14,3'lük göreceli olarak daha kötümser olan öngörümüzle önemli ölçüde örtüştüğünü görüyoruz. Diğer taraftan yapılan 0,1 puanlık göz ardı edilebilir yukarı yönlü güncelleme ile %19 seviyesine ulaşan Ocak ayı büyüme temposu ile beraber bugün açıklanan rakam Ocak-Şubat dönemi ortalama sanayi üretimi büyüme temposunun %16,5 olduğuna işaret etmekte.
TÜİK verilerine göre yıllık büyüme hızındaki yavaşlama ana kategoriler içerisinde baskın ağırlığa sahip olan imalat sanayi sektöründe %14,7'ye yaşanan çekilme ile oldukça belirgin. Bu grubun önceki iki aydaki ortalama büyüme hızının %19,5 olduğunu hatırlatalım. Geriye kalan iki kategoriye baktığımızda ise madencilik sektöründeki üretim temposu düşüşünün 5,5 puanlık gerileme sonucu gelinen %6,4 ile daha belirgin olduğunu, elektrik, gaz ve buhar üretimi cephesinde ise çift haneli büyüme temposunun bir miktar gerilemeye rağmen %11,2 ile muhafaza edilebildiğine şahit oluyoruz.
Mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılmış serilere göz attığımızda ise bu cephede Kasım ayından bu yana ilk kez dönemsel bir daralma yaşandığını gözlemliyoruz. Düzeltilmiş serinin %1,7 olarak açıklanan aylık küçülme oranı, bu seriyi 125,9 seviyesine, yani son üç ayın en düşük düzeyine çekmiş durumda. Ancak bu seviyenin Kasım ayında görülen 120,9 düzeyine kıyasla halen oldukça yüksek olduğunu öne sürebilmek mümkün. Ek olarak biz bu daralmanın Aralık ayında yaşanan %5,4'lük şaşırtıcı ölçüde hızlı olan artışın gecikmiş bir düzelmesi olarak görülebileceği fikrindeyiz. Son üç ayın dönemsel büyüme hızı ortalamalarını yıllıklandırarak hesapladığımız %18,1'lik senelik büyüme temposu şu aşamada büyüme momentumunun zayıfladığına dair herhangi bir somut işaretin ortaya çıkmamış olduğunu bize hatırlatıyor.
İmalat sanayi verilerinin detayına indiğimizde rafineri sektörünün üretiminde kaydetmeyi başardığı %47,5'lik sıçrama ile öne çıkmayı başardığını görüyoruz. Sanayi üretimi endeksi serilerinin kapsadığı 2006 sonrası dönemdeki en hızlı tempoya karşılık gelen bu orana ulaşılmasında göreceli olarak zayıf olan bazın oldukça yardımcı olduğunu not etmekte fayda var. Makine ve ekipman imalatının da gücünü koruduğu ve kısmi bir azalmayla da olsa yakaladığı %37,2'lik büyüme hızı ile ikinci sırayı elde ettiği yaptığımız bir diğer gözlem. İmalat sanayi altındaki diğer güçlü isimlerin ise otomotiv (%31,2) ve ana metal (%21,5) olduğunu söylememiz mümkün. TÜİK verilerine göre göreceli olarak zayıf kalan sektörler ise gıda (%3,2), tekstil (%3,3) ve giyim (%0,7).
Ana Sanayi Grupları sınıflamasında ise göze çarpan ilk bulgu büyüme hızındaki gerilemenin geniş tabanlı olduğu. Tüm alt gruplarda yıllık büyüme hızı Ocak performansının altında seyrederken, en belirgin gerilemenin dayanıksız tüketim malları grubunda yaşanan 8,2 puanlık kaybın ardından %2,6 temposuna düşülmesi ile yaşandığını görüyoruz. Yatırım malları kategorisinin %28,9'luk tempo ile liderliğini sürdürmesini canlı bir yatırım talebi göstergesi olarak kabul etmek mümkün. Öte yandan büyüme temposunun %16,7 ve %12,6'ya gerilediği ara malı ve dayanıklı tüketim malı gruplarında yüksek baz etkisinin baskın geldiğini öne sürebiliriz.
Bugün açıklanan Şubat ayı sanayi üretimi verilerinin büyüme temposunda bir normalleşmeye işaret ettiği fikrindeyiz. Yukarıda değindiğimiz üzere, negatif dönemsel büyümenin sanayi üretimi eğiliminde bir terse dönüşten çok Aralık ayında şahit olunan sert artış hızının bir sonucunda gerçekleştiğine inanıyoruz. Yılın ilk çeyreğinde büyüme performansının güçlü kalacağına dair görüşümüzü muhafaza ediyor, ancak dünya ekonomisi için artan aşağı yönlü riskler ve artan enerji fiyatları ile 2011 için büyüme temposunu %4,8 öngörüyoruz. Ek olarak sanayi üretimi verilerinin, iç talebin yavaşladığına dair en ufak bir emarenin henüz görülmediği hatırda tutulursa, para politikasının duruşunda herhangi bir değişiklik gerektirdiğini düşünmüyoruz.
|
|
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)
|
04.2011
|
?Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2010 yılında ...Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) - 04.2011?Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2010 yılında ekonominin beklentileri aşacak şekilde %8,9 oranında büyüdüğünü duyurdu. Açıklanan veriler yılın dördüncü çeyreğindeki reel büyüme temposunun %9,2 ile beklenti aralığının en tepe noktasında oluştuğunu, böylece %7,1'lik ortalama piyasa beklentisini önemli ölçüde aşarken bizim %5'lik öngörümüzün ise nerdeyse 2 katına yakın bir artış kaydedildiğini ortaya koyuyor. 2009 başından bu yana geçen diğer yedi çeyreğe ait verilerde yapılan bir dizi güncelleme ile birlikte bu güçlü son çeyrek performansının tüme yıl için büyüme düzeyini bizim %7,9'luk tahminimizin tam bir puan yukarısına taşırken %8,5'lik ortalama piyasa beklentisini de önemli ölçüde aşmasına yardımcı olduğunu görüyoruz. Öte yandan mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılan serilerin kaydettiği %3,5'lık dönemsel büyüme hızı ise bir önceki çeyrekte kaydedilen %1,2 ile kıyaslandığında önemli bir ivmelenmeye işaret etmekte. Ayrıca son çeyrekteki güçlü ekonomik aktivitenin 12 aylık hareketli toplam olarak takip ettiğimiz reel GSYİH rakamını da 3Ç2080 de görülen zirvenin üzerine taşımayı başardığını da not edelim.
GSYİH verisini üretim cephesinden ele aldığımızda gerçekleşen rakam ile tahminimiz arasındaki farkı oluşturan başlıca nedenlerin tarım sektörünün pozitif katkı yapması, ivmelenen finansal aracılık faaliyeti gelirleri ve inşaat sektörünün gücünü koruması olduğunu görüyoruz. Tarımsal üretimin bizim aynı ölçekte bir daralma beklememize rağmen %4,3 oranında büyümüş olması, sektörün halen kendi döngüsel kalıplarının dışında hareket etmekte ısrarcı olduğunu ortaya koyuyor. Toplam sanayi sektöründeki %10,5'lik artışın beklentimizle örtüştüğünü vurgularken,%17,5'lik inşaat büyümesinin hızla ortadan kalkan düşük baz etkisine rağmen sağlanmış olmasının bizim açımızdan şaırtıcı olduğunu not edelim. Tüm hizmetlerin oplamda %9,4 artış kaydederek öngördüğümüzden daha iyi erformans göstermesinde belirleyici olan etmen ise finansal aracılık hizmetlerinin son yedi çeyreğin en iyi performansı ile %10,3'lük sıçrayış kaydetmiş olması. Hizmetler grubunun diğer önemli kategorileri olan ticaret ve ulaştırmanın ise sırası ile %13,1 ve %12,9 büyüme kaydettiğini ve beklediğimiz şekilde sanayi üretimi ile uyumlu seyirlerini sürdürdüklerini görüyoruz.
Talep cephesinde ise toplam büyümeye 8 puanlık katkıda bulunan özel sektör yatırım harcamalarının öne plana çıktığını söyleyebiliriz. Son 25 çeyreğin en hızlı büyüme temposuna denk gelen %49,5'luk artışın, makine-teçhizat harcamalarında görülen %67'lik sıçramanın bir sonucu olduğunu belirtelim. Son dönemde büyüme temposunu kontrol altına almak için ekonomi yönetiminin önemli ölçüde çaba sarf ettiği özel tüketim harcamaları ise %9'luk büyümenin ardından yaptığı 6,2 puan ile ikinci sırada yer alıyor. Kamu sektörünün ise bir kez daha 1,2 puan ile olumlu katkı yaptığını ve kamu yatırımlarının %17,1'lik büyüme ile ancak %3,2 artan kamu harcamalarının önünde gitmeye devam ettiğini görüyoruz. Talep tarafında olumsuz olarak gösterebileceğimiz gelişmeler ise giderek bozulan dış denge sonucunda net ihracat kaleminin 3Ç2010'a kıyasla 1 puan daha yüksek olan 5,6 puanlık negatif katkısı ve stoklardan karşılanan tüketimini bir yıl önceye kıyasla artmış olmasının GSYİH'dan çaldığı 0,7 puan.
Bugün açıklanan verilerin ardından 2011 yılı için %4,8'e çekmiş olduğumuz büyüme tahminimizde bir değişikliğe gitmemeyi tercih ediyoruz. Önceki çeyrekteki oldukça hızlı dönemsel büyümenin 1Ç2011 için güçlü bir momentuma işaret ediyor oluşu ve şu ana kadar öncü göstergelerdeki veri akışı 2011'e de güçlü bir başlangıç yaptığımız yönündeki görüşümüzü destekliyor. Ancak takip edecek çeyrekler için aşağı yönlü risklerin, küresel ekonomi için problemlerin artan enerji fiyatları neticesinde yoğunlaşacağı beklememiz ve ekonomi yönetiminin iç talebin büyüme temposunu sınırlamaya yönelik çabalarında bu durumla ilgili enflasyonist riskleri dizginlemek adına ısrarcı olacakları düşünmemiz nedeni ile baskın olacağına inanmaya devam ediyoruz. Ayrıca bugünkü rakamların politika yapıcılara başa çıkmaya çalıştıkları problemin gerçek boyutunu göstererek döngü karşıtı önlemlerini daha sıkı hale getirmeleri gereğini hatırlatabileceğini düşünüyoruz.
|
|
Diğer
|
03.2011
|
Hazine Mart ayında piyasada iç borç çevirme ...Diğer - 03.2011Hazine Mart ayında piyasada iç borç çevirme oranını %84,5 olarak gerçekleştirmeyi öngörüyor. Önümüzdeki 3 ay için açıklanan iç borçlanma strateji notuna göre 4,5milyar liralık piyasa itfasının 3,8 milyar lirasının yeni borçlanma ile karşılanması hedefleniyor. Mart ayında 3 adet ihale yapmayı planlayan Hazine; 7 Eylül 2011 itfa tarihli 182 günlük iskontolu bono, 7 Kasım 2012 itfa tarihli 609 günlük devlet tahvili ve 29 Ocak 2014 itfa tarihli sabit kuponlu devlet tahvilini yatırımcılara sunmayı hedefliyor. Hazine'nin itfa ve borçlanma miktarlarının göreceli olarak sınırlı kalacağı önümüzdeki dönemde, piyasa faiz oranlarının yönünün; enflasyon riskleri, kredi stoku büyüme hızı ve genişleyen cari açığın para politikasına olan etkileri ile belirleneceğini düşünüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
03.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ...Enflasyon Değerlendirme - 03.2011Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan rakamlar Mart ayında tüketici fiyatları cephesinde olumlu bir sürpriz yaşandığını ve TÜFE'nin %0,42'lik artış ile kabaca beklentilerin yarsında kaldığını ortaya koyuyor. Son 5 yılın en düşük Mart ayı TÜFE gerçekleşmesi olan bu düzey hem piyasa beklentisi olan %0,77'nin hem de bizim daha kötümser %0,95'lik artış öngörümüzün oldukça altında. Martı ayı gerçekleşmesinin beklenenden düşük olması artış beklenen yıllık TÜFE'nin düşüş sürecini 1 ay daha uzatmasına ve 0,2 puanlık gerileme ile yeni bir rekor düşük düzey olan %3,99'a çekilmesine de yardımcı olmuş durumda. Üretici fiyatları cephesinde ise beklenen şekilde yüksek oranlı artışların sürdüğüne şahit oluyoruz. ÜFE'nin Mart ayında kaydettiği %1,22'lik artış piyasanın öngördüğü %1,18'lik ortalama ile neredeyse örtüşürken, bizim %0,95'lik tahminimizi ise bir miktar aşmış durumda. Mart gerçekleşmesinin ardından yıllık ÜFE'nin arka arkaya üçüncü ayda da çift haneli seviyelerde %10,08 ile kaldığını ancak bu seviyenin Şubat ayında görülen 27 aylık zirvenin 0,8 puan aşağısında kaldığını not edelim. TÜİK verilerinin detayları bize TÜFE'yi beklentilerin altında tutan ana etmenin endeks tarihi boyunca gıda enflasyonun ilk kez bir Mart ayında negatif gerçekleşmiş olması olduğunu söylüyor. Gıda enflasyonunun %0,41 gerilemesi manşet TÜFE'den 11 baz puan çalarken, bizim beklentimiz bu grubun yaklaşık 30 baz puanlık pozitif katkı yapması yönündeydi. Hesaplamalarımıza göre işlenmemiş gıda alt grubunda %1,3 civarında gerçekleşen fiyat düşüşü toplam gıda kategorisindeki beklenmedik düşüşü tetikleyen gelişme olmuş. Öte yandan işlenmiş gıda için hesapladığımız %0,4 civarındaki fiyat artışı ise bu grup için Merkez Banaksı (MB) tarafından son dönemlerde vurgulanan risklerin henüz tam anlamı ile gerçekleşmemiş olduğunu ortaya koyuyor. Bu gelişmelerin sonucu olarak yıllık gıda enflasyonunun son 7 yılın en düşük düzeyi olan %3,47'ye, diğer bir bakış açısıyla Kasım ayında görülen %17,08'lik zirvenin 13,6 puan altına gerilediğine şahit oluyoruz. Mart ayı TÜFE gerçekleşmesini beklentimizin altında tutan bir diğer unsur ise ulaştırma grubunda aylık enflasyonun %1,57 ile sınırlı kalmış olması. Bizim %2 düzeyine yükselmesini beklediğimiz bu rakamda akaryakıt pompa fiyatlarında gerçekleşen yüksek oranlı artışların yansımaları görülürken, güçsüz TL'nin ulaştırma araçları fiyatlarına yarattığı geçişkenlik baskısının beklediğimizden çok daha hızlı zayıfladığı ortaya çıkıyor. Yine de bu ulaştırma grubunun en önemli pozitif katkıyı yapan kategori olduğunun ve 24 baz puanlık katkı ile Mart ayı TÜFE rakamının yarısından fazlasını teşkil ettiğinin altının çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çekirdek enflasyon gelişmelerinin ise bugün açıklanan Mart ayı enflasyon rakamlarının esas olumlu yönünü oluşturduğu fikrindeyiz. MB tarafından sıklıkla atıfta bulunulan ve gıda, enerji, alkol, tütün, altın grubu fiyatlarını dışlayan özel kapsamlı "I" göstergesi Mart ayında %0,59'luk artışıyla hemen hemen geçen seneki düzeyinde. Bu durumun yıllık çekirdek enflasyonun nerdeyse sabit kalarak %3,77 düzeyinde gerçekleşmesine yol açtığını belirtelim. MB'nın son yayımlarında sürekli dikkat çektiği çekirdek enflasyonda olası bir artışın henüz gerçekleşmemiş olması, Mart ayı enflasyon rakamlarının para politikası otoritesinin beklentilerinden de olumlu olabileceğine işaret ettiğini düşünüyoruz. Ancak önümüzdeki dönemde çekirdek enflasyonun yıllık bazda yukarı yönlü eğilimini sürdürmesinin enerji fiyatı artışlarının olası ikincil etkileri göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı olmayacağına inanıyoruz. ÜFE tarafında ise imalat fiyatlarının kaydettiği %1,48'lik artış maliyet yönlü baskıların birikmeye devam ettiğinin en önemli habercisi olarak görülebilir. Zayıf TL'nin fiyatları geniş tabanlı diyebileceğimiz bir şekilde imalat fiyatlarını toplam 22 alt sektörün 17'sinde yukarı ittiğini gözlemliyoruz. Başta gelen sektör ise artan petrol fiyatının yansımalarının birincil olarak izlendiği ve %9,08'lik enflasyon ile karşı karşıya kalan rafineri sektörü. Tarım fiyatlarında %0,68'lik artış kaydedilmiş olmasını işlenmemiş gıda fiyatlarındaki aşağı yönlü düzeltmenin önümüzdeki aylardaki gücü ve sürdürülebilirliği açısından bir soru işareti olarak algılıyoruz. Enerji üretim maliyetlerinin %0,36 düşmesinin, Mart ayında girdi maliyetlerinin küresel ölçekte arttığı düşünüldüğünde, ÜFE'nin şaşırtıcı bir diğer yönü olduğu fikrindeyiz. Bugün açıklanan enflasyon rakamlarını MB'nın uygulamada ısrarcı olduğu alışılmamış para politikası bileşiminin ömrünü uzatacak bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Piyasanın yıllık TÜFE'nin yeni tarihi diplere ulaştığı ve çekirdek göstergelerin herhangi bir hızlanma sinyali vermediği bu dönemde bu politika ile ilgili daha az endişe duyacağını tahmin ediyor, bu durumun Banka'ya zorunlu karşılık oranlarında gittiği artışları faiz artışları yerine ikame etme konusunda bir miktar daha süre kazandıracağını öngörüyoruz. Ancak yılın ikinci yarasında enflasyonun belirgin bir problem olarak ortaya çıkacağına inanmaya devam ediyor ve yıl sonu TÜFE tahminimizi %7,6 olarak muhafaza ediyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
03.2011
|
Bu sabah açıklanan Şubat ayı enflasyon ...Enflasyon Değerlendirme - 03.2011Bu sabah açıklanan Şubat ayı enflasyon rakamlarına göre tüketici fiyatlarındaki artış %0,73 ile piyasa beklentilerini bir miktar aştı. Geçen Aralık ayından bu yana kaydedilen en yüksek aylık artışa denk gelen bu rakam, %0,65 düzeyinde bulunan ortalama piyasa tahminini sınırlı ölçüde aşarken, bizim daha kötümser olan %0,85'lik öngörümüzün ise altında kaldı. Şubat ayı rakamları ile birlikte yıllık TÜFE ise aşağı yönlü eğilimini korudu ve %4,16 ile yeni bir rekor düşük seviyeye ulaşmış oldu. Öte taraftan, üretici fiyatları cephesinde kaydedilen %1,72'lik sıçrama bizim %1,2'lik beklentimizi aşarken, tahmin sayısının oldukça az olması bu düzeyin sağlıklı bir ortalama piyasa beklentisi ile mukayese edilmesini mümkün kılmıyor. Bu noktada Ocak ayında kaydedilen %2,36'lik oldukça yüksek artış hızını takip eden bu yükselişin yılbaşı-bugün ÜFE enflasyonunu iki ayda %4,13 düzeyine yükselttiğini not etmekte fayda görüyoruz. Ek olarak, Şubat ayı rakamı ile birlikte yıllık ÜFE rakamının kaydettiği sınırlı 7 baz puanlık artışın ardından ulaştığı %10,87 düzeyi ile çift hanelerde kalmaya devam ediyor oluşu ve son 27 ayın en yüksek düzeyinde bulunması bizce kayda değer. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan enflasyon verilerinin detayı TÜFE cephesinde gıda enflasyonun hâkimiyetinin sürdüğünü gösteriyor. Gıda fiyatlarındaki %2,54'lük sıçrayış, beklentimizin altında kalmakla beraber, manşet rakama 72 baz puan katkı yapmış. Gıda enflasyonunun daha detaylı analizi işlenmemiş gıda cephesinde geçen ay başlayan yükseliş eğiliminin %4 civarına hızlanarak devam ettiğini, işlenmiş gıdada ise geçişkenlik sebebi %1 üzerindeki artış hızının korunduğunu gösteriyor. Yine de yıllık gıda enflasyonunun geçen yılki baz etkisinin yardımı ile gerilemiş olduğunu belirtelim. Ocak ayındaki %7,06 düzeyinden %4,53 düzeyine çekilen yıllık gıda enflasyonundaki düşüş tütün ve alkol ürünleri grubundaki gerileme ile birlikte TÜFE'deki gevşemenin en önemli belirleyicisi durumunda. TÜFE cephesinde bizim için diğer olumlu sürprizler ise giyim sektöründe süren indirimlerin %5,15 fiyat azalışı ile geçen yılki temposunu yakalamış olması ve su ücretlerindeki düşüşün konut grubu enflasyonunun Şubat'ta negatif gerçekleşmesine yol açması. Olumsuz tarafta ise, ulaştırma fiyatlarındaki %1,77'lik artışın öngörülerimizi aşmasının olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunun pompa fiyatlarında gidilen artışları tahminlerimizde yer vermememizin değil, ulaştırma araçları fiyatlarında zayıf TL'nin yol açtığı %3,7'lik sıçramanın sonucu olduğunun ve kurlardan fiyatlara geçişkenliğin ilk emarelerinin görülmeye başlandığının altını çizmeyi gerekli görüyoruz. Çekirdek enflasyon gelişmelerine baktığımızda ise, yıllık rakamın son altı ayın en yüksek düzeyinde olmakla birlikte halen resmi hedefin altında kalmaya devam ettiğini gözlemliyoruz. Gıda, enerji, alkol, tütün ve altın fiyatlarını dışlayan özel kapsamlı "I" endeksinin kaydettiği %0,1'lik aylık artış, yıllık artış hızını %3,78'e taşımış durumda. Geçen Ağustos'tan bu yana görülen en yüksek değer olan bu rakamın, Kasım ayından bu yana 125 baz puanlık bir artış kaydetmiş olması, TÜFE'nin temel eğiliminin yönünü kalıcı olarak yukarıya çevirmek üzere olduğuna dair güçlü bir işaret olarak görülebilir. ÜFE cephesindeki detaylar ise bize TL'nin güçsüz seyrinin maliyet yönlü baskıların giderek artmasına yol açtığını hatırlatıyor. Oldukça yüksek olan aylık ÜFE rakamında imalat sanayinde %2,32'ye ulaşan aylık fiyat artışının (ki Ocak ayında da bu rakam %2,35 düzeyinde idi) belirleyici olduğunu, enerji grubunda yaşanan %4,42'lik gerilemenin ise manşet rakamı bir miktar sınırlayabildiğini görüyoruz. İmalat sanayi altında yer alan 22 sektörden 19 tanesinde fiyatların artmış olması, imalat enflasyonunun geniş tabanlı bir şekilde yükselmekte olduğunun bir işaretçisi. Tarım enflasyonunun halen %2,15 gibi yüksek bir seviyede seyretmeye devam ettiği de göz önünde bulundurulursa ÜFE'nin önümüzdeki dönemde tüketici fiyatları için önemli bir tehdit oluşturmakta olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Sonuç olarak bugünkü enflasyon rakamlarının Merkez Bankası'nın rahatlamasına yardımcı olacak bir veri akışı olarak görmüyoruz. Her ne kadar yıllık TÜFE resmi hedefin kabaca 1,4 puan altına inmiş ve çekirdek enflasyon da artışa rağmen hala hedefe kıyasla çok düşük kalmış olsa da, önümüzdeki döneme ait enflasyon risklerinin para politikası otoritesinin yakın ilgisini gerektirdiğini düşünüyoruz. Petrol fiyatının varil başına ortalama 115 dolar düzeyinde dengeleneceği, küresel gıda enflasyonunun yüksek kalacağı ve en önemlisi TL'nin son 4 ayda sepete karşı yaşadığı %15'lik değer kaybını kısmen de olsa geri alamadığı bir senaryoda yıllık TÜFE'nin 2011 sonunda daha önceki tahminimiz olan %6,6 yerine, %7,5-8 bandına yani belirsizlik aralığı üst sınırını aşacak seviyelere yükselebileceğini öngörüyoruz. Böyle bir durumda ise MB'nın uygulamada olan alışılmamış para politikası karışımının başarı şansının olmadığına ve piyasa katılımcılarının yılsonu için öngörülen politika faizi artışlarının daha öne çekilmesini talep edebileceklerine inanıyoruz.
|
|
Para Politikası
|
03.2011
|
2011 yılının üçüncü toplantısı için bir araya ...Para Politikası - 03.20112011 yılının üçüncü toplantısı için bir araya gelen Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri beklenmedik bir karara imza attı. TL mevduatlara uygulanan zorunlu karşılık (ZK) oranlarında 1 Nisan'dan itibaren geçerli olacak şekilde 200 ila 500 baz puan arasında değişen artışlar PPK karar metni ile birlikte duyurulurken, yaptığımız hesaplamalar vadeye göre ağırlıklandırılmış ortalama artışın 400 baz puana yaklaştığını gösteriyor. Bu hamle sadece son anketlere göre ZK oranlarında değişiklik yapılmamasını öngören piyasa beklentisine göre değil, aynı zamanda bizim daha kötümser olan kısa vadeli TL mevduatlara 200 baz puanlık bir artış gelebileceğine dair tahminimize kıyasla da olumsuz bir gelişme.
Faiz oranları cephesinde ise Kurul'un tüm piyasa katılımcılarının ortak beklentisi doğrultusunda 1-haftalık repo faizi oranını %6,25'te değiştirmeden bıraktığını görüyoruz. Politika faizi oranını art arda ikinci toplantıda sabit bırakan PPK üyeleri MB'nın gecelik vadedeki borç alma ve borç verme oranlarında da bir değişliği gerekli görmeyerek bu oranları sırasıyla %1,5 ve %9 düzeyinde sabit tutmuşlar. Böylece kısa vadeli faiz koridorunun 7,5 puanlık genişliği de PPK tarafından muhafaza edilmiş.
PPK tarafından yayımlanan bir sayfalık duyuru metninin detayları, sürpriz gelişmelerin sadece ZK artışı ile sınırlı kalmadığını gösteriyor. Genel piyasa kanısının aksine, Kurul üyeleri enflasyon riskleri konusunda daha şahince bir tutuma kaymış gözükmüyorlar. Petrol ve diğer emtia fiyatlarının yılın ilk Enflasyon Raporu'nda yer alan varsayımları aşacak bir seyir izlediğini itiraf eden PPK, bunun enflasyonist etkileri konusunda oldukça pembe bir tablo çiziyor. Karar metnine göre bu durum önümüzdeki dönemde bir süre için temel mal grubu enflasyonunu yükseltmeye devam edecek, ancak hizmet enflasyonunda ise daha ılımlı bir seyir izlenecek. Ek olarak PPK'nın yapılan zorunlu karşılık artışının sağladığı ilave parasal sıkılaştırmanın petrol ve diğer emtia fiyatlarının ikincil etkilerini sınırlayacağı iddia ettiğini de belirtelim. Sunulan enflasyon görünümünde dikkatimizi çeken son nokta ise talep koşullarının enflasyon üzerindeki etkileri konusunda PPK'nın sessiz kalmayı tercih ediyor oluşu.
Büyüme görünümü içinse PPK'nın tespitleri neredeyse geçen ayla birebir örtüşür durumda. Kurul'un artık kanıksanan iç talepteki artışın desteğiyle iktisadi faaliyetin güçlenmeye devam ettiği, dış talebin göreli olarak zayıf olduğu ve istihdam koşullarındaki iyileşmeye rağmen işsizlik oranlarının halen yüksek seyrettiği yönündeki saptamaları karar metninde yinelenirken; iktisadi faaliyete dair açıklanan verilerin Ocak Enflasyon Raporu'nda sunulan görünümle büyük ölçüde uyumlu olduğu savı da tekrar vurgulanmış. Bu değerlendirmeyi sanayi üretiminin çift haneli büyüme hızını sürdürdüğü, güven endekslerinin yeni zirvelere tırmanmaya devam ettiği bir dönemde şaşırtıcı buluyoruz. Büyüme görünümünde PPK'nın Şubat ayı duyurusuna göre yaptığı tek kayda değer değişiklik ise, bizim veri akışı ile doğrulamakta güçlük çektiğimiz, MB'nın aldığı tedbirlerin ithalat talebini zayıflattığı yönündeki iddianın metinden çıkarılmış olması.
Karar metnini incelemeye devam ettiğimizde yaptığımız en çarpıcı tespit ise PPK'nın artabilecek enflasyon risklerine karşı aklındaki çözümün daha fazla ZK artışı gerçekleştirmek olduğu. Gelecek dönemdeki para politikası hamleleri için sinyal veren anahtar cümlede hiçbir değişiklik yapılmamış ve politika bileşiminin düşük düzeyde politika faizi, geniş faiz koridoru ve yüksek zorunlu karşılık oranlarından oluşmaya devam edeceği tekrar edilmiş. Ek olarak PPK'nın fiyat istikrarı ve finansal istikrara yönelik riskleri azaltmak için aynı yönde ek tedbirlerin gerek görülmesi halinde alınabileceğini vurguladığını not edelim. Bu ifadeyi, piyasadan 19,1 milyar TL'lik likiditenin çıkmasına neden olacak olan bugünkü muazzam ZK artışının arkasının gelebileceğine dair bir işaret olarak algılıyor, olası yeni hamlenin zamanlamasını ise Mayıs PPK toplantısı olarak tahmin ediyoruz.
Sonuç olarak bugünkü PPK toplantısından çıkan sonucun piyasalar açısından negatif olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca, PPK'nın enflasyon görünümü konusunda güvercince olan duruşunu sürdürme eğilimini, kredibilite açığının şimdiden oldukça yüksek olduğunu ve enflasyonist risklerinin artmaya devam ettiğini göz önünde bulundurduğumuzda, oldukça tehlikeli buluyoruz. Ocak artışını takiben izlediğimiz TL likiditesini ZK oranları aracılığı ile azaltma ardından aynı miktarı haftalık repo ihaleleri yolu ile piyasa sağlama stratejisinin kredi büyümesini engellemekte etkisiz kaldığını hâlihazırda biliyor ve bu yöntemin enflasyonist baskıları sınırlama konusunda etkin olabileceğinden şüphe ediyoruz.
|
|
Son Gelişmeler
|
03.2011
|
Tüketici güven endeksi aylık %2,5 artışın ...Son Gelişmeler - 03.2011Tüketici güven endeksi aylık %2,5 artışın ardından, son 38 ayın en yüksek rakamı olan 93,6 seviyesine ulaştı. Şubat ayı rakamları, ocak ayındaki %0,3 artışın ardından arka arkaya gerçekleşen ikinci artışa işaret ediyor. İyileşen tüketici duyarlılığının arkasındaki en büyük etken, dayanıklı mal satın alıma eğiliminin %4,5 artması olarak gösterilebilir. TÜİK ve Merkez Bankası'nın ortak düzenlediği ankete göre tüketicilerin satın alma gücü ve genel ekonomik görünüme bakışında da %2-2,5 düzeyinde iyileşmeler gözlendi. Açıklanan rakamlar, Merkez Bankası'nın ekonomiyi soğutma çabalarına rağmen iç talebin hala kuvvetli olduğunu gösteriyor. Ek olarak, endeks deki bu yükselişi, enerji-hariç dış açığın daha da artacağı yönünde bir sinyal olarak algılıyoruz.
|
|
Bütçe Dengesi
|
03.2011
|
Merkezi yönetim bütçesi şubat ayında 1 milyar TL ...Bütçe Dengesi - 03.2011Merkezi yönetim bütçesi şubat ayında 1 milyar TL fazla vererek bir yıl öncesine göre %143,5lik bir iyileşme gösterdi. Böylece bütçe dengesi arka arkaya ikinci ayda da fazla vermiş oldu. Senenin ilk iki ayına bakıldığında faiz dışı fazla 12 milyar TL'ye ulaşarak geçtiğimiz yılın ilk iki ayına oranla yüzde %126,9 arttı ve yıllık hedefin şimdiden %85,8'ine ulaştı. Bütçe giderleri faiz-dışı harcamalardaki %1,8'lik daralmanın etkisi ile %5,7'lik hafif bir artış gösterirken, gelirlerdeki %22,7'lik artış yurtiçindeki ekonomik aktivitenin gücüne dikkat çekiyor. Açıklanan Şubat verilerini seçimler öncesi olumlu olarak karşılıyoruz. 12 aylık toplam bütçe açığı ve faiz dışı fazla rakamları sırasıyla yakaladıkları 32,2 milyar TL ve 15,4 milyar TL düzeyleri ile 2011 bütçesinde hedeflenen 33,6 milyar TL'lik açık ve 14 milyar TL'lik FDF'ye kıyasla şimdiden daha olumlu noktada bulunuyorlar. Buna ek olarak faiz-dışı giderlerin yılbaşından bu yana %5,3'lük artışının hedeflenenden oranın altında gerçekleşmesi, seçim ekonomisi uygulanacağına dair endişeleri henüz doğulamıyor. Seçime gidilirken önümüzdeki aylarda bütçe uygulamalarının kritik olacağını düşünmeye devam ediyor, bundan bağımsız olarak vergi gelirlerindeki %30'u aşan artışı, merkez bankasının deneysel para politikasının iç talebi soğutmak için arzulanan sonucu vermediği şeklinde yorumluyoruz.
|
|
Dış Ticaret Dengesi
|
03.2011
|
Ocak ayı dış ticaret açığı beklentilerin 2,5 ...Dış Ticaret Dengesi - 03.2011Ocak ayı dış ticaret açığı beklentilerin 2,5 milyar dolar üzerinde 7,3 milyar dolar açık verdi. Son iki aya oranla daralan ticaret açığında enerji dışı segmentin varlığı güçlenirken, enerji harcamaları baskın etkisini korumaya devam etti. Mevsimsellikten arındırılmış dış ticaret verisi son 2 aylık zayıflamasına devam ederek, aylık bazda %8.9 daraldı. Detaylara bakıldığında ise, ithalat rakamı beklentilere paralel olarak 9,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, asıl sürpriz ihracat kaleminde kaydedilerek, 14,3 milyar dolarlık beklentinin üzerinde 16,9 milyar dolar seviyesine ulaşıldı. Coğrafi açıdan incelendiğinde ise, AB toplam ithalat seviyesindeki %47'lik payını korudu. Enerji dışı ihracat seviyesi %48,8 oranına ulaşarak son 3 yılın en hızlı büyüme seviyesini kaydetti. Ocak ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı son 10 yılın en zayıf noktasına gerilerken, bu veriler karşısında yılın ilk ayı için cari açık seviyesinin 6,1 milyar dolar olmasını beklerken, son 12 aylık rakamın ise 50 milyar dolar çıtasını kırmasını öngörüyoruz.
|
|
İşsizlik Oranı
|
03.2011
|
TÜİK verilerine göre Aralık ayında işsizlik ...İşsizlik Oranı - 03.2011TÜİK verilerine göre Aralık ayında işsizlik senelik bazda 2.1 puan gerileyerek %11.4 olarak açıklandı. Mevsimsel faktörlerinde etkisiyle son dört ayın en yüksek rakamına ulaşan işsizlik, mevsimsel etkilerden arındırılmış rakamlara göre aylık bazda 0.2 puan gerileyerek %11 ile kriz sonrası dönemin en düşük düzeyine geriledi. Açıklanan veriler işsiz sayısında geçen seneye oranla 432 binlik bir azalmaya işaret ediyor. İstihdam verileri iş imkânlarının genel anlamda genişlediğine işaret ederken, geçtiğimiz ayların aksine bu genişlemeye 456 bin yeni pozisyonla tarım sektörü öncü oldu. Öte yandan sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri de istihdam rakamlarını sırasıyla 340, 272 ve 145 bin kişi artırdı. TÜİK'in açıkladığı verilerin, aylık ve senelik bazda düşmeye devam eden işsizliği teyit etmesi açısından olumlu buluyoruz. Bu trendin devam etmesi halinde ise %12 olan 2011 yılı hedefinin altında kalma olasılığının oldukça yüksek olduğuna inanıyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
03.2011
|
OCAK AYI SANAYİ ÜRETİMİ Sanayi üretimi 2011 ...Sanayi Üretimi - 03.2011OCAK AYI SANAYİ ÜRETİMİ
Sanayi üretimi 2011 yılına Ocak ayında kaydedilen %18,9'luk büyüme temposu ile hızlı bir giriş yaptı ve beklentileri bir kez daha önemli ölçüde aştı. Bizim %18,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz Ocak ayı sanayi üretimi artışı için piyasa beklentisi ise yapılan tahminlere göre %15,4 düzeyinde bulunuyordu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından geçmiş verilerde yapılan güncellemelerin ardından daha önce %16,9 olarak duyurulan Aralık ayı artışının, %16,7'ye gerilediği görülüyor. Ancak bu durum, 2010 dördüncü çeyrekteki sanayi üretimi artış hızının %12,1 olarak muhafaza edilmesine engel olmamış durumda.
TÜİK tarafından duyurulan veriler Aralık'tan Ocak ayına üretim artış temposunun üç ana kategoride de arttığına işaret ediyor. En yüksek ağırlığa sahip olan imalat sanayi cephesinde %20'lik eşik yakalanan %20,5'lik artış hızı ile aşılmış durumda. Elektrik, gaz ve buhar üretimi ise dört aydan sonra çift haneli büyüme temposunu %12 ile yakalarken, madencilik sektörü ise geçen yıldan gelen zayıf baz etkisinin de yardımı ile bir ay içerisinde üretim artış hızını %1,7'den %11,9'a taşımayı başarmış durumda.
Düzeltilmiş seriler ise sanayi üretiminin yeni tarihi zirvelere daha düşük hızla da olsa tırmanmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılmış seri 128,4 ile bugüne kadar kaydedilen en yüksek seviyeye ulaşırken, kaydettiği aylık artış %0,5 düzeyinde. Her ne kadar artış oranı sınırlı gözükse de, Aralık ayında kaydedilen %5,5'lik önemli yükselişi takip ettiği göz önünde bulundurulduğunda bu rakam sanayi üretiminin önemli ölçüde güçlü bir artış eğilimine sahip olduğunu teyit ediyor. Düzeltilmiş serilerin son üç aylık ortalama artışını yıllıklandırarak bulduğumuz %21,9'luk büyüme temposu, eğer halen mevcutsa, çıktı açığının oldukça hızlı şekilde kapanmakta olduğunun habercisi.
Açıklanan rakamların detayına indiğimizde uzunca bir süredir gördüğümüz şekilde makine-ekipman imalatının yatırım iştahının güçlü olduğuna dair sinyaller üretmeye devam ettiğine şahit oluyoruz. Sektörün üretim miktarında kaydedilen %48,7'lik artış geçen Mart'tan bu yana kaydedilen en yüksek tempo olmakla beraber, farklı olarak çok güçlü bir bazın üzerine yakalanabilmiş. İmalat sanayi altında önemli sektörler içerisinde güçlü performans gösterenler arasında göze çarpan diğer isimler ise rafineri (%33,1), otomotiv (%29,3), mineraller (%23,6) ve ana metaller (%20,8). Alışıldığı şekilde, gıda (%6), giyim (%7,2) ve tekstil (%12,1) göreceli olarak zayıf kalmaya devam eden önemli alt sektörler.
Tüketim malları imalatında bir ivmelenme olduğu ise Ana Sanayi Grupları sınıflamasında ilk fark edilen gelişme. Dayanıklı tüketim malı grubunda büyüme hızı ikiye katlayarak %15,3 ulaşırken, dayanıksız tüketim mallarında ise tempo bir ay içerisinde %5,2'den %10,8'e yükselmiş durumda. İkinci grupta artışı düşük baz ile açıklamak mümkün iken, ilk grubun performansının kayda değer bir şekilde artmış olduğu bir yıl öncesindeki büyüme hızının %31,6 olduğu göz önünde bulundurulduğunda açıkça ortaya çıkmakta. Öte yandan aramalı ve sermaye malı üretiminin sırasıyla %24,4 ve %34,2'lik artışlarıyla güçlü seyirlerini muhafaza ettiklerini ve böylece toplam sanayi üretimini yukarıya çekmeye devam ettiklerini söyleyebiliriz.
Bugün açıklanan verinin işaret ettiği güçlü büyüme temposunun para politikası açısından daha fazla temkinli olunması gereğinin altını çizdiği fikrindeyiz. Merkez Bankası'nın, son dönemlerde artan petrol fiyatları ve zayıflayan TL ile daha fazla belirgin hale gelen maliyet baskılarının ikincil etkilerini görmeyi bekleme yönündeki politikasını gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ekonomik faaliyetin oldukça güçlü olduğu göz önünde bulundurulduğunda bizce ikincil etkilerin görülme olasılığı oldukça yüksek. Bu rakamların ve son açıklanan kredi büyümesi temposunun ardından Banka'nın Mart ayı Para Politikası Kurulu toplantısında zorunlu karşılık oranlarında 200 baz puanlık bir artışa gidebileceğini ve daha önemlisi Nisan ayı enflasyon raporu öncesinde değişen temel varsayımlar paralelinde baz senaryoda öngörülen sıkılaştırma takvimini öne çekebileceğine dair bir sinyal verebileceğini öngörüyoruz. Öte yandan yıla yapılan güçlü başlangıçla birlikte 2011 için %5,5'lik GSYİH büyüme tahminimizi koruyor, ancak aşağı yönlü risklerin baskın hale geldiğini düşünüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
02.2011
|
Merkez Bankası'nın düzenlediği beklenti anketi ...Enflasyon Değerlendirme - 02.2011Merkez Bankası'nın düzenlediği beklenti anketi göre, Şubat ayının ikinci yarısında yılsonu TÜFE öngörüleri bir önceki ankete göre %6,56'dan %6,64'e yükseldi. Orta vadeli beklentiler %5 olan resmi hedefin üzerinde %6,59 oranında gerçekleşirken, 24 aylık uzun dönemli beklentilerde ise hafif bir toparlanma ile %6,17 seviyesi kaydedildi. Politika faizi cephesinde önümüzdeki 3 ay içerisinde bir değişiklik beklenmezken, 12 ay sonra ise 100 baz puanlık bir artış öngörülüyor. Bu yıl için büyüme beklentileri %5 ile %4,5'lik resmi hedefin üzerinde seyrederken, 2012 için öngörüler %5'lik resmi hedefin hemen altında seyrediyor. Cari açık tarafında, genişleyen açığa paralel olarak beklentiler 49.4 milyar dolara dayanırken, kur tarafında ise önümüzdeki 12 ay içerisinde doların, lira karşısında 1,57 ile1,59 aralığında seyretmesi bekleniyor.
|
|
Para Politikası
|
02.2011
|
Merkez Bankası'nın Ocak ayı PPK toplantısı ...Para Politikası - 02.2011Merkez Bankası'nın Ocak ayı PPK toplantısı notlarına göre, Şubat ayında gıda grubunun yıllık enflasyonunda belirgin seviyede düşüş bekleniyor. Ayrıca, uluslararası gıda fiyatlarındaki artış eğilimine paralel olarak, işlenmiş gıda da yıllık enflasyonun önümüzdeki dönemde kademeli olarak yükseleceği tahmin ediliyor. Arz tarafındaki baskıları da yakından takip eden Kurul, yükselen gıda ve petrol fiyatlarının da etkisiyle, servis sektöründeki fiyat artışlarına dikkat çekti. Ayrıca, yükselen ithalat fiyatları ve Lira'nın değer kaybetmesiyle, temel fiyat göstergelerinin yıllık artış oranının yükseldiği belirtildi. Büyüme tarafında ise Aralık ayı sanayi üretimindeki sıçramaya değinen Kurul, diğer taraftan, iç pazardaki imalat sanayi sipariş beklentilerinin yavaşlama sinyalleri verdiğine atıfta bulundu. Uygulanan para politikasının kredi kullanımını ve dolayısıyla iç talebin büyüme oranını sınırlayacağı öngörüsünü dile getirilirken, ithal ürünlere olan talebin zayıflamasının daha dengeli bir toplam talep yapısının oluşmasına yardımcı olacağı değerlendirmesinde bulundu. PPK toplantı notlarından yaptığımız çıkarımlar geçen hafta faiz kararına eşlik eden bir sayfalık duyuru metninden edindiğimiz izlenimden çok da farklı değil. PPK'nın belli bir aradan sonra tekrar enflasyona ilişkin riskleri mercek altına alması ve munzam karşılık artışları ile faiz indirimlerine ara vermesinin yeni para politikası uygulamalarının tamamen sona erdiği anlamına geldiğini düşünmemeye devam ediyoruz. Bizim beklentimiz, Kurul'un bundan para politikasına şekil verirken, kredi büyümesi ve enflasyona risk teşkil edebilecek verilere karşı daha hassas olması yönünde
|
|
Para Politikası
|
02.2011
|
Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK) ...Para Politikası - 02.2011Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK) bugün gerçekleştirdiği yılın ikinci toplantısında politika faizi oranında değişikliğe gitmemeyi tercih etti ve 1-haftalık repo ihalesi oranını %6,25 düzeyinde sabit tuttu. Önceki iki toplantıda gerçekleştirilen toplam 75 baz puanlık indirimi takip eden bu karar, piyasa katılımcılarının çoğunluğunun öngörülerine paralel olmakla birlikte, bizim beklediğimiz 25 baz puanlık ek indirimden farklı bir sonuca işaret ediyor. Hatırlanacağı gibi, son 1 hafta içerisinde açıklanan güçlü sanayi üretimi ve yüksek cari açık rakamları ve MB Başkanı tarafından yabancı yatırımcılara gerçekleştirilen sunumun detayları, faiz indirimi olmayacağını düşünen kampın güçlenmesine yol açmıştı. Bugünkü faiz kararlarında yine beklentilere paralel olan bir diğer gelişmenin de Banka'nın gecelik vadede borç alma ve verme oranlarının, %1,5 ve %9 düzeylerinde sabit tutularak kısa vadeli faiz koridorunun 7,5 puanda sabit tutulması olduğunu belirtelim.
Faiz kararına eşlik eden duyuru metnini ele aldığımızda bizce en vurucu olan gelişme enflasyon dinamiklerine yapılan atıfların önceki aylara kıyasla oldukça artmış olması. Şubat ayında yıllık TÜFE enflasyonunda sınırlı da olsa daha fazla düşüş gerçekleşeceğini haber veren Kurul üyelerine göre yılın geriye kalanında enflasyon çalkantılı bir seyir izleyecek, ancak 2011'i MB tahminine yakın sonlandıracak. Ayrıca PPK, bu ayki duyuru metni ile enflasyona ilişkin risk faktörlerini de yeniden göz önünde bulundurmaya başladığını ortaya koyuyor. Parasal sıkılaştırmanın iç talep kaynaklı baskıları kontrol altında tutacağına inanan Kurul, enerji ve emtia fiyatlarında gözlenen hızlı artışın teşkil edeceği arz yönlü risklerden rahatsızlığını açıkça ortaya koymuş durumda.
PPK'nın önceki 2 ayda uygulamaya koyduğu deneysel para politikası yaklaşımının büyüme cephesindeki sonuçlarından ise tatmin olmuş durumda olduğunu görüyoruz. Karar metnine göre Banka'nın Kasım ayından bu yana devreye aldığı tedbirler, ithalat talebini yavaşlatıp, toplam talep bileşimini dengeleyerek makro-finansal riskleri azaltmış durumda. İç talebin verdiği destekle toparlanmaya devam eden iktisadi faaliyetin halen dış talepten anlamlı bir destek bulamadığını gören PPK, istihdam koşullarındaki iyileşmeyi not etmekle beraber işsizlik oranlarını yüksek bulmaya devam ediyor. Bizce Kurul tarafından çizilen bu büyüme görünümünde eksik kalan parça, Banka'nın kredi piyasasındaki gelişmeleri ne şekilde değerlendirdiği. Hatırlanacağı üzere bir önceki PPK duyurusunda evvelki tedbirlerin kredi arzı üzerindeki etkilerine odaklanacağını açıkça ifade etmişti.
Kurul'un yayımladığı bir sayfalık duyurudan yaptığımız bir diğer çıkarım ise zorunlu karşılık oranlarında daha fazla artışın askıya alınmış olduğu. Fiyat istikrarına ve finansal istikrara yönelik riskleri azaltmak isteyen PPK, 23 Mart günü yapılacak bir sonraki toplantıya kadar yeni politika bileşimi doğrultusunda atılan adımların sonuçlarını yakından izlemekle yetinecek. Bu açıklamayı "düşük faiz, yüksek munzam karşılıklar" şeklinde formüle edilen yeni para politikasının fiyat istikrarı açısından risk teşkil etmekte olduğunun bir itirafı olarak görüyoruz. Ancak PPK'nın bundan sonra ilave tedbirlerin gerekli olacağı durumda, bunların aynı doğrultuda alınacağını duyurmuş olması bize gelecekteki olası munzam karşılık artışlarına faiz indirimlerinin eşlik etmeye devam etmesinin planlandığını gösteriyor.
Tüm bu açıklamaların ardından PPK'dan bugün çıkan kararı kısa vadede piyasa dostu olarak görüyoruz. Her ne kadar politika faizinin sabit kalması fiyatlarda olsa da, Komite'nin munzam karşılık artışlarının bu ay içerisinde gündemde olmadığına dair verdiği sinyal bizce olumlu bir sürpriz. Enflasyona dair bir süredir dile getirilen risklerin PPK nezdinde tekrar önem kazanıyor olması da ayrıca not edilmesi gereken ve para politikası kredibilitesi için pozitif bir adım. Ancak, gelecek para politikası uygulamaları için net bir patikanın halen ortaya konmamış olması, bizce şu aşamada olumlu bir piyasa algısının kalıcı olarak sağlanmasının zor olduğunu ortaya koyuyor.
|
|
Kapasite Kullanım Oranı
|
02.2011
|
Şubat ayında KKO (Kapasite kullanım oranı) %73 ...Kapasite Kullanım Oranı - 02.2011Şubat ayında KKO (Kapasite kullanım oranı) %73 seviyesinde gerçekleşti ve %74.2 olan beklentilerin altında kaldı.
- Şubat ayı kapasite kullanım oranı (KKO) beklentilerin altında %73 seviyesinde gerçekleşti.
- Son 6 ayın en düşük kapasite kullanım oranı olan Şubat ayı rakamı, %74,2 olan piyasa beklentisi ve bizim daha temkinli %73,8'lik beklentimizin altında kaldı.
- Mevsimsellikten arındırılmış KKO, %76,1 ile aylık bazda %1 azalma kaydetse de, kriz sonrasında kaydettiği en yüksek seviye olan Ocak ayındaki %77 seviyesinin biraz altında gerçekleşti.
- Detaylar incelendiğinde en önemli azalış, %70,5'lik KKO ile tüketim mallara grubunda gerçekleşti. Ara malları grubu ise %76,7 ile gücünü korudu.
- Şubat ayı KKO rakamlarını Merkez Bankası'nın ekonomiyi soğutma çabalarının kısmi bir yansıması olarak değerlendiriyor ve mevsimsellikten arındırılmış serinin, %72,6 olan 2010 ortalamasısın üstünde seyretmesi nedeniyle, ekonominin tamamen yavaşladığı şeklinde bir sinyal olarak algılamıyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
02.2011
|
Aralık Ayı Sanayi Üretimi Bugün Türkiye ...Sanayi Üretimi - 02.2011Aralık Ayı Sanayi Üretimi Bugün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre sanayi üretimi yılın son ayında %16,9'luk bir büyüme temposu yakalayarak %12,1'lik piyasa beklentisini önemli ölçüde aştı. Nisan ayından bu yana görülen en yüksek büyüme hızı bizim daha temkinli olan %8,5'lik öngörümüzü nerdeyse ikiye katlarken, Kasım ayı verisinde gerçekleştirilen 0,3 puanlık yukarı yönlü revizyonun da yardımı ile dördüncü çeyrek sanayi üretimi artış hızını %13,1 düzeyine taşımayı başardı. Yılın üçüncü çeyreğinde kaydedilen %10'luk tempoyu aşan bu hız, yıllık sanayi üretimi artışının ise 2010 için %13,1 olarak gerçekleşmesine yol açtı.
TÜİK tarafından duyurulan düzeltilmiş serilere baktığımızda aylık büyüme hızının %5,7 gibi daha önce ulaşılmamış bir düzeye çıktığını görüyoruz. Bu dönemsel artış, takvim ve mevsimsellik etkilerinden arındırılmış serinin 128.1 ile tüm zamanların en yüksek düzeyini yakalamaya yardımcı olmuş. Gelinen seviyenin Ekim ayında yakalanan bir önceki zirvenin de %4,6 yukarısında kaldığını not edelim. Aralık ayı için duyurulan aylık büyüme hızının yıllıklandırıldığında %95 civarında bir büyüme temposuna denk geldiğini göz önünde bulundurduğumuzda, önümüzdeki ay düzeltilmiş serilerin, daha önceki örneklerde olduğu gibi, önemli bir dönemsel küçülme kaydetmesini beklediğimizi belirtelim.
Sanayi üretimi versinin detayları imalat sanayinin büyüme temposunu bir ay önceye göre nerdeyse ikiye katladığını ve %18,9'luk sıçrama ile liderlik pozisyonunu koruduğunu gösteriyor. Elektrik, gaz ve buhar üretimi de dört aylık aradan sonra büyüme temposunu artırabilmiş ve %7,9'luk artış hızını yakalmış durumda. Madencilik sektöründe %1,8'e gerileyen büyüme hızının ise geçen yıldan gelen güçlü baz etkisinden etkilendiğini söyleyebiliriz.
İmalat sanayinin alt sektörlerini ele aldığımızda büyüme temposundaki hızlanmanın genele yayıldığını gözlemliyoruz. %45,9'luk büyüme ile liderliği elinde tutan makine-ekipman üretimi bu performansı geçen yılki %31,7'lik sıçrayışa rağmen başarmış gözüküyor. Sektörün giderek güçlenen performansını yatırım iştahının yüksek olduğuna diar bir işaret olarak ele almaya devam ediyoruz. Üretim artış hızında atılım kaydettiğini gözlemlediğimiz önemli ağırlığa sahip diğer sektörler ana metal (%35,6), otomotiv (%30,4) ve rafineri (%23,6). Göreceli olarak daha zayıf kalmaya devam eden sektörler ise gıda (%8,2), teksitil (%7,1) ve giyim (%12,5) olarak öne çıksa da, bunların da Kasım performanslarını aştığını not etmekte fayda var.
Üretim bileşenlerini Ana Sanayi Grupları sınıflamasına göre ele aldığımızda ise tüketim malları grubunun zayıf kalmaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Dayanıklı tüketim mallarında süregelen tempo kaybı büyüme hızını %7,5'e çekerken, dayanksız segmentin pozitif büyümeye geri döndüğünü ancak %5'lik tatminkar olmayan bir düzeye gelebildiğini görüyoruz. Ara malı ve sermaye malı gruplarının ise giderek ivmelendiğini ve sırasıyla %24,4 ve %34,2'lik büyüme hızı yakaladıklarını not edelim.
Aralık ayı sanayi üretimi verileri ışığında son çeyrek GYSİH büyüme beklentimizi %% düzeyine revize ediyoruz. Önceki çeyreklerde herhangi bir revizyona gidilmediği durumda, bu tempo 2010 yılı için büyüme hızını %7,9 düzeyine taşıyor. Ekonomik aktivitenin oldukça güçlü olduğuna işaret eden bugünkü verinin para politikasının seyri açısından ise çok hayati olmadığı fikrindeyiz. Merkez Bankası'nın yeni para politikası bileşimini uygularken geçmiş verilere odaklanmayacağını, aslında Aralık ayında yeni politkanın uyguılamaya girmesinin nedeninin bu seyrin öncü işaretlerinin alınması olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede, gelecek haftaki PPK toplantısından 25 baz puanlık politika faizi indirimi ve munzam karşılık oranlarında en az 200 baz puanlık artış beklemeye devam ediyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
01.2011
|
Merkez Bankası (MB) tarafından hazırlanan yılın ...Enflasyon Değerlendirme - 01.2011Merkez Bankası (MB) tarafından hazırlanan yılın ilk Enflasyon Raporu Başkan Yılmaz tarafından bugün bir basın toplantısı ile duyuruldu. Beklendiği şekilde Başkan Yılmaz MB'nın son dönemlerdeki söylem değişikliği paralelinde "finansal istikrar" amacına ve "düşük politika faizi, yüksek munzam karşılıklar ve daha geniş bir faiz koridoru" olarak özetlenen yeni politika bileşimine vurgu yaptı. Yılmaz, Banka'nın 2011-12 dönemi için güncellenen enflasyon tahminleri ve varsayımlarını sunarken, önümüzdeki dönemde politika faizi ve munzam karşılık oranlarının izleyeceği patikaya ait net bir mesaj veriilmediği basın toplantısının satırbaşları şu şekilde:
- Rapora göre 2010 yılı sonunda gıda enflasyonunun %7,02 ile beklentilerin altında kalması, TÜFE'nin seneyi %6,4 ile MB'nın bir önceki tahminin altında bitirmesine yol açtı.
- Yılmaz 4. çeyrekte bir önceki döneme göre azalış gösteren çekirdek enflasyon oranlarına vurgu yaparken, son aylardaki artışa rağmen, eğilimin hedeflerin altında olduğunu belirtti.
- Yılmaz ileriye dönük enflasyon beklentilerinde son dönemde görülen düşüşe ayrıca vurgu yaparken, hedeflerle olan farktan doğan kredibilite açığının sürüyor olduğuna işaret etti.
- Yeni para politikasının amacı iç ve dış dengeyi sağlamak için birden fazla bileşimi kullanmak olarak verildi.
- MB'nın bir diğer amacı ise, kısa vadeli sermaye girişlerini uzun vadeye yönlendirmek olarak ortaya konuldu.
- Eylül ayından bu yana yapılan ve vadeye göre ağırlıklandırıldığında birikimli olarak 4,4 puana ulaşan munzam karşılık oranı artışlarının piyasada likiditeyi 22,5 milyar TL azaltacağı belirtildi.
- Munzam karşılıklarda yapılan ayarlamaların kredi piyasasını maliyet ve likidite kanalları ile etkilemesinin beklendiği vurgulandı.
- Yılmaz piyasa faizlerinin hem reel hem de nominal bazda tarihi düşük seviyelerdeki seyrini sürdürdüğünü, TL'nin ise diğer para birimlerinin altında bir performans gösterdiğini not etti.
- Öte yandan Başkan Yılmaz mevduat-kredi oranları arasındaki marjın tarihi düşük seviyelerde kalmaya devam ettiğini, kredi büyüme hızının yüksek olduğunu ve kredilerin makro-finansal riskler açısından yakından takip edilmeye devam edilmesi gerektiğini söyledi.
- Yılmaz ayrıca parasal koşulların son çeyrekte iç talebi destekler nitelikte olduğunu, son önlemlerin ise daha ılımlı bir büyüme patikası hedeflediğini belirtti.
- Rapor ile birlikte MB 2011 TÜFE tahminini 0,5 puan artırarak %5,9'a yükseltirken, 2012 için öngörüsünü %5,1 olarak değiştirmeden bıraktı.
Tahminlerde kullanılan gıda enflasyonu varsayımı tarımsal emtialara ilişkin artan riskler beraberinde %7'den %7,5'e çekilirken, manşet TÜFE rakamını 15 baz puan yukarı çekti.
- Yine yukarı yönlü revize edilen ve varil başına 85 dolardan 95 dolara yükseltilen petrol fiyatı varsayımı, ithalat fiyat artış hızının %10,9'a yükseltilmesi ile birlikte Banka'nın TÜFE öngörüsünü 35 baz puan yükseltti.
- Öngörüler içerisinde en kritik olan para politikası duruşuna dair verilen mesajın muğlak kalması tercih edilirken, net etkinin bir daha sıkılaştırma olacağının iletilmesi ile yetinildi.
- Politika faizi ve munzam karşılıkların izleyeceği yön, ya da hamlelerin büyüklüğü konusunda MB herhangi bir yön göstermemeyi esneklik açısından yeğlediğini duyurdu.
- Başkan Yılmaz ayrıca kredi büyümesini %20-25 aralığında hedeflediklerini açıkladı.
- Küresel enflasyon baskılarının arttığı alternatif bir senaryoda faiz oranları ve munzam karşılıkların bir arada artacağı sinyali verildi.
Ocak Enflasyon Raporu'nun, piyasa katılımcıların yeni para politikası uygulamasının yönü ve niceliği hakkında daha fazla bilgi elde etmeyi ummaları yüzünden, beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu düşünüyoruz. MB'nın bu bileşimin yapısına dair esneklik ihtiyacına yaptığı vurgu Banka'nın belirsizliği, Başkan Yılmaz'ın bu yöndeki yorumları basın konferansında yalanlamasına rağmen, bir politika aracı olarak kullanma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Ayrıca Banka'nın bu yönde bir sinyal vermekten kaçınmasının, önümüzdeki süreçte adımlarını tasarlarken sadece kredi büyüme hızına değil kur düzeyine de karşı bir hasssiyetinin oluşabileceğine dair bir sinyal olduğu fikrindeyiz. Para politikasına getirilen bu deneysel yaklaşımın riskli olduğunu düşünmeye devam ediyor, para politikası otoritesinin planlarıyla ilgili geçmişe kıyasla daha az bilgiyi piyasalarla paylaşmasının ve belirsizliği yüksek tutmasının bu riskleri arttırdığını düşünüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
01.2011
|
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan ...Enflasyon Değerlendirme - 01.2011Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre, tüketici fiyatları Aralık ayında %0,3 düşerken, yıllık enflasyonu da %6,4'e, yani 2010 resmi hedefinin aşağısına itti. Açıklanan aylık TÜFE rakamı, bizim de İTO rakamları sonrasında tahminimizi çektiğimiz %0,25 düzeyinde bulunan piyasa beklentisine kıyasla oldukça aşağıda ve yıllık enflasyonda yol açtığı 0,9 puanlık gerileme ile ard arda ikinci yılda da hedefin altında kalınmasını sağlıyor. Ayrıca yakalanan yıllık enflasyon düzeyinin 2009 Kasım ayından bu yana görülen en düşük düzey olduğunu da belirtelim. Geçtiğimiz ay %1,31'lik bir sıçrama kaydeden ÜFE ise bizim %1,05'lik öngörümüzü hafif aşarken, ortalama %0,46 düzeyinde bulunan piyasa tahmininin ise oldukça ötesinde. Yıllık ÜFE'de 0,7 puanlık bir sıçrama ile gelinen %8,87 seviyesi ise Ekim zirvesinin halen 1 puan altında olmakla beraber 2006'dan bu yana görülen en yüksek yıl sonu gerçekleşmesi.
Verilerin detayları bize TÜFE'yi aşağıya çekmeye devam eden unsurun işlenmemiş gıda cephesinde süregelen düzeltme hareketi olduğunu gösteriyor. %2,66 azalış kaydedilen gıda enflasyonu manşet TÜFE'den 87 baz puan silmiş. Hesaplamalarımıza göre bu gerçekleşmede belirleyici olan Kasım ayına göre daha da hızlanarak %6'ya ulaşan işlenmemiş gıda fiyatlarındaki gerileme. Bu iki aylık eğilimin sonucunda ise yıllık gıda enflasyonunun tam 10 puan düşerek %7,02 ile seneyi tamamladığını görüyoruz.
Mevsimsel indirimlerin başladığı giyim kategorisi ise TÜFE'ye negatif katkı yapan bir diğer sektör. Beklediğimiz gibi indirim sezonuna geçen seneye göre oranla daha sınırlı olan %1,77'lik bir indirimle başlanmış durumda. Pozitif katkı yapan grupların başında ise konut ve ulaştırma geliyor. Sırası ile %1,17 ve %1,07 artış yaşanan ve akaryakıt ve LPG zamlarının etkilerini yansıtan bu alt grupların Aralık enflasyonuna toplam katkısı 0,4 puana ulaşmış.
Özel kapsamlı TÜFE göstergelerini ele aldığımızda ise çekirdek olarak adlandırdığımız "I" endeksinin geçtiğimiz ay yatay bir seyir izlediğini görüyoruz. Gıda, enerji, alkol-tütün ürünleri ve altını dışlayan bu endeksin yıllık artış oranı ise yarım puanlık artış ile %2,99'a ulaşmış. Bu durumda belirleyici olan %0'lık aylık değişim oranının, giyimdeki sınırlı kalan indirim oranı sebebi ile son 5 yıllık süreçteki en yüksek ikinici Aralık ayı gerçekleşmesi olması. Daha önce belirttiğimiz gibi çekirdek enflasyonun eğilimini takip etmek için aylık yerine yıllık gerçekleşmeleri tercih ediyoruz. Yıllık rakamdaki sınırlı artışın ise, gelinen seviyelerin halen hem tarihi oranlara hem de resmi hedeflere kıyasla oldukça düşük olmasından ötürü, katlanılabilir olduğu fikrindeyiz.
İmalat sanayinde yaşanan %1,96'lık sıçramanın ÜFE'yi tahminlerin üzerine taşıyan başlıca etken olduğunu üretici fiyatlarının detaylarını ele aldığımızda görüyoruz. Mayıs 2008'den bu yana görülen en yüksek rakam olan bu gerçekleşmede gerek petrol fiyatlarındaki artışın, gerekse de Türk Lirası'nın dolara karşı ortalamada %5,7'ye ulaşan hızlı değer kaybının belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Rafineri ve ana metal sanayinde sırasıyla kaydedilen %8,72 ve %6,42'lik fiyat artışlarının 82 baz puanlık katkı ile manşet ÜFE'nin üçte ikisinden fazlasına karşılık geliyor olması bu görüşümüzü destekliyor. Enerji grubunda üretim maliyetlerinin %2,41 ile son 4 ayın en hızlı artışını kaydetmiş olması da ÜFE'yi yükselten diğer bir unsur. Üretici fiyatları cephesindeki tek olumlu gelişmenin ise tarım fiyatlarında yaşanan %1,76'lık gerileme ve bunun önümüzdeki süreçte işlenmemiş gıda fiyatlarında yaşanan düzeltmenin devam için verdiği işaret.
Önümüzdeki süreçte yılı hedefin altında bitiren TÜFE'nin daha da gerilemesini ve %5'in altına sarkmasını bekliyoruz. Her ne kadar yıllık enflasyon oranları TÜFE'nin 12 alt grubunun 10 tanesinde yükselmiş, çekirdek TÜFE sınırlı bir artış kaydetmiş ve maliyet tarafında son dönemlerin en kuvvetli baskısı oluşmuş olsa da, kuvvetli baz etkilerinin 2011 ilk çeyreğinde baskın geleceğini ve TÜFE'yi yeni tarihi düşük seviyelere sürükleyeceğini düşünüyoruz.
Diğer taraftan bugün açıklanan enflasyon rakamlarının para politikası açısından etkilerinin sınırlı olacağı fikrindeyiz. Merkez Bankası'nın "fiyat istikrarı"nı kontrol altında görerek kararlarını "finansal istikrar" amacı dorultusunda şekillendirdiği bu yeni dönemde, enflasyon rakamlarının öneminin azaldığı fikrindeyiz. Ancak yine de piyasanın bugünkü gerçekleşmeleri Ocak ayı Para Politkası Kurulu toplantısından yeni bir politika faizi indirimi çıkması için tetikleyici bir unsur olarak göreceğini düşünüyor, toplantıdan 25 baz puanlık bir indirim beklemeye devam ediyoruz.
|
|
Para Politikası
|
01.2011
|
Para Politikası Kurulu (PPK) yılın ilk ...Para Politikası - 01.2011Para Politikası Kurulu (PPK) yılın ilk toplantısında 1-haftalık repo ihalesi faizinde beklentilerimiz paralelinde 25 baz puanlık indirime gitti ve politika faizini %6,25 düzeyine çekti. Böylece Kurul, Merkez Bankası'nın (MB) yeni para politikasını duyurmasının ardından ard arda ikinci indirimini gerçekleştirmiş oldu. Bu kararın son bir hafta içerisinde MB başkanının açıklamalarını takiben 50 baz puanlık indirimden, faizlerin aynı bırakılmasına doğru değişen piyasa beklentileri göz önünde bulundurulduğunda olumlu bir sürprize işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bunun yanında PPK'nın yine beklentilerimiz doğrultusunda MB'nın gecelik vadedeki borç alma oranını %1,5 olarak sabit tuttuğunu, böylece bu cephede Eylül ayından bu yana süregelen indirimlerine bir son verdiğini görüyoruz. Bu kararla birlikte %9 olarak muhafaza edilen gecelik borç verme oranının işaret ettiği kısa vadeli faiz koridorunun %7,5 düzeyinde kaldığını da not edelim.
Karara eşlik eden bir sayfalık duyuruda öne çıkan başlıklardan biri PPK'nın önümüzdeki aylarda enflasyonun sert şekilde düşeceğine dair yaptığı uyarı. Son zamanlarda enflasyon görünümüne bir sayfalık duyuruda sınırlı yer ayırmayı tercih eden Kurul'un bu alışkanlığında önemli bir değişlik bu ayda göze çarpmıyor. Toplam talep koşullarının enflasyon üzerinde baskı oluşturmuyor olmasından tatmin olan Kurul üyeleri, bizim beklentilerimiz paralelinde 1Ç2011'de yıllık TÜFE'nin baz etkilerinin yardımıyla 2011 hedefi olan %5,5'in altında seyredeceğini vurgularken, bizden farklı olarak yıl sonunda da hedefle uyumlu düzeylerin korunabileceği fikrini savunuyorlar.
Büyüme görünümü cephesinde ise Kurul'un herhangi bir değişikliğe gitmediğini söyleyebiliriz. Yayımlanan duyuruya göre, iç talepteki güçlü artış ekonomik faaliyetler toparlanmayı sürdürmekte, ancak zayıf dış talep imalat sanayi kapasite kullanım oranlarını kriz öncesi seviyelerinin altında tutmaya devam etmekte. Ayrıca PPK, istihdam koşullarındaki iyileşmeden memnun olmakla beraber, işsizlik oranlarını yüksek bulduğunu vurgulamayı sürdürüyor. Bir önceki duyuru ile bizim gözlemleyebildiğimiz tek önemli fark, PPK'nın büyümenin yapısının dengesiz olduğuna yaptığı vurguyu tekrarlamaktan çekinmiş olması ve bunun cari açık için yarattığı risklerden bahsetmemeyi tercih etmesi.
Büyüme ve enflasyon görünümü konusunda pek de yeni bir şey söylemeyen PPK'nın, munzam karşılıklar konusunda verdiği sinyaller ise bizce kayda değer. Aralık ayında alınan tedbirlerin kredi arzı üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerini önümüzdeki günlerde gözlemleyeceğini vurguluyan Kurul üyeleri, bir sonraki toplantılarına kadar alınacak kredi genişlemesini sınırılayıcı tedbirlerin manevra alanlarını genişleteceği fikrindeler. Karar metninde bu maneverların hangileri olabileceği konusunda verilen tek ipucu ise kısa vadeli yükümlükler için ilave munzam karşılık artışları. Bu açıklamaların ışığında yarın 1 aylık TL mevduatlar ve repo işlemlerine uygulanan munzam karşılık oranlarında minimum 100 baz puanlık bir artış gelebileceği fikrindeyiz. Döviz cinsi mevduata uygulanan munzam karşılık oranlarında beklediğimiz kademeli artışın gerçekleşmemiş olmasının ise MB'nın döviz likiditesi ile ilgili çekinceleri olabileceğinie işaret ettiğine inanıyoruz.
Son olarak PPK'nın bugünkü açıklamaları ile önümüzdeki toplantılarda daha fazla faiz indirimi için açık kapı bıraktığını vurgulamak istiyoruz. Kurul'a göre " faizlerde sınırlı düşüş, munzam karşılıklarda artış" şeklinde formüle edilen yeni politika bileşimi finansal istikrar ve fiyat istikrarını eşanlı gözetmek için en uygun seçenek. Ancak uygulanacak olan tedbirlerin net etkisi konunusnda karar metninde Aralık ayına göre önemli bir nüans farkının da ortaya çıktığını belirtelim. Bu önlemlerin artık genişletici olmamak yerine sıkılaştırıcı bir net etki yapması hedefleniyor. Bu ifadeleri, gelecek aylarda sınırlı faiz indirimlerinin ve swapları da kapsayacak şekilde kapsamı genişlemiş munzam karşılık oranlarında gelecek yüksek oranlı artırımların habercisi olarak algılıyoruz. Öte yandan, kararını veri akışı ve piyasa tepkilerine göre şekillendirecek MB'nın bu dönemde takip edecek hamleleri konusunda muğlak açıklamalarını bilerek sürdürmesine yüksek ihtimal veriyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
01.2011
|
Kasım ayında sanayi üretimi beklentileri aşaın ...Sanayi Üretimi - 01.2011Kasım ayında sanayi üretimi beklentileri aşaın %9,1'lik bir yıllık artış oranı kaydetti. Temmuz ayından bu yana görülen en düşük büyüme hızına denk gelen bu performans, gerek %8,3'lük piyasa beklentisini, gerekse bizim daha temkinli %7,8'lik öngörümüzü önemli ölçüde aşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından duyurulan rakamlar, önceki dönemde yine beklentileri aşan Ekim ayı performansında da 0,1 puanlık sınırlı bir yukarı yönlü revizyona gidildiğini ve büyüme hızının %9,9 olarak düzeltildiğini ortaya koyuyor.
Sanayi üretiminin başlıca sektörlere göre kırılımı ise imalat sanayinde büyüme hızının tek haneli düzeylere gerilediğini, ancak %9,7 ile yine de göreceli olarak güçlü kaldığını gösteriyor. Elektirk, gaz ve buhar üretiminde görülen %4,7'lik artış ise, düşük bir bazdan geldiği göz önünde tutulursa, önemli bir tempo kaybının habercisi. Madencilik ise yakaladığı %8,2'lik büyüme oranıyla ivmelenen tek kategori olmuş durumda.
TÜİK tarafından yayımlanan düzeltilmiş seriler ise aylık bazda üretimin %1,3 oranında daraldığına işaret ediyor. Bu dönemsel küçülmeyi Ekim ayında kaydedilen yüksek oranlı %3,1'lik artışın bir düzeltmesi olarak değerlendiriyoruz. Ayrıca bu daralma, düzeltilmiş serileri Ekim ayındaki kriz sonrası dönem zirvesinden 119.6 düzeyine geriletmiş durumda. Ancak bu düşüşe rağmen, gelinen düzeyin 3Ç10'daki 116.7'lik ortalamaya kıyasla halen oldukça kuvvetli olduğunu not etmekte fayda var.
İmalat sanayi verilerinin detayları rafineri sektöründeki %20,7'lik sıçrayış ile makine ve teçhizat sektöründe %30,2'lik yükseliş ile korunan güçlü seyrin en önemli itici faktörler olduğunu bize gösteriyor. Bu sektörlerden ilkinin son sekiz ayın en güçlü performansını kaydettiğini, ikincisinin ise yatırım iştahının sürdüğüne dair sinyaller üretmeye devam ettiğini gözlemliyoruz. Otomotiv (%26,7), ana metal (%17,5) ve mineraller (%12,4) yine güçlü üretim artışı yakalamış diğer alt sektörler. Olumsuz tarafta ise sırası ile %1,4 ve %6,2 daralan gıda ve giyim grupları ile beraber, olumlu baza rağmen ancak %1,7'lik artış sağlayabilen tekstil üretimini sıralamak mümkün.
Ana Sanayi Grupları sınıflamasında ise her ne kadar bir ay öncesine göre hafif bir ivme kaybı ile %20,6 oranında büyüyen sermaye malları sektörü başı çekiyor olsada, bizim daha çok önem verdiğimiz gelişme ara malı imalatının ivmelenerek Mayıs'tan bu yana en hızlı tempoyu %13,9 ile yakalamış olması. Bunun önümüzdeki dönemde sanayi üretiminin temposunu korumaya devam edeceğine dair bir işaret olarak algılıyoruz. Öte yandan tüketim malları kategorilerinde, özellikle dayanıksız mal gruplarında yaşanan zayıflama kayda değer. Öncü göstergelerin iç tüketim talebinin güçlü olduğuna dair oldukça güçlü sinyaller verdiği bu dönemde, ithalatın talebin karşılanmasında giderek ağırlık kazanıyor olduğunu düşünmek mümkün.
Bugünkü verinin ve daha önce Aralık ayı için açıklanan beklentimizin üzerindeki kapasite kullanım oranının ışığında yıl sonu büyüme tahminimizi yukarı revize ediyoruz. Bu rakamların işaret ettiği daha güçlü 4. çeyrek performansı ile tüm yıl için Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artış oranı tahminimiz %7,5. Öte yandan dönemsel büyüme hızının negatif çıkması ile önümüzdeki aylar için olumsuz olmadığımızı da bir kez daha not edelim. Bundan ayrı olarak güçlü sanayi üretimi rakamlarının, işaret ettiği dengesiz büyüme yapısı ile, Merkez Bankası'nı alışılmamış yeni para politikasını uygulama yönünde daha da cesaretlendirmesi şaşırtıcı olmayacak.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
12.2010
|
Son dört aydır olumsuz sürprizler yapan TÜFE ...Enflasyon Değerlendirme - 12.2010Son dört aydır olumsuz sürprizler yapan TÜFE enflasyonu Kasım ayında %0,03 artış ile beklentilerin oldukça altında bir yükseliş kaydetti. Tüketici fiyatlarının bu yatay seyri gerek bizim İTO rakamlarını takiben %0,85 seviyesine çektiğimiz tahminimizin gerekse %0,96'lık piyasa beklentisinin önemli miktarda altında. Yıllık TÜFE'de ise kaydedilen1,3 puanlık düşüş ile gelinen %7,29 düzeyi, 2010'un en düşüğü. ÜFE'de Kasım ayında gerçekleşen -%0,31'lik enflasyon da, hem %0,48'lik ortalama piyasa tahminin hem de bizim daha temkinli %0,7'lik öngörümüze kıyasla diğer bir olumlu gelişmeye işaret ediyor. Temmuz ayından bu yana gerçekleşen ilk negatif üretici fiyatları artışı ile yıllık ÜFE'nin 1,7 puan düşüş kaydederek geldiği seviye ise %8,17.
TÜFE'nin detayları, işlenmemiş gıda fiyatlarında yaşanan sert düzeltmenin ardından manşet TÜFE'den 25 baz puan silen gıda enflasyonunun, bu ayda da belirleyici unsur olduğunu ortaya koyuyor. Geçen ay için açıklanan %1,89'lik gerileme endeks tarihinde Kasım ayı için açıklanan ilk negatif gıda enflasyonu. Hesaplamalarımıza göre %4,5'ten daha fazla gerileyen işlenmemiş gıda fiyatlarının yaptığı bu sert hareketin en iyimser tahminleri bile gölgede bıraktığını ve İTO verilerinin işaret ettiği gerilemeyi önemli ölçüde aştığını düşünüyoruz. Bu önemli düşüş sayesinde yıllık gıda enflasyonunun Ekim ayında gördüğü tüm zamanların en yüksek düzeyinden 4.7puanlık bir gerileme ile %12,39 düzeyine gerilemeyi başardığını da not edelim. Mevsimsel fiyat artış oranları tahminlerimiz paralelinde 2009'un altında seyretmeye devam eden giyim sektörünün ise %3,87'lik artış ile manşet TÜFE'ye en çok katkı yapanlar listesinde en üst sırada kalamaya devam ettiği görülüyor.
Bizim için şaşırtıcı olan diğer bir unsur ise ulaştırma kategorisindeki %0,45'lik sınırlı artış. Verinin detaylarından görebildiğimiz kadarı ile otomotiv sektöründe görülen fiyat indirimleri, pompa fiyatlarındaki artışla beraber tren ve otobüs hizmetlerinde yapılan zamları dengelemiş durumda. Yine de son günlerde otogaz fiyatlarına yapılan yüksek oranlı artış ile yükseleceğini düşündüğümüz yıllık ulaştırma enflasyonunun TÜFE'nin altında artış kaydeden sınırlı sayıdaki birkaç gruptan biri olduğunu, 12-aylık değişimlerin ise toplam 12 alt grunun 8 tanesinde azaldığını kaydetmekte fayda var.
Çekirdek enflasyon göstergelerinin de olumlu seyrini devam ettirdiği Kasım ayı rakamlarından yaptığımız bir diğer gözlem. Kasım ayında, MB tarafından en çok önemsendiğini düşündüğümüz, gıda, enerji, alkol, tütün ürünleri ve altını dışlayan "I" endeksinin %0,76 artarak bir yıl önceki %0,73'ten çok farklı bir performans göstermediği görülüyor. Bunun sonucu olarak ise yıllık çekirdek göstergenin 3 baz puanlık göz ardı edilebilir bir artış ile %2,53 ile tüm zamanların en düşük seviyelerinde seyrini sürdürüyor olması bizce kayda değer. Bu gerçekleşmenin geçen yılki vergi teşvik ayarlamalarından gelen baz etkisinin ortadan kalkmasından sonra, MB'nın ve bizim öngörülerimizden de olumlu olduğunu belirtelim. Alt grupların önemli bir çoğunluğunda yıllık enflasyonun aşağıya geliyor olduğu ve yıl başındaki sigara zammının 2 ay içerisinde etkisinin ortadan kalkıcağı düşünüldüğünde, bu durumun desenflasyon sürecinin güçlü olduğu ve 1Ç11'de manşet rakamın çekirdeğe yakınsayacağına dair görüşümüzü destekler nitelikte olduğuna inanıyoruz.
Üretici fiyatları cephesinde tarım fiyatlarında görülen %4,25'lik gerilemenin sadece ÜFE'nin değil aynı zamanda TÜFE'nin de beklentilerin altında kalmasını belirleyen ana etmen olduğunu belirtelim. Yıllık ÜFE'nin nerdeyse 8 puan gerileyerek %18,78'e çekilmesine yardımcı olan bu aylık düşüşün mevsimsel kalıplarla örtüşmediğini iddia etmek mümkün. Son yedi ayın en yükseği olan %0,8'lik imalat sanayi enflasyonunun ise önemli ağırlığa sahip rafineri, tekstil, kimyasallar ve ana metal gibi sektörler tarafından belirlendiğini görüyoruz. Ancak dikkat çekmek istediğimiz nokta bu segmentte yıllık enflasyonun yine de azalmış ve son 1 yılın en düşüğü olan %4,87'ye gerilemiş olduğu.
Bugün açıklanan veriler ışığında, yıl sonu TÜFE tahminimizi %7,3'e çekiyoruz. İşlenmemiş gıda cephesinde yaşanan arz yönlü problemlerin beklentimizde daha hızlı ve daha kolay bir şekilde çözülmüş olduğunu görerek yıl sonunda enflasyonun MB'nın son tahmini olan %7,5'in altında kalmasının yüksek ihtimal olduğu fikrindeyiz. Ayrıca, bu rakamların yıllık TÜFE'de yaşanacak olan büyük boyutlu ve 1Ç11 sonunda enerji ve kur fiyatlarına bağlı olarak %5'in altına sarkabilecek aşağı salınımın başlangıcı olduğunu düşünüyoruz. Ancak uzun süredir dile getirdiğimiz, TÜFE'nin gelecek yılın ikinci yarısında yukarı yönlü bir seyir izleyerek seneyi %6,6 oranında tamamlayacağı ve resmi hedef ve tahminleri aşacağı yönündeki görüşümüzü muhafaza ediyoruz.
|
|
Para Politikası
|
12.2010
|
2011 Yılı Para ve Kur Politikası Merkez Bankası ...Para Politikası - 12.20102011 Yılı Para ve Kur Politikası
Merkez Bankası (MB) Başkanı Yılmaz piyaslar tarafından merakla beklenen 2011 yılı Para ve Kur Politikası duyurusunu bu sabah bir basın toplantısı ile gerçekleştirdi. MB'nın son haftalarda finansal istikrarı sağlama amacıyla uygulamaya koyduğu yeni para politikası bileşimine ait daha fazla ipucu içermeyen açıklamadan önemli satırbaşları şu şekilde:
- Orta vadeli enflasyon hedefi %5 olarak korunurken, 2013 TÜFE hedefi de bununla uyumlu olarak aynı düzeyde belirlenmiş.
- Hedef etrafındaki belirsizlik aralığı ise 2 puan olarak muhafaza ediliyor.
- Para Politikası Kurulu (PPK) aylık düzenli toplantılarını yeni yılla birlikte öğlen saat 2 itibariyle sonuçlandırarak faiz kararını duyuracak.
- PPK toplantılarının geniş kapsamlı özetleri ise artık sekiz iş günü yerine beş iş günü içerisinde yayımlanmış olacak.
- PPK, 1 haftalık repo faizi oranını ana politika aracı olarak kullanmaya devam edecek.
- Komite bununla birlikte zorunlu karşılık oranları ve likidite yönetimini de ek parasal araçlar olarak kısa vadeli faizlerle eşgüdüm halinde kullanmaya devam edecek.
- 2011-13 döneminde cari açığın Orta Vadeli Program tahminlerini aşmasına yönelik ciddi riskler gören MB finansal istikrara odaklanacak.
- Bu amaç doğrultusunda, MB bankacılık sektörünün pasif tarafında vade yapısını güçlendirmesi gerektiğine inanıyor ve TL mevduatın vadesini uzatmak için ek adımlar atmayı planlıyor.
- Döviz cinsi yükümlülükler için zorunlu karşılıklar, muhtemelen daha geniş bir kapsam ve vade ile kategoriler arasında farklılaşan oranlarla, aktif bir şekilde kullanılacak.
- Bu yeni çerçevede bilanço dışı yükümlülükler de MB'nın yakın takibinde olacak.
Takip eden aylarda MB zorunlu karşılıklar cephesinde yeni adımlar için kredi büyümesi gelişmelerini takip ediyor olacak.
- 2011 yılında dalgalı döviz kuru rejimi uygulaması devam edecek, MB ise döviz rezervlerini güçlendirme politkasını koruyacak.
- Bu doğrultuda ek alım yöntemiyle esneklik kazanan günlük döviz alım ihaleleri bazı ufak değişiklikler ile uygulanmaya devam edecek.
- 2011 yılında Banka ihale katılımcılarına opsiyon hakkı tanımayacak, ancak günlük sabit alım miktarını 40 milyondan 50 milyon dolara yükseltecek.
- Likidite yönetimi tarafında ise, MB mevcut operasyonel çerçeveyi muhafaza edecek, ancak ihtiyaç halinde değişiklikler gündeme gelebilecek.
- Gelecek yıl için MB'nın net borç verici konumunu sürdüreceğini düşündüğü sistem düzenli döviz alım ihalelerinin devam ettiği senaryoda makul bir likidite açığı ile karşılaşacak.
- Zorunlu karşılıklarda belirgin bir artışa gidilmediği senryoda ise likidite açığı kapanabilecek hatta sistemde likidite fazlası gözlenebilecek.
- Açık piyasa işlemlerinde kullanmak amacıyla MB portföyünde yer alan ve 2011 yılında vadesi dolacak olan 2,5 milyar TL değerindeki DİBS'i alım ihaleleri ile yenileyecek.
2011 yılı Para ve Kur Politikası'nın detayları, son dönemde bir seri açıklama ve kararın açıkça ortaya koyduğu şekilde, MB'nın 2011 yılında önceliğinin finansal istikrarı korumak olacağını ortaya koyuyor. Ancak Başkan Yılmaz'ın konuşmalarının gelebilecek ek politika faizi indirimleri olasılığı ile zorunlu karşılık artışlarında planlanan zamanlama ve miktar ile ilgili hiç bir yeni enformasyon içermiyor oluşu, belirsizlikleri ortadan kaldırmada yetersiz olduğu için piyasalar açısından tatminkar olmaktan uzak. Ek olarak Başkan'ın uygulanan politikaların konvensiyonel olmadığı görüşüne karşı çıkarken içinde bir risk unusuru barındırdığına dair ifadesi ve kararların sonuçlarını görme ihtiyacına vurgu yapıyor oluşu Banka'nın gelecek dönem için aklında henüz bir politika patikası belirlemediğine dair görüşümüzü desteklediğini söyleyebiliriz.
|
|
Para Politikası
|
12.2010
|
2010'un son toplantısı için dün akşam toplanan ...Para Politikası - 12.20102010'un son toplantısı için dün akşam toplanan Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli gösterge faiz oranında bir yıldan uzun bir süredir ilk defa indirime gitti. Kurul'un 1-haftalık repo ihalelerinde uyguladığı faizlerde gittiği 50 baz puanlık indirim sonucu gelinen %6,5 düzeyi, haftasonunda Merkez Bankası(MB) Başkan Yardımcısı tarafından yapılan sunumda verilen açık işaretin ardından hem bizim hem de piyasa katılımcılarının önemli bir çoğunluğunun beklentileri ile örtüşüyor. PPK'nın ayrıca Banka'nın gecelik vadedeki borç alma oranında 25 baz puanlık sembolik bir indirime giderek faizi yeni bir tarihi düşük düzey olan %1,5'e çektiğini görüyoruz. Aynı zamanda gecelik borç verme oranını aynı miktarda artırarak %9'a yükselten PPK'nın bu hamleleri kısa vadeli faiz koridorunu 7,5 puana, diğer bir deyişle üç ay önceki 3 puanın iki katından fazlasına taşımış durumda.
Faiz kararlarına eşlik eden karar metnini incelediğimizde, son zamanlarda alıştığımız üzere enflasyon görnümünün oldukça sınırlı bir yer tuttuğunu gözlemliyoruz. Enflasyon dinamiklerine atıfta bulunan tek cümle, bir kez daha işlenmemiş gıda fiyatlarındaki düzeltmenin de yardımı ile TÜFE'nin gelecek aylarda aşağı yönlü eğilimini koruyacağına dair ifade. Temel (çekirdek) enflasyon göstergelerinin hedeflerle uyumlu olduğuna dair MB'nın uzunca süredir tekrarladığı kalıbın bu PPK metninde yer bulamıyor oluşu ise dikkat çekici. Yukarıda değindiğimiz duruşun bir kez daha enflasyonun MB'nın reaksiyon fonksiyonunda giderek daha az önem arz eden bir değişken haline gelmekte olduğunu teyit ettiğini düşünüyoruz.
Enflasyondan fazla söz etmemeyi seçen Kurul'un MB'nın finansal istikrarı sağlama ve koruma yönündeki görevine ise oldukça kuvvetli bir vurgu yaptığı görülüyor. Banka'nın son dönemlerdeki söylem değişikliğinin paralelinde Kurul üyeleri bir kez daha iç ve dış talep büyümesi arasındaki ayrışmanın ve hızlı kredi büyümesinin sonucu olarak artan cari açık ve bunun finansal istikrara yönelik yarattığı tehdidin altını çizmişler. Ek olarak PPK'nın Avrupa ve ABD ekonomisindeki son gelişmelerin söz konusu riskleri daha da arttırdığına dair görüşleri de karar metninde yer bulmuş. Bu çerçevede PPK'nın vardığı karar ise yeni bir para politikası bileşiminin uygulanması gerektiği yönünde.
Bu yeni para politikası karışımı ise Kurul'un tanımıyla "daha düşük bir politika faizi, daha geniş bir faiz koridoru ve daha yüksek zorunlu karşılık oranları" şeklinde formüle edilmiş durumda. Buna ek olarak bir süredir MB'nın verdiği mesajlar paralelinde mevduatın vade yapısını uzatmak için niyet beyanında bulunan PPK, bunun yapılması için TL mevduata uygulanan zorunlu karşılık oranlarının vadeye göre farklılaştırılması yolunu izleyeceğini belirtmiş. Bu sabah Resmi Gazete'de yayımlanan yeni tebliğe göre bu amaç doğrultusunda yeni oranlar bir aya kadar olan vadelerde %8, 1 ila 6 ay arasındaki vadeler için %7, 6 ay ile 1 yıl arası için %6, 1 yıldan uzun vadeler içinse %5 olarak belirlenmiş durumda. Yine dünkü PPK metninde duyurulan bazı kapsamda olmayan yükümlülüklere zorunlu karşılık uygulanacağı yönündeki kararın ise repo işlemlerinden sağlanan fonlara %8 oranında zorunlu karşılık uygulmasına geçileceği anlamına geldiği bu sabah Resmi Gazete'de yayınlanan tebliğ değişikliğinden yaptığımız bir diğer çıkarım.
PPK tarafından dün çerçevesi çizilen yeni para politikası bileşiminin ilk kez denenecek bir yöntem olması nedeni ile riskli bir tecrübe olabileceği fikrindeyiz. Her ne kadar PPK yapılan tüm düzenlemelerin parasal koşullar üzerindeki net etkisinin "genişletici olmayacağı" yönünde teminat vermiş de olsa, politika faizinin reel olarak negatif olmasının hızlı kredi büyümesini kontrol altına alma amacı ile uyumlu olup olmadığı ve gerekli olanın parasal koşulları genişletmemek mi yoksa daraltmak mı olduğu konusunda şüphelerimiz var. Ancak repo fonlamasının %8 gibi bir oranla kapsama alınarak faiz indiriminin yarattığı etkinin sınırlanmaya çalışılmasının, zorunlu karşılıklara artık faiz ödenmediği de hatırda tutulursa, kritk ve önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Bu yeni politika bileşiminin önümüzdeki dönemlerde izleyeceği uygulama seyrinin ise alınacak sonuçlara göre şekilleneceğine ve hali hazırda yeni bir para politikası patikasının MB tarafından henüz kararlaştırılmadığına inanıyoruz.
|
|
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)
|
12.2010
|
3Ç2010 GSYİH Büyümesi Bu sabah açıklanan ...Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) - 12.20103Ç2010 GSYİH Büyümesi Bu sabah açıklanan rakamlara göre Türkiye ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde %5,5'lik bir reel büyüme kaydetti. Kriz sonrası toparlanma sürecinin en düşüğü olan bu oran hem piyasa beklentisi olan %6,6'nın, hem de bizim %6,4'lük öngörümüzün aşağısında yer alıyor. Yılın birinci yarısı için daha önceden açıklanan verilere yapılan revizyon ise sınırlı kalmış durumda. Birinci ve ikinci çeyrek büyüme hızları 0,1 puanlık yukarı ve aşağı revizyonlarla sırasıyla %11,8 ve %10,2'ye çekilmiş durumda. Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılmış seriler ise dönemsel büyüme hızının %3,5'ten %1,1'e düşmüş olduğuna işaret ediyor. Hatırlatalım ki bu oran 2009 ikinci çeyreğinden bu yılın ikinci çeyreğine kadar kaydedilen ortalama %2,9'luk çeyreksel büyüme hızının da altında olsa bile, bu yılın ilk çeyreiğinde görülen %0,4'lük dibin iki kattan fazla üzerinde yer alıyor.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) bileşenlerini üretim cephesinden ele aldığımızda sanayi sektörünün büyüme hızının tek hanelere düşmesi beklentilerin altında kalan üçüncü çeyrek performansının en önemli belirleyicisi olarak gözükmekte. En önemli bileşen olan imalat sanayinin GSYİH rakamlarının detayına göre büyüme hızının %8,7'e gerileyerek hem 2010'un ilk yarısındaki %18,2'lik temponun yarısını bile yakalayamadığını hem de aylık sanayi üretimi verilerinin bu çeyrek için işaret ettiği ortalama %10,2'lik büyümenin altında kaldığını belirtelim. İmalat sanayinde katma değer artışının hacim artışının gerisinde kalması olarak niteleyebileceğimiz bu durum, 2007 yılının son çeyreğinden bu yana ilk defa görülüyor.
Bu sektörle yakından ilintili olan ticaret (%6,7) ve ulaştırma (%7,5) sektörlerindeki göreceli olarak düşük performansın toplam hizmetler grubunda büyüme temposunu finansal aracılık sektörünün (%6,4) gücünü göreceli olarak muhafaza etmesine rağmen %6,5 düzeyine kadar çekmiş durumda. Olumlu tarafta ise inşaat sektörünün daha da fazla ivme kazanarak %24,6'lık büyüme hızı ile bir önceki dönemin %21,9'luk temposunu aştığını ve ilk 9 aylık büyüme hızını %18,4'e kadar yükseltebildiğini görüyoruz. Son olarak kaydedilen %0,8'lik sınırlı küçülme tarım üretiminin döngüsel daralma sürecine beklediğimizden daha geç ve daha sınırlı bir başlangıç yaptığını ortaya koyuyor.
Harcamalar yönetmi ile ölçülen milli gelir rakamları ise özel yatırım talebinin gücünü koruyor olduğunu ortaya koyuyor. Yakalanan %34,4'lük büyümenin toplam GSYİH büyüme hızına yaptığı katkı 4,9 puan ile bir önceki dönemin 5,3 puanına oldukça yakın. Özel tüketim harcamalarının ise alıştığımız şekilde en büyük katkı yapan unsur pozisyonunu üçüncü çeyrekte kaydettiği %7,6'lık büyümenin manşet rakama eklediği 5,1 puan ile yakaladığını görüyoruz. Ayrıca yakalanan büyüme hızının bir önceki çeyrekteki %6,2'lik tüketim artışının üzerinde yer aldığını da not edelim. Kamu sektörünün ard arda ikinci dönemde de pozitif katkı yaptığı üçüncü çeyrekte, kamu tüketiminde görülen %1,1'lik küçülme kamu yatırımlarının %17,9'luk yükselişi ile fazlası ile telafi edilmiş durumda.
Olumsuz tarafta ise bekleneceği gibi net ihracat rakamlarının sorun yaratmaya devam ettiğini gözlemliyoruz. Hesaplamalarımıza göre GSYİH büyümesinden 4,6 puan çalan net ihracat kalemi, ihracatın %2'lik daralma ile tekrar küçülme sürecine girmesi kadar reel ithalat büyümesinin %16,9 ile göreceli olarak yüksek bir baza rağmen temposundan fazla birşey kaybetmemiş olmasının yansıması. Öte yandan ilk çeyrekte büyümeye en önemli katkıyı yapan stok değişimlerinin, bu yılki stok artışının geçen yılın altında kalması ile kriz sonrası ilk negatif katkısını yaptığını ve büyümeyi 0,4 puan aşağı çektiğini belirtelim.
Beklentimizin altında kalmasına rağmen üçüncü çeyrek GSYİH verisinin ardından tüm yıl için öngördüğümüz %7,2'lik büyüme rakamında bir değişkliğe gitmemeyi tercih ediyoruz. Hatırlanacağı üzere bu hafta içinde açıklanan Ekim ayı sanayi üretimi verisi son çeyrekte dönemsel büyümenin önemli bir momentum yakaladığını göstermiş ve Merkez Bankası'nın bu yöndeki sinyallerini doğrulamıştı. Ayrıca güven endeksleri ve ithalat büyüme hızı gibi diğer öncü göstergelerin iç talebin daha da güçlenmekte olduğuna işaret ettiğini bir kez daha not edelim. Bu çerçevede, bugün açıklanan ve konsensüsten düşük gelen büyüme hızının para politikasının duruşunda bir değişiklik gerektirmeyeceği fikrindeyiz.
|
|
Para Politikası
|
10.2010
|
Para Politikası Kurulu (PPK) dün akşamki ...Para Politikası - 10.2010Para Politikası Kurulu (PPK) dün akşamki toplantısında beklendiği gibi politika faizi oranı olan 1 haftalık repo ihale faizi oranını değiştirmeden %7 düzeyinde bırakma kararı aldı. Ancak PPK tarafından Merkez Bankası'nın (MB) gecelik vadedeki borç alma oranında yapılan 50 baz puanlık indirim beklentilerin iki katı oranında. Hatırlanacağı üzere Kurul bir önceki toplantısında da borçlanma oranında beklenmedik 50 baz puanlık bir indirim gerçekleştirmiş, ve böylece teknik faiz ayarlamasının ikinci aşamasını başlatmıştı. Böylelikle dünkü indirimle beraber %5,75'e inen gecelik borçlanma faizi ile politika faizi arasındaki spread 125 baz puana ulaşmış oldu. Banka'nın gecelik borç verme faizinin %8,75 oranında sabit bırakıldığı toplantıdan çıkan bir diğer değişiklik ise MB'nın artık 3 aylık repo ihalesi düzenlemeyecek olması.
Faiz kararına eşlik eden bir sayfalık duyuru metnini incelediğimizde ilk göze çarpan PPK'nın gelecek aylarda enflasyon düşüşüne olan inancını yenilmesi olmuş. Enflasyonun düşüş eğiliminde olacağı öngörüsü MB'nın ayın 26'sında duyuracağı yılın son Enflasyon Raporu'nda kendi ileri dönük tahminlerinde önemli bir değişikliğe gitmeyeceğinin göstergesi. Ayrıca PPK'nın her zamanki gibi çekirdek enflasyon göstergelerinin orta vadeli hedeflerle uyumuna vurgu yapması, Kurul üyelerinin gıda fiyatlarında yaşanan ve ileride yaşanması muhtemel olan tüm olumsuz şoklara rağmen, enflasyonun temel eğilimine duydukları güveni yansıtıyor.
PPK'nın büyüme cephesinde ise beklediğimiz üzere biraz daha olumlu bir tutum aldığını görüyoruz. Dünkü duyuruda iç talebin görünümünü güçlü olarak vurgulamayı seçen Kurul üyeleri Eylül ayı karar metninde istikrarlı olarak nitelemeyi yeterli görmüşlerdi. Ayrıca PPK'nın daha önce üçüncü çeyrek büyümesinin 2. Çeyrekteki beklenmedik güçlü performansın ardından ılımlı olduğuna dair yaptığı tespiti terk etmiş olması karar metninde gözümüze çarpan bir diğer unsur. Bunun Ağustos ayı sanayi üretiminde gözlemlenen müthiş dönemsel büyüme hızının bir yansıması olduğu fikrindeyiz. Öte yandan PPK'nın dış talep cephesinde karamsar görüşünü muhafaza ettiğini ve devam eden belirsizliklerin altını çizdiğini görüyoruz. Ayrıca alıştığımız üzere yüksek işsizlik ve kriz öncesi seviyeye göre düşük kapasite kullanım oranları MB'nın büyüme cephesinde şikayetçi olmaya devam ettiği diğer unsurlar olarak duyuru metninde yerlerini muhafaza etmişler.
PPK açıklaması gelecek dönem için faiz görünümüne dair hiç bir yeni sinyal vermiyor. Politika faizinin bir süre daha mevcut düzeylerde sabit, uzunca bir süre ise düşük tutulacağına dair cümle uzun zamandır olduğu üzere bu cephede verilen tek mesaj olma özelliğini koruyor. Bu durumun ay sonunda gelecek çeyreklik Enflasyon Raporu'nda yer alacak baz senaryoda Banka'nın faiz görünümü ile ilgili önemli bir değişikliğe gitmediğinin habercisi olabileceği fikrindeyiz.
PPK duyurusundan yapabileceğimiz son ve belkide kısa vade için en önemli çıkarım, MB'nın çıkış stratejisinin uygulumasında hız kesmeye niyetinin olmadığı. Enflasyon cephesinde kendinden emin olan Banka'nın esas endişe kaynağının iç ve dış talep arasındaki büyüyen dengesizlik olduğu rahatça görülüyor. Şu aşamada finansal istikrar için ciddi bir tehdit oluşturduğunu düşünmese de, Kurul bu durumun çıkış stratejisinin 2010 sonuna kadar tamamlanması için gerekli zemin oluşturduğunu ilan etmiş durumda. Bu satırlardan bizim yaptığımız çıkarım MB'nın kısa vadede yeni bir munzam karşılık oranlarında artışa gitmesi ihtimalinin oldukça yüksek olduğu.
Sonuç olarak dünkü PPK toplantısından gecelik faiz oranında beklentilerin üzerinde bir indirim çıkmasına küresel risk iştihanın sürdüğü bir ortamda piyasanın olumlu bakması mümkün. Her ne kadar bu hamle fonlama maliyetleri açısından önemli olmaktan çok, MB'nın döviz aılmları neticesinde yaratacağı TL likiditesini sterilize ederken ödeyeceği maliyeti azaltmaya ve PPK'nın kendi ifadesi ile "TL piyasasının daha etkin çalışmasına" yani bankaların MB ile değil birbirleri ile borç alıp borç verme kanallarını daha etkin kullanmasına yönelik de olsa bono piyasasının MB'ndan gelen bu beklnemedik hamleyi olumlu algılaması mümkün. Gelecekteki para politkası hamleleri için PPK'nın tercihinin açıkça faiz dışı enstrümanlar olduğunun ortaya çıkmasının piyasa faizleri açısından rahatlatıcı bir diğer unsur olduğu düşünülebilir.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
09.2010
|
EYLÜL AYI ENFLASYONU Eylül ayı için tüketici ...Enflasyon Değerlendirme - 09.2010EYLÜL AYI ENFLASYONU
Eylül ayı için tüketici fiyatlarında açıklanan %1,23 oranındaki artış, %0,87 düzeyindeki beklentileri önemli ölçüde aştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan verilere göre, bizim %0,85'lik tahminimizi de önemli ölçüde aşan bu artış yıllık TÜFE enflasyonunu 0,9 puanlık bir yükselişin ardından %9,24 düzeyine taşıdı. Şubat ayından bu yana kaydedilen en yüksek aylık TÜFE artışı, yıllık enflasyonu Şubat'tan bu yana gördüğü en yüksek düzeye çıkartırken, Temmuz ayında kaydedilen dipten de yaklaşık 1,7 puan yukarıda yer alıyor. Üretici fiyatları cephesinde ise aylık %0,51 oranındaki artış bizim beklentimizle birebir örtüşürken, %0,67 düzeyindeki piyasa beklentisinin oldukça altında. Ortalama beklentinin altında kalan Eylül ayı verisinin ardından yıllık ÜFE'nin 0,1 puanlık sınırlı bir gerileme ile %8,91 oranına düştüğünü ve önceki iki ayda devam eden yukarı yönlü harketini sonlandırdığını da belirtelim.
Gıda fiyatlarında kaydedilen %4,72 oranındaki muazzam sıçrama aylık TÜFE enflasyonuna yaklaşık 129 baz puan eklerken, gerçekleşme ile tahminler arasındaki farkın önemli bir kısmına karşılık geliyor. Hatırlanacağı üzere Merkez Bankası (MB) Eylül ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasının hemen öncesinde bir uyarı yapmış ve işlenmemiş gıda fiyatlarına dikkat çekmişti. Bizim enflasyon tahminimizi yukarı revize etmemize neden olan bu uyarıyı, ne bizim ne de büyük olasılıkla piyasa katılımcılarının işlenmemiş gıda enflasyonunun Ağustos ayındaki %5,92'nin de üzerinde %8 düzeyini aşacak bir fiyat şoku olarak yorumlamadığı açık. Öte yandan Eylül TÜFE verilerinin detayı bize işlenmiş gıda tarafında da bir hızlanma olduğunu ve aylık fiyat artış hızının %1,5 düzeyini 7 aydır ilk defa aştığını gösteriyor. Sonuç olarak gıda enflasyonunun bizim öngörümüzü yaklaşık 2 puan aşması ve yıllık olarak Mayıs 2008'den bu yana en yüksek düzey olan %15,33'e kadar tırmanması, TÜFE'yi beklentimizin kabaca 60 baz puan üzerine itmiş durumda. TÜFE'nin diğer bileşenleri arasında ise bizim için beklenmedik olan giyim fiyatlarındaki %2,21 oranındaki gerileme. Gıda fiyatlarından gelen olumsuz şokun etkilerini bir miktarda olsa sınırılayan bu gerçekleşme, sektörün mevsimsel fiyatlama kalıplarında da önemli bir değişikliğin işaretçisi.
MB'nın son zamanlarda ısrarla vurgu yaptığı ve tutumu için manşet rakamdan çok daha önemli olan çekirdek TÜFE'nin ise düşmeye devam ediyor oluşu, Eylül ayı rakamlarının en önemli detaylarından biri. Özel kapsamlı "I" endeksi giyim fiyatlarındaki indirimin yardımıyla sınırlı da olsa %0,15 oranında gerilemiş durumda. Ancak bizim için daha önemli olan yıllık bazda çekirdek enflasyonun yarım puanlık bir gerilemenin ardından %3,7 oranına, yani son 1 senenin en düşük seviyesine çekilmiş olması. Çekirdek enflasyonun aşağı yönlü trendini koruyor olmasının MB ve piyasa açısından önemli ölçüde rahatlama yaratan bir faktör olduğunu ve geçen yılın vergi ayarlamalarının yaratacağı göreceli yüksek bazın önümüzdeki aylarda Banka için işleri daha da kolaylaştıracağını düşünüyoruz.
ÜFE cephesinde ise, tarım sektörünün kaydettiği %0,44'lük ılımlı fiyat artışının önümüzdeki dönem için ümit vadedici olarak görülebilir. Yine de son günlerdeki domates fiyatlarındaki gelişmeler gibi olumsuz haber akışının problemlerin henüz tamamen bitmediğine işaret ettiğini söyleyebiliriz. ÜFE rakamlarının geriye kalnında ise imalat sanayi fiyatlarında Eylül ayının %0,56'lık artışı ile göreceli olarak bir hızlanma olduğunu gözlüyoruz. Ancak yine de şu aşamada koşulların üreticilerin maliyet yönlü baskıları son fiyatlara tamamen yansıtabilmesi için uygun olmadığı görüşündeyiz. Ayrıca Türk Lirası'nın son günlerdeki güçlenme sürecinin önümüzdeki aylarda ÜFE üzerindeki baskıları azaltabileceği düşüncesindeyiz.
Bugün açıklanan ve beklentileri önemli ölçüde aşan Eylül ayı rakamı ardından 2010 yılı için TÜFE tahminimizi %7,8 olarak revize ediyoruz. Önceki öngörümüze kıyasla yeni tahminimiz yaklaşık 20 baz puanlık bi artışa denk geliyor. Her ne kadar yılın geriye kalan aylarında gıda enflasyonunun önceki tahminlerimizin altında gerçekleşeceğini düşünsek de, bunun %5 düzeyine ulaşan bu ayki şoku tamamen telafi edebileceğini sanmıyoruz. Ayrıca uluslararası enerji fiyatlarının son dönemdeki yükselişi ve gıda fiyatlarının yeni bir olumsuz şok yaratabilme potansiyeli nedeni ile revize ettiğimiz yıl sonu tahminimiz için risklerin yukarı yönlü olduğu fikrindeyiz. Para politikası açısından ise, çekirdek enflasyondaki düşüşün, MB açısından önemli bir avantaj sağladığını ve her ne kadar ay sonundaki enflasyon raporunda yıl sonu tahminini yukarı çekme ihtimali güçlenmişte olsa, Banka'nın duruşunda bir değişiklik gerçekleşmeyeceğini düşünüyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
09.2010
|
TEMMUZ AYI SANAYİ ÜRETİMİ Türkiye İstatistik ...Sanayi Üretimi - 09.2010TEMMUZ AYI SANAYİ ÜRETİMİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bu sabah yayınlanan Temmuz ayı sanayi üretimi endeksi, sektörün üretimini yıllık bazdaki beklentilere paralel olarak %8,6 oranında arttırdığını gösteriyor. Bu gerçekleşme son anketlerin işaret ettiği %8,2'lik ortalama piyasa beklentisine oldukça yakın olan %8,5'lik tahminimizle neredeyse birebir örtüşmekte. Öte yandan açıklanan yıllık büyüme hızının ortadan kalkan düşük baz etkisinin de yardımı ile son dokuz ayın en düşüğü olduğunu belirtelim. Ayrıca, Temmuz ayı rakamlarının yılın ilk yarısı için aşağı yönlü revizyonlarla beraber geldiğini ve bunun sonucunda daha önce %14,2 olarak açıklanan ikinci çeyrek büyüme hızının %13,8'e gerilediğini de not etmekte fayda var. Mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerin ise, Haziran ayında hayal kırıklığı yaratan %2,2'lik aylık düşüşünün ardından tekrar yükselişe geçtiğini görüyoruz. Ancak %0,3 düzeyindeki sınırlı artışın kaynağı enerji cephesinde kaydedilen muazzam %1,6'lık sıçrayış olurken, imalat sanayi üretimi düzeltilmiş serilere göre bir önceki aya göre aynı seviyede kalmış durumda. İmalat sanayinin alt sektörlerini incelediğimizde ise, rafineri sektörünün birkez daha toplam performansı sınırlayan faktör olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Geçen yıla göre üretim hacmini %12,1 azaltan sektör, %9,1 düzeyinde büyümeyi başaran imalat sanayinin performansından 1,7 puan çalmış gözüküyor. Rafineri marjlarının düşük kalması ve böylece ham petrol yerine işlenmiş ürünlerin ithalatına yönelik bir eğilimi desteklemesi, bu sektörde yaşanan üretim hacmi kaybının önemli bir kısmını açıklamakta. Diğer taraftan, imalat sanayinini geriye kalanında bir kaç istisna dışında üretim büyümeye devam etmiş. En önemli katkıyı sağlayanlar ise makine ve ekipman (%35), tekstil (%10,6), mineraller (%12,8) ve gıda üretimi (%8,7) olarak öne çıkıyor. Bu sektörlerin toplamda yaptıkları katkı hesaplamalarımıza göre 5 puana ulaşmakta. Makine ve ekipman üretiminde görülen güçlü seyirin, yatırım talebindeki toparlanmanın gecikmesi sebebi ile halen düşük bir bazdan geliyor olmasına rağmen, olumlu bir sinyal olduğu fikrindeyiz. Ancak, büyüme hızı %6'lara kadar düşen otomotiv sektörü gibi kimi ihracat odaklı sektörlerin gerilyen performansının ise zayıflayan dış talebin yansımalarının üretim cephesinde de görülmeye başlandığını ortaya koyduğunu düşünmekteyiz. Ana Sanayi Grupları sınıflaması ise büyümede hızında liderliğin kısa bir aradan sonra tekrar ara malı imalatına geçtiğine işaret ediyor. Temmuz ayında %11,7 düzeyinde büyüyen sektörün perfromansı, Haziran'daki %13,2'nin altında kalsa bile, sermaye mallarının %10,4'lük artışını aşmayı başarabilmiş. Tüketim malları kategorilerinde ise bir ivmelenme göze çarpıyor. Dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları gruplarında sırasıyla %8,87 ve %5'lik büyüme hızları, bir önceki ayın %0,3 ve %2,0'lik performanslarına kıyasla oldukça güçlü. Enerji grubundaki yıllık büyüme hızı ise %5,7 ile son beş aydır sürdürdüğü %5-6 aralığındaki istikrarlı seyrini muhafaza etmiş. Bugün açıklanan sanayi üretimi verisinin ardından 2010 yılı için GSYİH büyüme beklentimizi %5,3 olarak koruyoruz. Öncelikle geçmiş veride yapılan aşağı yönlü revizyonların ardından piyasa tahminlerine göre daha temkinli olan %7,2'lik ikinci çeyrek büyüme tahminimizi değiştirmiyoruz. Ayrıca, açıklanan rakamlar dönemsel büyüme hızında yaşanan toparlanmanın sınırlı olduğunu ve imalat sanayinin geride kaldığını ortaya koyuyor. İhracattaki ivme kaybının bazı sektörlerin üretim seviyelerine yansımaya başladığı da göz önünde bulundurulursa, yılın ilk yarısı için %9,3 civarında hesapladığımız büyüme hızının, ikinci yarıda %2 civarına düşmesinin şaşırtıcı olmayacağını düşünüyoruz.
|
|
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)
|
09.2010
|
2Ç2010 GSYİH Büyümesi Türkiye İstatistik Kurumu ...Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) - 09.20102Ç2010 GSYİH Büyümesi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2010 yılı ikinci çeyreği için duyurulan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme hızı %10,3 ile beklentileri önemli ölçüde aştı. Ard arda üçüncü çeyrekte de pozitif büyümenin gerçekleştiğini gösteren bu rakam, %8,5 düzeyinde bulunan piyasa beklentisi ve bizim daha temkinli olan %7,2'lik öngörümüzün oldukça üzerinde. TÜİK tarafından yayınlanan veriler geçmiş dönemler için sınırlı revizyonlara işaret emekle beraber, 2009 yılının tamamı için %4,7'lik küçülme oranının değişmediğini, bu yılın ilk çeyreği için daha önce açıklanan %11,7'lik büyüme hıznın ise muhafaza edildiğini gösteriyor. Takvim ve mevsimsellik etkisinden arındırılmış seriler ise, bugün açıklanan ikinci çeyrek performansına dair en olumlu bilgiyi içeriyor. Düzeltilmiş serilerin dönemsel bazda kaydettiği %3,7'lik sıçrama hem 2009'un üçüncü çeyreğinden bu yana kaydedilen en hızlı büyüme, hem de ilk çeyreğin düş kırıklığı yaratan %0,4'lük artışına kıyasla önemli bir ivmelenmenin habercisi.
GSYİH büyümesini beklentilerin üzerinde tutan faktörler için açıklanan verilerin detayına indiğimizde, üretim cephesinde gözümüze ilk olarak inşaat ve tarım sektörleri çarpıyor. Bu sektörlerden ilkinin ikinci çeyrekte reel olarak %21,9 oranında büyümeyi başardığını belirtebiliriz. Bu hız hem 2002 son çeyreğinden bu yana görülmemiş bir büyüme temposuna işaret ediyor, hem de kabaca benzer bir baza sahip birinci çeyrekte kaydedilen büyümenin yaklaşık üç katı. Tarımda ise, ilk çeyrek için daha önce açıklanan küçülme rakamının göz ardı edilebilir %0,1'lik bir artışa revize edildiğini ve bunun ikinci çeyrekte %0,6'lık sınırlı bir artış tarafından takip edildiğini görüyoruz. Bu gerçekleşmeler bizim sektörün döngüsel bir daralmanın başlangıcında olduğuna dair öngörümüzü yalanlıyor. Üretim tarafından GSYİH kalan bileşenlerine hızlıca göz attığımızda ise imalat sanayi üretiminin aylık verilerin işaret ettiği yönde %15,4 arttığına işaret ettiğini, ve ticaret ve taşımacılık sektörlerinin sırasıyla %14 ve %10,2 oranında büyüyerek göreceli gücünü koruduğunu gözlüyoruz. Güçlü bankacalık sektörü karları tarafından desteklenen finansal aracılık kaleminde kaydedilen ve ilk çeyrekteki %4,9'a oranla önemli bi hızlanmaya işaret eden %8,8'lik büyümenin ise toplam hizmet sektöründe büyümeyi bir önceki dönemde görülen %9'dan %9,6 düzeyine taşıdığını belirtelim.
Harcamalar tarafında ise %32,1 gibi beklenmedik bir sıçrama yapan özel kesim yatırımlarının toplam büyümenin nerdeyse yarısından fazlasını açıkladığını görüyoruz. Hesaplamalarımıza göre, GSYİH büyümesine 5,3 puan ekleyen özel sektör yatırımları büyümeye pozitif katkı yapan unsurlar arasında başı çekiyor. Yatırımlardaki bu beklenmedik toparlanmanın bugün açıklanan büyüme oranı ile tahminler arasındaki farkın en önemli sebebi olduğu fikrindeyiz. Toplam harcamalar içinde en yüksek paya sahip olan özel tüketimin %6,2'lik büyümesi ile yaptığı 4,5 puanlık katkı ise büyümenin motorunun iç talep olacağı yönündeki fikrimizi doğrular nitelikte. İlk çeyrekte negatif katkı yapan kamu harcamalarının ikinci çeyrekte toplam büyümeye 1 puan eklediği yaptığımız bir diğer gözlem. Dört çeyrekten bu yana ilk kez artış gösteren ve %14,6 büyüyen kamu yatırımları bu gerçekleşmede belirleyici olmuş durumda. Net ihracat kaleminin ise negatif katkı yapan tek sektör olmaya devam ettiği ancak büyümeden önceki dönemlere kıyasla oldukça sınırlı olan 1,6 puan çaldığı ikinci çeyrekte Avrupa bölgesinin sorunlarının ciddi anlamda yoğunlaştığı düşünülürse, henüz dış talep kanalından korkulan olumsuz etkinin büyüme üzerine yansımamış olduğunu söyleyebiliriz.
Bugün açıklanan ikinci çeyrek verisi ile birlikte tüm yıl için öngördüğümüz GSYİH büyüme hızını %6,1'e yükseltiyoruz. Açıklanan çift haneli büyüme hızının beklentimizi önemli ölçüde aşarak yılın ilk yarısı için büyüme oranını %11'e taşıması ve daha önemlisi düzeltilmiş serilerde belirgin olarak göze çarpan ivmelenme ile bu yıl için beklediğimiz büyüme oranına yaklaşık 0,8 puan ekliyoruz. Ayrıca, beklentileri aşan büyüme hızının son zamanlarda ortaya çıkmakta olan yeni bir faiz indirimine dönük umutları, Merkez Bankası'nın bunu "yurt içi iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi" şartına bağlamış olması nedeniyle bir miktar kırabilecği fikrindeyiz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
08.2010
|
Temmuz Ayı Enflasyonu Türkiye İstatistik Kurumu ...Enflasyon Değerlendirme - 08.2010Temmuz Ayı Enflasyonu
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün Temmuz ayında tüketici fiyatlarının beklenenden de fazla %0,48 oranında gerilediğini duyurdu. TÜFE'nin kaydettiği bu düşüş hem ortalama piyasa beklentisi olan %0,31'lik azalıştan hem de bizim daha iyimser %0,4'lık düşüş öngörümüzden daha olumlu iken, yıllık enflasyonun da 2010 yılı içerisinde görülen en düşük düzey olan %7,58 düzeyine çekilmesine yardımcı oldu. Ayrıca Temmuz ayı TÜFE rakamının ard arda üçüncü negatif gerçekleşmeye karşılık geldiğini ve yıllık enflasyonun Nisan ayında ulaştığı %10,19'luk zirveye göre kümülatif düşüşünün 2,6 puana ulaşmasına yol açtığını belirtelim. Öte yandan ÜFE cephesinde kaydedilen %0,16'lık düşüşün de beklentilerden daha olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bizim %0,10'luk bir artış beklediğimiz üretici fiyatları cephesinde ortalama piyasa beklentisi ise %0,04'lük bir düşüşe işaret ediyordu. TÜFE cephesinde olduğu gibi üretici fiyatlarının da ard arda üçüncü ayda düşüyor olmasına rağmen yıllık ÜFE'nin 0,6 puanlık artışla %8,24 ulaşmış olması ise geçen yıldan gelen düşük bazın doğurduğu bir sonuç.
Tüketici fiyatlarını alt gruplar itibariyle incelediğimizde düşüşün en önemli belirleyicileri giyim sektöründeki mevsimsel indirimler ve işlenmemiş gıda cephesindeki süregelen düzeltme olarak ortaya çıkıyor. Bu iki grubun toplamda TÜFE'yi 59 baz puan aşağıya çektiğini not edelim. Bunlardan ilkinin geçtiğimiz ay içerisinde kaydettiği %5,19 düzeyindeki düşüş beklentimizle ve mevsimsel kalıplarla uyumlu olmakla birlike, İTO rakamının ardından kimi piyasa katılımcılarının daha yüksek bir indirim beklentisine girmiş olması mümkün. Aylık olarak %0,73 oranında düşen gıda fiyatlarının ise bizim %0,50'lik azalış beklentimize olan farkı manşet TÜFE ile öngörümüz arasındaki sapmanın hemen hemen hepsini açıklıyor. Hesaplamalarımıza göre fiyatların %2'ye yakın düştüğü işlenmemiş gıda segmentindeki süregelen düzeltme bu sapmada belirleyici olmuş durumda. Önceki iki ayda bu kategorideki toplam düşüşün %13'e ulaştığı hatırda tutulursa, bu gerçekleşmenin hemen hemen tüm piyasa oyuncularının tahminlerinin sapmasında kilit rol oynadığını düşünebiliriz. Yıllık TÜFE'nin kaydettiği düşüşte de önemli rol oynayan gıda enflasyonuna bu alanda ek katkı sağlayan diğer alt gruplar ise alkol-tütün ürünleri ve ulaştırma grubu olarak ortaya çıkıyor. Bu grupların yıllık enflasyon oranlarında yaşanan 14,1 ve 4,6 puanlık düşüşlerin Temmuz 2009'da gerçekleştirilen vergi ayarlamalarının hesaplamadan çıkması ile yakalanan yüksek baz etkisiyle gerçekleştiğini söylemek mümkün.
Özel kapsamlı TÜFE göstergelerini incelediğimizde ise Merkez Bankası'nın (MB) sıklıkla atıfta bulunduğu "I" endeksinin %0,51 oranında gerilediğini görüyoruz. Hemen hemen diğer tüm gerileyen özel kapsamlı göstergelerle paralel olan bu gerçekleşmenin çok da önemli olmadığı fikrindeyiz. Çekirdek göstergelerin özellikle diğer unsurların dışlanması ile giyim grubu fiyatlarına göreceli olarak yüksek pay veriyor oluşu, aylık değişim oranlarının bu grubun mevsimsel fiyat hareketlerinden fazlasıyla etkilenmesine yol açıyor. Bizce bu noktada daha kritik ve daha olumlu olan gelişme, yıllık çekirdek göstergenin %4,5 ile son 5 ayın en düşük düzeyini yakalamış olması. Bir önceki aya göre nerdeyse 45 baz puanlık bir düşüşe işaret eden bu seviye MB'nın son öngörülerinin de bir teyidi olarak görülebilir. Ancak geçen yıl geri alınan vergi indirimlerinin yukarıda değindiğimize benzer bir etkiyi çekirdek göstergeler üzerinde de göstermiş olduğu unutulmamalı.
Fiyatların %2,15 oranında düşüş kaydettiği tarım sektörü ÜFE'yi tahminlerimizin altına iten başlıca neden. Bu sert düşüşün gıda enflasyonunun neden tahminlerimizin altında kaldığına dair ipuçları içerdiğini ve önümüzdeki Ramazan dönemi için göreceli olarak daha sınırlı fiyat baskılarına işaret ediyor olabileceğini düşünüyoruz. İmalat sanayinde ise fiyatların çok da yüksek olmayan %0,21 oranında artış kaydettiği ÜFE'nin detayları için yaptığımız diğer bir gözlem. Temmuz ayındaki bu sınırlı yükseliş Türk Lirası'nın ABD Doları'na karşı yaklaşık ortalamada %2,5 değer kazandığı bir dönemde gerçekleşmiş durumda. Ancak biz bu gelişmenin yeni bir trendin başlangıcı olmaktan çok TL'nin önceki aylarda yaşadığı değer kaybına geçikmiş bir tepki olduğunu düşünüyoruz.
Bugün yayınlanan enflasyon verilerinin herhangi bir para politikası tepkisi yaratmasını beklemiyoruz. Hatırlanacağı üzere MB 2010 yılı sonu TÜFE tahminini %7,5'a çektiğini geçen haftanın Enflasyon Raporu vasıtası ile duyurmuş, Temmuz ve Ekim aylarında enflasyonda önemli düşüşler beklediğini not etmişti. Bu nedenle son açıklanan verinin MB'nın baz senaryosu ile uyumlu olduğunu ve faiz artışlarının 2011 yılında başlayacağını söylemek mümkün. Öte yandan biz de %7,6 düzeyinde uzun zamandır muhafaza ettiğimiz yıl sonu TÜFE tahminmizi koruyor, ve bu öngörümüzle ilgili aşağı ve yukarı yönlü risklerin özellikle petrol fiyatının 80 doları aşması ile birlikte oldukça dengeli olduğunu düşünüyoruz. Bugün açıklanan rakama bono piyasasına özellikle gerçekleşen yıllık enflasyonun sert düşüşünün ileriye yönelik enflasyon beklentilerini azaltacak olması nedeni ile olumlu yansıyacağını öngörüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
08.2010
|
AĞUSTOS AYI PPK KARARI Dün olağan aylık ...Para Politikası - 08.2010AĞUSTOS AYI PPK KARARI
Dün olağan aylık toplantısını gerçekleştiren Para Politikası Kurulu (PPK) kısa vadeli faiz oranlarını geçen Kasım ayından bu yana olduğu şekilde yine sabit tutma kararı aldı. Piyasa beklentileri ile örtüşen bu karar neticesinde Merkez Bankası'nın (MB) yeni politika aracı olan 1 haftalık repo ihalesi faiz oranı %7 düzeyinde bırakılmış oldu. Bu arada PPK tarafından teknik faiz ayarlamasının son adımının gerçekleştirileceği yönündeki bazı spekülasyonlar ise, Kurul'un MB'nın gecelik vadedeki borç verme ve borç alma oranlarını sırasıyla %6,5 ve %9 seviyelerinde muhafaza etmesi dolayısıyla da bu oranların ilki ile haftalık repo ihalesi oranı arasındaki 50 baz puanlık spreadi korunmuş olması sebebi ile en azından şimdilik boşa çıkmış oldu. PPK'nın faiz kararı ile beraber yayınladığı bir sayfalık duyuru metninde gözümüze ilk çarpan önümüzdeki dönemde enflasyonda geçici bir yükseliş için yapılan uyarının vurgulanmış olması. Beklentilerimize paralel olan bu uyarı, yükselişin kısa süreli olacağı ve 4. çeyrekte tekrar TÜFE'nin yönünü aşağıya çevirmesi ile son bulacağı hatırlatmasında bulunan PPK açısından bir rahatsızlık ifadesi olarak görülmemeli. Aslında geçen ay sonunda yayınlanan MB Enflasyon Raporu'nda sunulan enflasyon görünümünün bir tekrarı olan bu uyarının, PPK'nın beklenti yönetimi çabalarının bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan Kurul üyelerinin çekirdek enflasyon göstergeleri için olumlu görüşlerini korudukları, ve bu ölçütlerin orta vadeli hedeflere uyumlu seyretmeye devam edeceğini tahmin ettikleri, duyuru metninde enflasyon görünümü ile ilgili yaptığımız diğer bir gözlem. Kurul üyelerinin büyüme cephesinde sunduğu görünüm ise bir önceki ayın karar metninin nerdeyse birebir kopyası. Temmuz ayında olduğu gibi, PPK'nın öncelikle dışsal riskleri vurgulamayı tercih etmesi ve dış talep göstergelerindeki kısmı yavaşlamanın altını çizmesi, büyük olasıkla ihracat performansında gözlemlemeye devam ettiği bozulma sinyallerinin bizlerle paylaşılmaya çalışılmasından kaynaklanıyor. Bu arada küresel ekonomiye ilişkin risklerin kısa bir aradan sonra ard arda ikinci ayda da PPK karar metninde kendine yer bulduğunu belirtelim. Büyüme görünümü için yapılan değerlendirmelerdeki tek değişiklik ise iç talep cephesinde. Daha önceleri iç talebin istikrarlı bir "artış" gösterdiğini söyleyen Kurul'un bu kez tercihini istikrarlı "görünüm"den yana kullanması, bizim henüz öncü göstergelerde net olarak gözlemleyemediğimiz iç talebin zayıflama eğilimi için bir ön uyarı niteliğinde olabilir. Son olarak yüksek işsizlik ve düşük kapasite kullanım oranlarının alıştığımız şekilde MB'nın büyüme cephesinde canını sıkan diğer unsurlar olduğunu not edelim. Önümüzdeki dönemde izlenecek faiz politikası için ise PPK'nın "bir süre daha sabit, uzunca müddet düşük" şeklinde özetlenebilecek düsturunu koruduğu görülüyor. Bu ifadenin ard arda beşinci toplantıda tekrarlanmış olması önemli ancak şaşırtıcı değil. Bilindiği gibi MB'nın son enflasyon raporu Banka'nın kendi enflasyon tahminlerinde önemli bir aşağı yönlü revizyonu ve dolayısı ile baz senaryosunda faiz artışlarının 2011 yılına ertelenmesini beraberinde getirmişti. Ancak bu hamlenin piyasa katılımcılarının zaten beklediği bir gelişme olduğunu da hatırlatalım. Bu çerçeve içerisinde dün açıklanan PPK kararının piyasalar açısından nötr olmasını bekliyoruz. Yukarıda belirttiğimiz şekilde faiz artışlarının 2011 yılına ötelenmesi PPK toplantılarının piyasa açısından önemini en azından 2010 sonuna kadar ciddi oranda azaltmış durumda. Bu süre içerisinde yukarıda da değindiğimiz teknik faiz ayarlamasının ikinci ayağına yönelik beklentilerin bir miktar heyecan yaratması mümkün olmakla birlikte, dün yayınlanan karar metninde PPK tarafında böyle bir hamle için oluşmuş bir niyetin izlerini gözlemleyemiyoruz. Önümüzdeki süreçte takip edilmesi gereken önemli konulardan birinin para politikası otoritesinin Mali Kural'ın ertelenmesine vereceği tepki olduğunu düşünüyor, ve bu konuda sekiz iş günü içerisinde yayınlancak PPK toplantı özetleri ile daha fazla bilgi sahibi olabileceğimizi umuyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
08.2010
|
Sanayi üretimi Ağustos ayında %3,8 ile ...Sanayi Üretimi - 08.2010Sanayi üretimi Ağustos ayında %3,8 ile beklentilerin altında büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklana seriler son 21 ayın en düşüğü olan yıllık büyüme hızının %5'lik piyasa beklentisi ile bizim daha kötümser olan %2,7'lik öngörümüzün arasında gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Yayımlanan veriler önceki dönemlere ait gerçekleşmelerde herhangi bir kayda değer güncellemeye işaret etmezken, üçüncü çeyrek için ortalama sanayi üretimi artış temposunun ilk iki ayda ortalama olarak %5,4 olarak gerçekleştiğini gösteriyor. Bu rakamın Eylül ayı gerçekleşmesi ile beraber daha aşağı gelmesini ve ilgili dönem için öngördüğümüz %4,8'lik GSYİH büyüme temposunu destekler seviyelere gerilemesini bekliyoruz. Sanayi üretimi serisini oluşturan üç temel bileşen içeresinde sadece imalat sanayinin %4,9 ile pozitif büyümeyi yakaladığını, madencilik ve elektrik üretimi gruplarında ise sırasıyla %4 ve %0,4'lük daralmalar kaydedildiğini de belirtelim.
Düzeltilmiş seriler Temmuz'da kaydedilen şaşırtıcı aylık büyümenin Ağustos'ta terse döndüğünü gösteriyor. Mevsimsellikten arındırılmış seride görülen %2,6'lık aylık daralma bu seriyi 123,1'e diğer bir deyişle Haziran seviyesine geri getirmiş durumda. Bu seviyenin 127,9'luk Ocak zirvesine kıyasla 7 ayda %3,8'lik birikimli bir azalışa işaret ettiğini not etmekte fayda var. Düzeltilmiş serilerde yaşanan bu gelişmenin Temmuz ayındaki artışın bir trend dönüşünden çok, daha önce belirttiğimiz gibi yaşanan yavaşlamanın korkulduğu kadar sert olmadığına işaret eden bir gelişme olduğunu teyit ettiğini düşünüyoruz.
Detaylı incelendiğinde imalat sanayi geniş tabanlı bir yavaşlamadan çok karışık bir resme işaret ediyor. İlk bakışta bir ay önceki %35,1'lik kuvvetli temposundan %1,2'lik kısıtlı büyüme ile daralmanın kıyısına savrulan otomotiv sektörünün yavaşlamanın esas suçlusu olabileceği düşünülebilir. Ancak yıllık büyüme hızlarının bir ay öncesine göre düşmesi nedeni ile sanayi üretiminde tempo kaybına neden olan gıda, mineraller ve temel metaller gibi başka grupların olduğu yaptığımız bir diğer gözlem. Bizim için şaşırtıcı olan ise bazı önemli alt sektörlerin Temmuz ayına kıyasla daha hızlı büyümeyi ya da daha düşük oranlarda daralmayı başarmış olmaları. Bu sektörleri, makine ve ekipman, rafineri, kimyasallar, tekstil ve giyim olarak sıralayabiliriz.
Hem dayanıklı hem de dayanıksız tüketim malları gruplarının Ağustos ayında daha iyi performans gösterdiği görülüyor. Sırası ile %9,9 ve %1,2 büyüyen bu iki sektörün, ilkinin sınırlı da olsa büyüme hızını artırması ikincisinin de pozitif büyümeyi tekrar yakalaması ile olumlu bir tablo ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ana Sanayi Grupları diğer önemli kategorilerinde ise aramalı üretiminin %4,7'ye gerileyen büyüme oranı ile bir ay önceki ivmelenme eğilimini muhafaza edemediğini, sermaye mallarının ise %9,7 ile Kasım 2009'dan bu yana ilk kez tek haneli büyüme hızına gerilediğini görmek mümkün.
Sanayi üretimindeki dönemsel daralmanın son zamanlarda MB'nın duruşunu destekleyen en önemli veri olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar aylık sert daralma bir ay önceki yüksek oranlı sıçramanın sonucu olarak görülebilirse de, Ağustos başından bu yana ekonomik bozulmaya işaret eden ilk somut veri olması nedeniyle parasal gevşeme eğilimini dolayası ile düşük piyasa faizlerini destekler nitelikte. Ancak önümüzdeki dönemde enflasyonda gerçekleşecek yükselmenin ve daha önemlisi piyasanın MB'nın bu artışın geçici olacağı yönündeki görüşünden ayrışmasının faiz oranları için en önemli risk olduğunu görüyoruz. Bunlardan bağımsız olarak sanayi üretimde tahminimizle gerçekleşme arasında oluşan 1 puanlık farkın %6,6'lık yılsonu GSYİH tahminimizde bir revizyon ihtiyacı doğurmadığını söyleyelim.
|
|
Sanayi Üretimi
|
08.2010
|
Haziran Ayı Sanayi Üretimi Türkiye İstatistik ...Sanayi Üretimi - 08.2010Haziran Ayı Sanayi Üretimi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün açıkladığı verilerle sanayi üretimi büyümesinin Haziran'da %10,2 ile beklentileri karşılamayı başardığını ortaya koydu. Son anketlere göre %10,1 düzeyinde bulunan ortalama piyasa beklentisini neredeyse birebir karşılayan ancak bizim %13,8'lik öngörümüzün oldukça altında kalan bu perfromans, düşük bazın yavaş yavaş devreden çıkmasının da etkisiyle 2010 yılında kaydedilen en düşük yıllık büyüme oranına karşılık geliyor. Sanayi üretimi performansını endeksi oluşturan üç ana kategori bağlamında ele aldığımızda ise imalat sanayinin %10,6'lık büyüme ile liderliğini sürdürdüğünü, madencilik ve enerji gruplarının ise sırası ile %6,1 ve %8,2'lik üretim artışı kaydettiklerini görüyoruz. Açıklanan Haziran ayı rakamı ve Mayıs ayı verilerinde yapılan ihmal edilebilir revizyonların ardından ikinci çeyrek sanayi üretimi büyümesinin %14,2'ye geldiğini ve ilk çeyrekteki %17,3 ile mukayese edildiğinde bir ölçüde aşağıda kaldığını belirtelim. Ancak daha önemlisi, TÜİK tarafından sağlanan mevsimsel ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerin %2,1 gibi önemli bir oranda daralma kaydetmesi ve yılın ilk negatif dönemsel büyümesinin gerçekleşmiş olması. İmalat sanayi sektörüne ait detaylı veriler rafineri ve ana metal sektörlerinde büyümenin durma noktasına gelmiş olduğunu gösteriyor. Toplam sanayi üretiminin tahminlerimizin altında kalmasının başlıca nedeni olan bu iki alt sektörde büyüme hızları sırasıyla %0,9 ve %1,0 düzeyinde gerçekleşmiş. Oldukça önemli ağırılığa sahip olan bu iki sektörün sergilediği olağandışı zayıf performans imalat sanayi büyümesine yaptıkları kümülatif katkıyı ise yok varsayılabilecek 0,2 puan seviyesine kadar düşürmüş. Olumlu tarafta ise otomotiv sektörünün Haziran ayındaki daha yüksek baza rağmen ard arda ikinci ayda da %26'lık büyüme hızını korumasını gösterebiliriz. İmalat sanayine sektörün yaptığı katkı 1,6 puan ile ilk sırada geliyor. Tekstil üretiminin %13,5'lik üretim artışı ve 1,5 puanlık katkı ile ikincilik koltuğunda yer aldığını, takip eden makine ve ekipman sektörünün ise %18,7'lik büyüme sonucunda 1,1 puan daha eklediğini belirtelim. Bu noktada not edilmesi gereken problemin normalde şüphe edileceği üzere ihracat cephesinde, en azından şu aşamada görülmediği. Büyümeye yüksek katkı yapan ve çift haneli büyüme hızını koruyabilen sektörlerin ihracaat odaklı sektörler olması bizce önemli ve önümüzdeki aylarda da takip edilmesi gereken bir gelişme. TÜİK verilerinin detaylarından yaptığımız diğer bir çıkarım ise yatırım talebi toparlanmasının halen devam ediyor olduğu. Ana Sanayi Grupları sınıflamasına göre sermaye malları üretiminin bazın göreceli olarak daha kuvvetli olduğu geçen ayda kaydettiği %21,1 oranındaki büyümenin Mayıs ayındaki %21,9'dan çok da farklı olmadığını görüyoruz. Bunun sonucunda sektör liderliği, kabaca 10 puanlık bir momentum kaybı sonrasında büyüme hızı %13,6'ya kadar gerileyen aramalı imalatından devralmış. Bu gözlemlerimizden ilkinin bizi yatırım harcamaları konusunda daha iyimser yaparken, ikincisinin dönemsel büyüme hızının negatife dönmesi ile beraber gelecek ayların sanayi üretimi performansı için daha az iyimser olmaya ittiğini söyleyebiliriz. Bugün açıklanan verinin yılın ikinci çeyreğindeki sanayi üretimi büyümesini %14,2'ye çekmesi ile, daha önce değindiğimiz aynı dönem için %7 düzeyinde bulunan GSYİH büyümesi tahminimize yönelik yukarı yönlü riskleri önemli ölçüde ortadan kaldırdığını düşünüyoruz. Bunun paralelinde 2010 yılı için büyüme beklentimizi ortalama beklentinin bir miktar altında %5,3 olarak muhafaza etmeyi tercih ediyoruz. Düzeltilmiş serilerin 6 aydan sonra negatif bölgeye, üstelik Mayıs ayının cesaretlendirici %1,7'lik sıçrayışının olumlu yansımalarını da silerek, düşmesinin ise kaygı verici olduğu fikrindeyiz. Yine de şu aşamada bugün açıklanan verinin herhangi bir para politikası tepkisi yaratmasının, MB'nın yenilediği baz senaryosunda ekonomik büyümenin çok da kuvvetli öngörülmemesinden dolayı, bir olasılık olmadığını düşünüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
07.2010
|
Haziran Ayı Enflasyonu Haziran ayına ait ...Enflasyon Değerlendirme - 07.2010Haziran Ayı Enflasyonu
Haziran ayına ait enflasyon verileri bugün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanırken, tüketici fiyatları cephesinde %0,56 olarak gerçekleşen aylık gerileme, beklentilerin önemli ölçüde altında kaldı. TÜFE'nin kaydettiği bu düşüş bizim -%0,25 düzeyinde bulunan ve son anketlerin işaret ettiği -%0,07'lik konsensüse göre oldukça iyimser olan tahminimizin bile iki katını aşıyor. Ard arda ikinci ayda gelen negatif gerçekleşme yıllık TÜFE'yi ise son beş ayın en düşük düzeyi olan %8,37'ye kadar geriletmiş durumda. ÜFE cephesinde açıklanan %0,5'lik fiyat düşüşünün ise %0,27'lik artış yönündeki piyasa tahmini ve bizim %0,4'lık öngörümüze kıyasla önemli bir sürprize işaret ettiğini not edelim. Haziran ayındaki bu beklenmedik düşüş yıllık ÜFE'yi Nisan ayında gördüğü zirveden yaklaşık 2,8 puan aşağıda kalan %7,64 oranına kadar geriletmiş. TÜİK tarafından yayınlanan TÜFE serisinin detayları gıda enflasyonunda yaşanan %2,52'lik düşüşün manşet rakamı bizim tahminimizin altında tuttuğunu gösteriyor. Önceki ayda olduğu gibi ITO tarafından açıklanan Ücretliler Geçinme Endeksi'nin gıda fiyatlarındaki sert düzeltmenin devam ettiğini göstermesinin ardından TÜFE öngörümüzü aşağı revize etmiştik. Ancak işlenmemiş gıda segmentindeki %4'ü aşan düşüş bizim tahminimizi aşarken toplam gıda enflasyonunun da son iki ayda kümülatif olarak %6,8düşmesine yol açtığını belirtelim. Gıda enflasyonunun 69 baz puan aşağıya çektiği manşet TÜFE'ye ikinci önemli negatif katkı ise 6 baz puan ile ulaştırma grubundan gelmiş. Taşıt ve pompa fiyatlarındaki gerilemeyi yansıtan aylık %0,42'lik azalış beklentilerimizi az da olsa aşıyor. TÜFE'nin tahminimizin altında kalmasında rol oynayan diğer bir faktör ise otel ve lokanta hizmetleri grubundaki aylık fiyat artışının serilerin başlangıcından bu yana görülen en düşük düzey olan %0,2 olarak ölçülmüş olması. Son olarak iki yıldır sezon indirimlerinin endeks üzerindeki etkisinin Haziran ayında görülmeye başlanmasına rağmen giyim fiyatlarının %0,35 artmış olmasının önemli bir sürpriz olduğunu belirtelim. Çekirdek enflasyon cephesinde ise yıllık artış oranının Şubat ayından bu yana ilk kez %5'in altına inmiş olması en önemli gelişme. Merkez Bankası (MB) tarafından sıklıkla atıfta bulunulan Özel Kapsamlı "I" göstergesinin Haziran ayında sadece %0,1 oranında yükselmiş olması, yıllık artışı %4,95 olarak belirlemiş. Yıllık çekirdek göstergenin bir ay öncesine göre yarım puan aşağıda ve MB tarafından sıklıkla dile getirilen bir kriter olan %6,5'luk yıl sonu resmi hedefinin önemli derecede altında olduğunun altını çizmekte fayda var. Daha öncede belirttiğimiz gibi, çekirdek enflasyonda aşağı yönlü eğilimin çoklukla gıda fiyatlarındaki düzeltme tarafından belirlenen manşet enflasyondaki düşüşe göre çok daha önemli olduğu ve ileriye dönük enflasyon beklentilerini azaltarak kredibilite açığını daraltmak için MB'na önemli bir şans tanıdığı fikrindeyiz. İmalat sanayi sektöründe fiyatların %0,5 gerilemesini ise ÜFE'nin şaşırtıcı bir şekilde negatif bölgede kalmasının sebebi olarak göstermek mümkün. Haziran imalat sektöründe kur artışına rağmen fiyat azalışına gidilen ard arda ikinci ay olmuş durumda. ÜFE verisinin kırılımı bu beklenmedik gerilemenin esas belirleyicilerinin ana metal sanayindeki %3,56'lük fiyat azalışı ile rafineri çıktı fiyatlarında gidilen %2,74'lük indirim olduğuna işaret ediyor. Ancak fiyatların toplam 22 alt sektörün yarısından fazlasında azalma eğiliminde olması imalat sektörünün fiyatlama gücü açısından yaşadığı problemlerin bir göstergesi olarak görülebilir. MB'nın bu ay sonunda yayınlayacağı Enflasyon Raporu ile kendi yıl sonu TÜFE tahminini %8,4'ten bizim öngörümüz olan %7,6 civarına indirmesini bekliyoruz. Hatırlanacağı gibi Banka halihazırda tahminlerini aşağıya doğru revize etme niyetini beyan etmiş durumda. Öte yandan biz yıl sonu TÜFE tahminimizi %7,6 olarak muhafaza etmekle beraber, iptal edilen elektrik fiyatı indirimine rağmen aşağı yönlü risklerin arttığı fikrindeyiz. Para politikası tepkisi açısından ise geçen haftanın hayal kırıklığı yaratan dönemsel büyüme performansının ardından son çeyrek için 100 baz puana düşürdüğümüz toplam faiz artışı beklentimizin, MB'nın açıklayacağı yeni enflasyon raporu ile bir sonraki çeyreğe ertelenme olasılığı oldukça yüksek.
|
|
Para Politikası
|
07.2010
|
Temmuz Ayı PPK Kararı Para Politikası Kurulu ...Para Politikası - 07.2010Temmuz Ayı PPK Kararı Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri dün akşamki Temmuz ayı toplantısında beklendiği gibi kısa vadeli faiz oranlarını değiştirmeme kararı aldı. PPK'nın faizleri ard arda sekizinci toplantıda sabit tutması ve yeni politika faiz oranı olarak belirlediği 1 haftalık repo ihalesi oranını %7 oranında muhafaza etmesi tüm piyasa katılımcılarının ortak tahmini idi. Kurul ayrıca Merkez Bankası'nın (MB) gecelik vadedeki borç verme ve borç alma oranlarını da yine beklentilere paralel olarak sırasıyla %6,5 ve %9 seviyelerinde değiştirmeden bıraktı. Böylece MB'nın çıkış stratejisinin son ayağı olarak genişleteceğini duyurduğu gecelik borç alma oranı ile politika faizi arasındaki 50 baz puanlık spread korunmuş oldu. Faiz oranlarının ilan edildiği bir sayfalık PPK karar metni enflasyon cephesinde, MB'nın çoğu diğer dokümanında olduğu üzere, çekirdek enflasyon göstergelerinin orta vadeli hedefler ile olan uyumunu ön plana çıkarmış. Aslında genel olarak enflasyon görünümü için PPK'nın Haziran ayı karar metninde verdiği mesajları bu duyuruda tekrarladığını söylemek mümkün. Ancak çekirdek enflasyonun yıl sonu hedefinin altında olduğuna dair vurgunun, muhtemelen artık 2010'un ikinci yarısını yaşıyor olmamız nedeni ile, artık metinde yer almadığını belirtelim. Kurul üyelerinin yinelediği diğer bir tespit ise işlenmemiş gıda fiyatlarındaki düşüş ve emtia fiyatlarındaki gevşemenin Nisan Enflasyon Raporu'nda ortaya konana baz senaryoya göre daha olumlu bir enflasyon görünümüne işaret ettiği. Ancak PPK'nın bu kez bu durumun ileriye dönük enflasyon beklentileri üzerinde yarattığı olumlu etkiden bahsetmemiş olması da kayda değer bir değişiklik. Karar metninde büyüme cephesinde verilen mesajlara baktığımızda ise PPK'nın dışsal riskler nedeni ile daha olumsuz bir tablo çizme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Öncelikle Kurul'un bu ay dış talebe ilişkin artan belirsizlikler yerine dış talep göstergelerinin kısmi bir yavaşlamaya işaret ettiğini iletmiş olması oldukça önemli bir değişiklik. Bizim bu mesajdan yaptığımız çıkarım PPK'nın ihracat perfromansında bir bozulmanın somut işaretlerini gözlemliyor olduğu yönünde. İkinci olarak PPK'nın sadece bir ay aranın ardından kriz sonrası dönemde sürekli atıfta bulunduğu küresel ekonomiye ilişkin risklerin Temmuz ayı karar metninde tekrar kendine yer bulmuş olması Kurul üyelerinin negatif duruşunu pekiştirmiş. Büyüme görünümü ile iligili verilen mesajların kalanının ise geçmişe kıyasla pek de değişmediğini, yüksek işsizlik ve tarihsel olarak düşük olan kapasite kullanım oranlarının olumsuz faktörler olmaya devam ettiğini, iç talebin istikrarlı artışının ise halen vurgulandığını söyleyebiliriz. Piyasa oyuncuları açısından duyurunun en çok haber değeri taşıyan önümüzdeki dönem faiz görünümü ile ilgili mesajın değişmemiş olması ise beklenen bir gelişme. PPK'nın "bir süre daha sabit, uzunca süre düşük" olarak özetleyebileceğimiz duruşu ard arda dördüncü toplantı karar metninde kendine yer bulmuş durumda. Hatırlanacağı gibi bizim de arasında olduğumuz piyasa katılımcılarının çoğu son iki ayda enflasyonda yaşanan beklenmedik düşüş ardından faiz artışı için beklentilerini 2010 son çeyrekten 2011 ilk çeyreğe ötelemiş durumda. Her ne kadar PPK açıklması ile bu görüşü doğrulamak mümkün olmasa da, gelecek hafta MB'nın baz senaryosunu açıklayacağı Enflasyon Raporu'nda bu görüşün teyit edileceğini düşünüyoruz. Dünkü PPK toplantı sonucunun kısa vadede herhangi bir piyasa etkisi olmayacağı fikrindeyiz. Yukarıda belirttiğimiz gibi Kurul'un faiz oranları konusunda beklentiler paralelinde beklemede kalmış olması, ve karar metnin tonlanmasında herhangi bir beklenmeyen değişkliğe gitmemesi bono piyasası açısından toplantı sonucunu önemsiz kılıyor. Önümüzdeki dönemde piyasanın yön bulmak için MB'nın yeni baz senaryosunu, Banka'nın Mali Kural'ın yasalaşmasındaki gecikmeye vericeği tepkiyi ve en önemlisi her zamanki gibi global piyasların seyrini takip etmesini bekliyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
07.2010
|
Mayıs Ayı Sanayi Üretimi Sanayi üretimi Mayıs ...Sanayi Üretimi - 07.2010Mayıs Ayı Sanayi Üretimi
Sanayi üretimi Mayıs ayında beklentileri aşan bir hızda %15,6 oranında büyümeyi başardı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Sanayi Üretim Endeksi sonuçlarına göre gerçekleşen büyüme hızı hem %14,8 düzeyinde bulunan ortalama piyasa beklentisini hem de bizim daha temkinli %11,8'lik öngörümüzü aşmış durumda. Bu büyüme hızının son dört aylık sürecin en düşüğü olduğunu ve düşük baz etkisinin olumlu desteğinin giderek azaldığını yansıtmakta olduğunu belirtmekte fayda var. Açıklanan verilere dair diğer bir gözlemimiz ise bir önceki ayın büyüme oranının 0,3 puanlık sınırlı bir yukarı yönlü bir revizyonun ardından %17,3'e yükseltilmiş olduğu. Takvim etkileri ve mevsimsellik için düzeltilmiş sanayi üretim serilerinin işaret ettiği aylık büyüme hızının ise %1,9'a ulaşarak, geçen Kasım ayındaki %2,5 oranındaki sıçrayıştan bu yana en güçlü düzeye eriştiğini not edelim. Endeksin ana kategorilere göre kırılımına baktığımızda ise imalat sanayinin %16,5'lik üretim artışını, madencilik ve enerji grubunun sırasıyla %13,3 ve %9,4 ile takip ettiğini görüyoruz. TÜİK tarafından sağlanan detaylı veriler imalat sanayinde toplam 22 sektör içinde sadece 3 tanesinin üretim kaybı yaşadığını göstermesiyle geniş tabanlı toparlanma kalıbının Mayıs ayında da korunduğunu söylemeyi mümkün kılıyor. İmalat sanayi performansına büyüyen sektörler oldukça dengeli bir şekilde katkı yapmış olsalar da, %22,1 oranında büyüyen tekstilin 2,4 puan ile liderliği aldığını söyleyebiliriz. İhracat performansı ile yakından ilintili olan otomotiv sektörü ise %26'lık büyümesinin getirdiği 1,6 puan düzeyindeki katkısı ile ikinci sıradaki yerini almış durumda. Diğer önemli katkı yapan sektörler ise sırasıyla makine ve teçhizat (%24,1), rafineri (%9,2), kimyasallar (%11,7) ve mineraller (%18) olarak sıralanıyor, ve toplam katkıları hesaplamalarımıza göre 5,1 puan düzeyinde. İhracat odaklı sektörlerin Türkiye'nin ana ihraç pazarı olan Avrupa'daki sıkıntıların açıkça ortaya çıktığı Mayıs ayında bile yüksek büyüme oranlarını korumuş olmasını cesaretlendirici bir gelişme olarak görüyoruz. Öte yandan endeks içinde önemli bir paya sahip olan rafineri sektörünün pozitif büyümeye geçtikten iki ay sonra yaşadığı önemli momentum kaybının ise negatif bir gelişme olduğu fikrindeyiz. Ana Sanayi Grupları sınıflaması ise dayanıksız tüketim malı imalatının sanayi üretimi performansı içerisinde en zayıf halka olmaya devam ettiğine işaret ediyor. Bu kesimde kaydedilen büyüme hızının Nisan'daki %9,5 oranından, 2009 yılı rakamlarının göreceli olarak daha düşük bir baza işaret ediyor olmasına rağmen %7,2'ye gerilediğini not edelim. Bunun gıda ürünleri imalatındaki büyüme hızının yılın ilk dört ayındaki ortalama %11,8'den %7,6'ya yavaşlamış olması ile açıklanabileceğini düşünüyoruz. Öte yandan önceki ayda olduğu gibi aramalı ve sermaye malı üretimi artışlarının sırasıyla %22,9 ve %22 gibi oldukça güçlü düzeylerde açıklanmış olmasının gelecek dönem sanayi üretimi ve yatırım talebi açısından olumlu ipuçları içeriyor olabilceği fikrindeyiz. Yılın ikinci çeyreği sanayi üretimi büyümesinin şu ana kadar ortalama %16,4 olarak gerçekleşmiş olması, bu dönem için %7 civarındaki GSYİH büyümesi öngörümüzle ilgili yukarı yönlü riskleri artırıyor. Dahası düzeltilmiş serilerin büyüme hızında görülen yeniden ivmelenme, geçen hafta açıklanan ve hayal kırıklığı yaratan birinci çeyrek GSYİH dönemsel büyüme performansının ardından önemli bir rahatlama olarak görülebilir. Ancak Avrupa ekonomisine ilişkin riskleri halen ekonomik toparlanma için önemli bir tehdit olarak algılamamız nedeni ile, ikinci çeyrek büyüme tahminimizi yukarı çekmek için Haziran ayı sanayi üretimi perfromansını görmeyi tercih ediyoruz. Ayrıca bugün açıklanan ve beklenenden güçlü olan verinin, Merkez Bankası'nın Avrupa ekonomisinin gücü ve bunun yansımalarına dair endişelerimizi paylaşıyor olduğu göz önünde bulundurulduğunda, artık genel kabul gören faiz artışlarının 2011 ilk çeyreğine sarkacağına dair algıyı etkilyebileceğini düşünmüyoruz.
|
|
Enflasyon Değerlendirme
|
06.2010
|
Mayıs Ayı Enflasyonu Türkiye İstatistik Kurumu ...Enflasyon Değerlendirme - 06.2010Mayıs Ayı Enflasyonu Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan rakamlar Mayıs ayında TÜFE'nin %0,36'lık azalışla beklentilerin ciddi oranda altında kaldığını ortaya koydu. Tüketici fiyatlarındaki aylık değişim bizim ve piyasanın Merkez Bankası (MB) uyarıları ve İTO rakamları ardından %0,4 düzeyine çektiğimiz öngörülerin oldukça altında. Son dokuz ayın ilk negatif TÜFE gerçekleşmesinin yıllık TÜFE'yi Ocak ayından bu yana görülen en düşük düzey olan %9,1 ile tekrar tek haneye çektiğini de not edelim. Üretici fiyatları cephesinde ise kaydedilen %1,15 düzeyindeki azalış, piyasanın %0,52 bizim ise daha kötümser olan %1,1'lik ÜFE tahminlerimize göre oldukça aşağıda. Bu ciddi oranlı aylık gerileme yıllık ÜFE'yi ise Mayıs ayında 1.2 azaltarak %9,21 oranı ile bir aydan sonra tekrar tek haneli düzeylere çekmiş durumda. TÜFE rakamlarının detayı daha önce benzeri görülmemiş %4,38'lik gıda enflasyonundaki gerilemenin manşet TÜFE'yi kabaca 1,7 puan azalttığını ve beklentilerin altında kalmasına yol açtığını gösteriyor. Hatırlanacağı gibi MB'nın son PPK toplantı tutanağındaki uyarısı ve Salı günü açıklanan İTO rakamlarının gıda enflasyonunda bir düzeltmeye işaret ediyor oluşunun ardından bizim de arasında bulunduğumuz tüm piyasa oyuncuları gıda enflasyonu tahminlerini aşağıya çekmişlerdi. Ancak bu yüksek oranlı düşüşün yıllık gıda enflasyonunu kabaca yarı yarıya azaltarak %6,66 düzeyine çekmiş olmasının yine de herkes için büyük bir sürpriz olduğunu söylemek mümkün. Rakamların kırılımı bu sonuçta hesaplamalarımıza göre %7,5 civarında gerileyen işlenmemiş gıda fiyatlarının daha etkili olduğunu, ancak işlenmiş gıda segmentinde de %1'i aşan bir gerilemenin görüldüğünü orataya koyuyor. Mayıs ayında TÜFE'yi beklentinin altında tutan diğer bir faktörün ise haberleşme fiyatlarında devam eden düşüş olduğunu söyleyebiliriz. Bu grupta aylık enflasyon mobil telefon görüşme ücretlerindeki düşüşe paralel olarak %1,34 azalış kaydetmiş durumda. Geçtiğimiz ay olduğu gibi mevsimsel fiyat ayarlamalarının sürdüğü giyim grubunun ise %11,6'lık artışın ardından 1,1 puan ile manşet TÜFE'ye pozitif katkı yapan sektörlerin başında gelmeye devam ettiğini görüyoruz. Otel ve restoran fiyatlarında yaşanan %0,9'luk artış ise hizmetler enflasyonu cephesinde sınırlı da olsa bir geçişkenlik baskısının var olmaya devam ettiğini bize hatırlatıyor. Özel kapsamlı göstergeler ise yıllık çekirdek enflasyonun 4 ay aradan sonra ilk kez gerilediğini ve %5,46'ya düştüğünü gösteriyor. MB'nın tercih ettiği çekirdek enflasyon göstergesi olan "I" endeksinin Mayıs ayında kaydettiği %1,60'lık artışın geçen yılki %1,79'un altında kalmış olması yıllık çekirdek enflasyonun 0,2 puan gerilemesine yardım etmiş. Biz bu ayki çekirdek enflasyon gerçekleşmesinin manşet TÜFE'deki sadece gıda fiyatlarına bağlı gerilemeden daha önemli olduğu fikrindeyiz. Eğer bu ayki göreceli azalış yıllık çekirdek enflasyondaki %6,5'lik hedefe ve hatta üstüne doğru devam eden yukarı yönlü trendi sona erdirecek ise, bunun enflasyon beklentilerinde bir miktar iyileşmeye dolayısı ile de MB'nın kredibilite açığında bir daralmaya yol açması olası. ÜFE'nin detayları ise tarım fiyatlarının yaşadığı %5,66 oranındaki gerilemenin bu cephede yaşanan sürprizin baş sorumlusu olduğunu gösteriyor. Bu gerçekleşmenin ÜFE serileri içinde tarım fiyatlarının ilk kez bir Mayıs ayında düştüğüne işaret ettiğini ve bu kategorideki yıllık enflasyonu 11,7 puan aşağıya çekerek %18,17'ye getirdiğini belirtelim. Bu beklenmedik düşüşün TÜFE'nin altında yer alan gıda enflasyonun sürpriz seyrini de bir noktaya kadar açıkladığını söylemek mümkün. Öte yandan fiyatların %0,31 gerilediği imalat sanayinde TL'nin değer kaybına karşın toplam 22 sektörün 13'ünde yaşanan geniş tabanlı fiyat düşüşlerinin yine Mayıs ayı ÜFE gerçekleşmesini beklentilerin altında tutuğunu not etmekte fayda var. Bugünkü enflasyon rakamlarının ardından 2010 yılı TÜFE tahminimizi %7,6 düzeyine çekiyor, diğer piyasa oyuncularının ve MB'nın kendi öngörülerinde de aşağı yönlü revizyonlara gitmesini bekliyoruz. Gıda fiyatlarında yeniden ciddi boyutlu arz yönlü bir şokun yaşanmadığı bir durumda TÜFE'nin yılı %8 düzeyinin üzerinde tamamlaması zor. Hatırlanacağı gibi bizim bir önceki tahminimiz konsensüse ve MB tahminine göre bir miktar daha iyimser kalan %8,1 düzeyinde bulunuyordu. Ancak, Ankara'da üst düzey ekonomi bürokratları ve uluslararası kuruluş temsilcileri ile yaptığımız son temaslar büyüme performansının bizim ve piyasanın düşündüğünden çok daha güçlü olduğuna işaret etmesi sebebi ile daha düşük bir enflasyon oranı beklememize rağmen ilk faiz artışının son çeyrekte geleceğine dair görüşümüzü muhafaza ediyoruz.
|
|
Sanayi Üretimi
|
06.2010
|
Nisan Ayı Sanayi Üretimi Bu sabah açıklanan ...Sanayi Üretimi - 06.2010Nisan Ayı Sanayi Üretimi
Bu sabah açıklanan verilere göre sanayi üretimi Nisan ayında beklentilerin bir miktar altında, %17 oranında büyüdü. Bu rakam %19,1'lik ortalama piyasa beklentisi ile bizim %15,6'lık tahminimizin kabaca orta noktasında bulunuyor. Bu büyüme oranının Ocak ayından bu yana görülen en zayıf performansa işaret ettiğini de belirtelim. Öte yandan evvelki aylara ait verilerde yapılan göz ardı edilebilir revizyonların ardından ilk çeyrekte sanayi üretimi büyüme hızının çok fazla değişmeden %17,3 düzeyinde gerçekleştiğini görüyoruz. Mevsimsellik ve takvim etkilerinin ayıklandığı endeksin aylık artış oranı ise son 3 ayın en düşüğü olan %0,8 olarak gerçekleşmiş durumda. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından derlenen sanayi üretim endeksinin detayları en ciddi ağırlığa sahip olan imalat sektörünün %18,6'lık artışla madencilik ve enerji sektörlerinin önünde yer aldığını, diğer iki sektörün ise sırasıyla %5,2 ve %9,7 üretim artışı kaydettiğini gösteriyor. İmalat sanayine ait verilerin detayları rafineri sektörünün büyümeye geçtikten sonra ard arda ikinci ayda da manşet büyüme rakamına katkıda öncü olduğuna işaret ediyor. Hesaplamalarımıza göre sektör geçen yıla göre %18,7 oranında artırdığı üretimi ile imalat büyümesine 2,7 puan eklemiş. Ancak bu performansın bir önceki aydaki çarpıcı %33,5'lik sıçrayışa göre oldukça geride kaldığının da not edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İmalat sanayi büyümesine önemli katkı yapan diğer alt gruplar tekstil (%22), makina ve ekipman (%38,2) ve otomotiv (%30,1) olarak gözükürken, bu üç sektörün toplam yaptığı katkı ise 6,5 puana kadar ulaşıyor. Makina ve ekipman üretiminde yaşanan toparlanmanın kayda değer olduğu ve yatırım talebinde göreceli bir toparlanmaya işaret ediyor olabileceği fikrindeyiz. Öte yandan imalat sanayine herhangi bir sektörden kaydadeğer bir negatif katkı gelmediğini görmekle birlikte, ana metal (%8,8) ve kimyasalların (%9,8) büyüme hızlarının tek hanede kalması sebebi ile önemli sektörler arasında bir miktar geriye düştüklerini gözlemliyoruz. TÜİK tarafından yayınlanan verilerden çıkan diğer bir sonuç ise dayanıklı tüketim malları üretiminin düşük baz etkisinin kademeli olarak oratadan kalkıyor olmasına rağmen güçlü performasını koruyor olduğu. Grup ilk çeyrekte %30,5 büyümüşken Nisan ayında da %25,4 üretim artışı sağlayabilmiş durumda. Bu büyüme hızlarının geçen yıl aynı dönemlerde kaydedilen %26,4 ve %15,3'lük daralmaların üzerine geldiğini belirtelim. Bu rakamların son aya kadar tüketici güven endekslerinde görülen olumlu eğilimle de örtüşüyor olması, yılın ikinci çeyreği için beklenenden güçlü bir tüketim talebinin habercisi olabilir. Ayrıca Ana Sanayi Grupları sınıflamasının sermaye ve aramalı gruplarında sırasıyla %25,7 ve %22,6 ile güçlü büyüme performansının devam ettiğine işaret ederken, dayanıksız tüketim mallarında %9,3'lük büyüme hızı ile bir ivme kaybına işaret ettiği görülüyor.
Bugün açıklanan sanayi üretimi verisinin ardından 2010 yılı için %4,5 düzeyinde bulunan GSYİH büyüme tahminimizi muhafaza ediyor, önümüzdeki süreçte ise ihracat performansını ana risk faktörü olarak görüyoruz. Yukarıda belirttiğimiz gibi 2. çeyrekte tüketim ve yatırım talebinin beklentilerimizi aşan bir performans gösterme olasılığı oldukça yüksek. Ancak Euro'nun son zamanlardaki ciddi boyuta ulaşan problemleri ve Türkiye'nin ihracat pazarının kabaca yarısını teşkil eden Avrupa ekonomisinin tekrar yavaşlama tehlikesi bizce bir miktar temkinli olunmasını gerekli kılıyor. Öte yandan bugün açıklanan sanayi üretimi perfromansının para politikası açısından nötr olduğunu düşünüyor, Merkez Bankası'nın ilk faiz artışı için yılın son çeyreğini beklemeye devam edeceğini tahmin ediyoruz.
|
|
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)
|
06.2010
|
1Ç2010 GSYİH Büyümesi 2010 yılı ilk çeyreği için ...Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) - 06.20101Ç2010 GSYİH Büyümesi 2010 yılı ilk çeyreği için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme hızı beklentilerin bir miktar üzerinde, %11,7 olarak açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından duyurulan bu oran Türkiye ekonomisinin ard arda ikinci çeyrekte de büyüdüğüne işaret ediyor. Bu büyüme hızı piyasa bekletisi olan %11,4'ün bir miktar üzerinde yer alırken bizim daha iyimser olan %12,8'lik tahminimizin ise gerisinde kalmış durumda. Öte yandan 2004 yılı ikinci çeyreğinde görülen %11,9'luk büyüme hızının hemen altında yer alması yeni bir rekorun kırılmasına ise mani olmuş durumda. Şaşırtıcı olarak bugün yayınlanan GSYİH verilerinin önceki dönemlere ait hiç bir revizyon içermediğini ve 2009 yılı daralma oranının değişmeden %4,7 olarak korunduğunu da belirtelim. Esas şaşırtıcı olan ise dönemsel büyüme peroformansında düzeltilmiş serilerin işaret ettiği ciddi boyutlu yavaşlama. TÜİK tarafından açıklanan takvim ve mevsimsellik etkilerinden arındırılmış seriye göre yılın ilk çeyreğinde geçen senenin son çeyreğine kıyasla kaydedilen artış sadece %0,1. Bu durumun büyüme cephesinde önemli bir miktarda momentum kaybına işaret ettiği fikrindeyiz. Milli gelir serilerinin detaylarını üretim tarafından incelediğimizde imalat sanayinin kaydettiği %20,6'lık artış ile büyümenin motor gücünü oluşturduğunu görüyoruz. Bu gerçekleşme aylık sanayi üretim endeksi tarafından ortaya konan tablo ile oldukça uyumlu ve hizmetler sektörü altında yer alan ticaret ve ulaştırmanın sırasıyla %22,4 ve %11,3 ile hızlı büyümesine katkıda bulunmuş. Bu durumun ise toplam hizmetler sektöründe büyüme hızının %9,4'e ulaşmasında, diğer bir deyişle 2009 son çeyreğindeki %5,1'i nerdeyse ikiye katlamasında önemli bir rolü olduğunu söylemek mümkün. Bu performansın geçen yıl güçlü bankacılık sektörü karlılığı yardımıyla %8,5 olarak gerçekleşen finansal aracılık hizmetleri büyüme hızının %4,7'ye kadar gerilemesine rağmen kaydedildiğini not etmekte fayda var. Üretim tarafında en önemli negatif sürprizin ise tarımdan geldiğini ve sektörün %3,8 düşüş ile son yedi çeyrekte ilk kez daralma ile karşı karşıya kaldığını belirtelim. Harcamalar yönetimi ile ölçülen milli gelir serileri ise GSYİH büyümesine en önemli katkıyı özel tüketimin yaptığını ortaya koyuyor. En önemli ağırlığa sahip olan bu alt bileşenin %9,9'luk büyüme hızı 2009 yılında görülen %15 civarı rekor değerelere oldukça uzak kalsa da yine de büyümeye 7,4 puan katkı yapmış. Bizce daha önemli olan gelişme ise özel yatırımların %22,1'lik bir sıçrayış ile 2008 ilk çeyreğinden bu yana ilk kez pozitif büyümeyi yakalamış olması. Bu çift haneli performansın GSYİH'ya 3,9 puan eklediğini ve bizim yılın ilk çeyreğinde yatırım talebinin Merkez Bankası'nın (MB) öngörülerinden daha kuvvetli olabileceği yönündeki şüphelerimizi teyit ettiğini belirtelim. Dikkat çeken diğer bir gelişme ise toplam kamu harcamalarının son 22 çeyreğin ilk negatif katkısını yapmış olması. Bu durum çoklukla kamu yatırımlarındaki %25,6 oranındaki gerilemeden kaynaklanmışken, kamu tüketimi ise ancak %1 oranında büyüyebilmiş. Son olarak stok azalışının kaydettiği düşüş büyümeye 6,4 puanla oldukça olumlu yansırken, en büyük olumsuz etkiyi ithalatın %21,1 artışı ile GSYİH'dan 5,3 puan silen net ihracat kaleminin yapmış olması dikkat çekici. İlk çeyrek verisinin ardından 2010 yılı için %5,3 olan büyüme tahminimizi muhafaza ediyoruz. Bugün açıklanan rakamın öngörümüzden çok büyük oranda farklı olmaması ve öncü göstergelerin ikinci çeyrek için hesaplamalarımıza göre %7 civarında bir büyümeye işaret ediyor oluşu bunun en önemli sebepleri. Ancak dönemsel büyüme performansında yaşanan oldukça önemli boyuttaki yavaşlama ise yılın ikinci yarısı için beklediğimiz yavaşlamanın tahminlerimizi aşabileceğine işaret ettiğini de belirtelim. Bu görünümde MB'nın yapacağı değerlendirmelerde çift haneli ve nerdeyse rekor kıracak yıllık büyüme hızından çok dönemsel büyümeye odaklanacağını düşünüyor ve Banka'nın son çeyrekte gerçekleştireceği faiz artışı miktarı tahminimizi 150 baz puandan 100 baz puana düşürüyoruz.
|
|
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)
|
03.2010
|
2010 4.Çeyrek GSYİH Büyümesi Türkiye İstatistik ...Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) - 03.20102010 4.Çeyrek GSYİH Büyümesi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2010 yılında ekonominin beklentileri aşacak şekilde %8,9 oranında büyüdüğünü duyurdu. Açıklanan veriler yılın dördüncü çeyreğindeki reel büyüme temposunun %9,2 ile beklenti aralığının en tepe noktasında oluştuğunu, böylece %7,1'lik ortalama piyasa beklentisini önemli ölçüde aşarken bizim %5'lik öngörümüzün ise nerdeyse 2 katına yakın bir artış kaydedildiğini ortaya koyuyor. 2009 başından bu yana geçen diğer yedi çeyreğe ait verilerde yapılan bir dizi güncelleme ile birlikte bu güçlü son çeyrek performansının tüm yıl için büyüme düzeyini bizim %7,9'luk tahminimizin tam bir puan yukarısına taşırken %8,5'lik ortalama piyasa beklentisini de önemli ölçüde aşmasına yardımcı olduğunu görüyoruz. Öte yandan mevsimsellik ve takvim etkilerinden arındırılan serilerin kaydettiği %3,5'lık dönemsel büyüme hızı ise bir önceki çeyrekte kaydedilen %1,2 ile kıyaslandığında önemli bir ivmelenmeye işaret etmekte. Ayrıca son çeyrekteki güçlü ekonomik aktivitenin 12 aylık hareketli toplam olarak takip ettiğimiz reel GSYİH rakamını da 3Ç2080 de görülen zirvenin üzerine taşımayı başardığını da not edelim.
GSYİH verisini üretim cephesinden ele aldığımızda gerçekleşen rakam ile tahminimiz arasındaki farkı oluşturan başlıca nedenlerin tarım sektörünün pozitif katkı yapması, ivmelenen finansal aracılık faaliyeti gelirleri ve inşaat sektörünün gücünü koruması olduğunu görüyoruz. Tarımsal üretimin bizim aynı ölçekte bir daralma beklememize rağmen %4,3 oranında büyümüş olması, sektörün halen kendi döngüsel kalıplarının dışında hareket etmekte ısrarcı olduğunu ortaya koyuyor. Toplam sanayi sektöründeki %10,5'lik artışın beklentimizle örtüştüğünü vurgularken, %17,5'lik inşaat büyümesinin hızla ortadan kalkan düşük baz etkisine rağmen sağlanmış olmasının bizim açımızdan şaşırtıcı olduğunu not edelim. Tüm hizmetlerin toplamda %9,4 artış kaydederek öngördüğümüzden daha iyi performans göstermesinde belirleyici olan etmen ise finansal aracılık hizmetlerinin son yedi çeyreğin en iyi performansı ile %10,3'lük sıçrayış kaydetmiş olması. Hizmetler grubunun diğer önemli kategorileri olan ticaret ve ulaştırmanın ise sırası ile %13,1 ve %12,9 büyüme kaydettiğini ve beklediğimiz şekilde sanayi üretimi ile uyumlu seyirlerini sürdürdüklerini görüyoruz.
Talep cephesinde ise toplam büyümeye 8 puanlık katkıda bulunan özel sektör yatırım harcamalarının öne plana çıktığını söyleyebiliriz. Son 25 çeyreğin en hızlı büyüme temposuna denk gelen %49,5'luk artışın, makine-teçhizat harcamalarında görülen %67'lik sıçramanın bir sonucu olduğunu belirtelim. Son dönemde büyüme temposunu kontrol altına almak için ekonomi yönetiminin önemli ölçüde çaba sarf ettiği özel tüketim harcamaları ise %9'luk büyümenin ardından yaptığı 6,2 puan ile ikinci sırada yer alıyor. Kamu sektörünün ise bir kez daha 1,2 puan ile olumlu katkı yaptığını ve kamu yatırımlarının %17,1'lik büyüme ile ancak %3,2 artan kamu harcamalarının önünde gitmeye devam ettiğini görüyoruz. Talep tarafında olumsuz olarak gösterebileceğimiz gelişmeler ise giderek bozulan dış denge sonucunda net ihracat kaleminin 3Ç2010'a kıyasla 1 puan daha yüksek olan 5,6 puanlık negatif katkısı ve stoklardan karşılanan tüketimini bir yıl önceye kıyasla artmış olmasının GSYİH'dan çaldığı 0,7 puan.
Bugün açıklanan verilerin ardından 2011 yılı için %4,8'e çekmiş olduğumuz büyüme tahminimizde bir değişikliğe gitmemeyi tercih ediyoruz. Önceki çeyrekteki oldukça hızlı dönemsel büyümenin 1Ç2011 için güçlü bir momentuma işaret ediyor oluşu ve şu ana kadar öncü göstergelerdeki veri akışı 2011'e de güçlü bir başlangıç yaptığımız yönündeki görüşümüzü destekliyor. Ancak takip edecek çeyrekler için aşağı yönlü risklerin, küresel ekonomi için problemlerin artan enerji fiyatları neticesinde yoğunlaşacağı beklememiz ve ekonomi yönetiminin iç talebin büyüme temposunu sınırlamaya yönelik çabalarında bu durumla ilgili enflasyonist riskleri dizginlemek adına ısrarcı olacakları düşünmemiz nedeni ile baskın olacağına inanmaya devam ediyoruz. Ayrıca bugünkü rakamların politika yapıcılara başa çıkmaya çalıştıkları problemin gerçek boyutunu göstererek döngü karşıtı önlemlerini daha sıkı hale getirmeleri gereğini hatırlatabileceğini düşünüyoruz.
|
|
Para Politikası
|
01.2010
|
Para Politikası Kurulu (PPK) dün 2010 yılının ...Para Politikası - 01.2010Para Politikası Kurulu (PPK) dün 2010 yılının ilk aylık toplantısında Merkez Bankası'nın (MB) politika faizini art arda ikinci kez sabit bıraktı. Banka'nın gecelik vadedeki borç alma oranın %6,5 düzeyinde değişmeden kalması son anketlere göre tüm piyasa oyuncularının da beklentisiydi. Hatırlanacağı gibi Kurul ilk kez Aralık ayı içerisinde 13 aydır süren ve MB'nın politika faizini toplam 1025 baz puan aşağıya çeken bir parasal gevşeme döngüsünün ardından beklemeye geçme kararı almıştı. Ayrıca PPK, MB'nın gecelik vadedeki borç verme oranını da yine değiştirmeyerek %9 oranında bırakırken, piyasalar açısından daha az öneme sahip bu oranla politika faizi arasındaki 250 baz puanlık farkı da korumuş oldu.
Kurulun MB'nın kısa vadeli faiz oranlarını duyurduğu karar metnini yakından incelediğimizde enflasyon görünmü ile ilgili kayda değer bir değişikliğin olduğunu görüyoruz. PPK'ya göre enflasyon önümüzdeki iki ay içerisinde vergi ayarlamaları ve baz etkileri nedeni ile önemli oranda yükselecek. Kurul üyeleri bu yükselişin enflasyonu bir müddet hedeflerin üzerinde de tutabileceği görüşünde. Ayrıca karar metninde önceki aylarda yer alan düşük yurt içi kaynak kullanımının enflasyonu düşük tutacağı yönündeki tespit ise bu ayki açıklamadan çıkarılmış durumda. Aslında enflasyon için PPK tarafından çizilen bu yeni tablonun gelecek aylar için bizim öngörülerimizle oldukça paralel olduğu söylenebilir. Tahminlerimize göre, gıda enflasyonunda işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklanan sert bir düzeltme gelmediği müddetçe, yıllık TÜFE'nin %9 seviyesinin üzerine geçici olarak da olsa çıkması mümkün. Ancak bizden farklı olarak PPK'nın enflasyonun orta vadeli görünmü ile ilgili hala güvercin duruşunu koruduğunu belitmekte de fayda var. Yukarıda değinilen geçici etkilerin ortadan kalkmasıyla enflasyonun tekrar aşağı yönlü bir patikaya gireceğine inanan Kurul'un tahmini, çekirdek TÜFE'nin işaret ettiği enflasyonun ana eğiliminin orta vadeli hedeflerle uyumlu seyredeceği yönünde.
Dünkü duyuruda sunulan büyüme görünmünün ise bir önceki kararın nerdeyse kopyası olduğu göze çarpıyor. PPK'nın son dönemdeki veri akışını ekonomik aktivitedeki ılımlı toparlanma sürecinin devamı yönünde değerlendirdiği dünkü karar metninde para politikası ve küresel risk algılamalarındaki iyileşmenin desteğini arkasına alan kredi piyasasındaki olumlu gelişmelere tekrar vurgu yapılmış. Ancak Kurul üyelerinin halen küresel ekonomideki sorunların henüz tam giderilememiş olmasından ve büyümenin gücü ile ilgili belirsizliklerden rahatsız oldukları da bir sayfalık duyurudan çıkan diğer bir sonuç. Ayrıca dünkü duyuru ile PPK'nın artık sadece istihdam koşullarında değil kapasite kullanımı oranında da kalıcı bir iyileşmenin gözükmesi için uzun zaman gerekeceğine inandığını görüyoruz.
Piyasalar açısından karar metninin en önemli noktası olan Kurul'un faizlerin yönü ile ilgi verdiği sinyalde ise herhangi bir değişikliğe gidilmemiş durumda. PPK, tıpkı önceki ayda olduğu gibi, faiz oranlarının uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması gerektiği tespitini yapmış. Her ne kadar gerek biz gerekse piyasa katılımcıları yılın ikinci yarısında bir faiz artışı süreci bekliyor olsak da, bunun dünkü PPK karar metnine yansımasının beklendiğini söylemek zor. Ancak, malumun ilanı olarak da değerlendirilebilecek enflasyon görünümü ile ilgili gidilen değişikliğin ve bunun halihazırda yükselmekte olan ileriye dönük enflasyon beklentileri üzerindeki etkilerinin, nerdeyse %0 düzeyinde bulunan reel politika faizlerini meşru göstermeyi giderek daha zorlaştıracağı da bir gerçek. MB'nın yeni baz senaryosundaki yeni enflasyon tahminlerinin ve bunlara kaynak teşkil eden varsayımların görülebileceği ve ayın 26'sında yayınlanacak olan yılın ilk enflasyon raporunun bu sebeple yakından takip edileceğini düşünüyoruz.
Dünkü kararın kısa vadede önemli bir piyasa etkisinin olmasını ise beklemiyoruz. Son zamanlarda bono piyasasının odak noktası, kredi notu artışları ve global risk iştahının desteği ile faizlerdeki Ekim ayında başlayan yukarı yönlü trendi de geri çevirebilen olası IMF anlaşmasına yönelik senaryolar olmuş durumda. Ancak halen yılın ikinci yarısı için beklediğimiz 150 baz puanlık sıkılaştırmanın piyasa oranları üzerindeki etkisinin, MB'nın faiz artırımları başlamadan önce görülebileceği fikrindeyiz.
|
|
TÜFE
|
01.2010
|
2009 yılı enflasyon oranını belirleyecek olan ...TÜFE - 01.20102009 yılı enflasyon oranını belirleyecek olan Aralık ayı TÜFE ve ÜFE gerçekleşmeleri Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bugün ilk kez piyasaların açık olduğu bir saatte yayınlandı. Tüketici fiyatları cephesinde kaydedilen %0,53'lük aylık artış, %0,25 düzeyinde bulunan piyasa beklentisini ikiye katlarken, bizim daha kötümser olan %0,4'lük tahminimizin de ciddi oranda üzerinde gerçekleşmiş oldu. Böylece yıllık TÜFE 2009 senesini %6,53 ile Mart ayından bu yana görülen en yüksek düzeyde tamamlamış oldu. Yıllık TÜFE'nin Kasım ayındaki %5,53'lük düzeyine kıyasla 1 puanlık bir artış kaydettiğini ancak yine de %7,5'lik resmi hedefin oldukça altında kaldığını not edelim. Öte yandan üretici fiyatları cephesinde Aralık ayı için duyurulan %0,66'lık artış anketlere göre %0,09 düzeyinde bulunan ortalama piyasa tahminini önemli bir ölçüde aşarken, bizim %0,6'lık tahmnimize oldukça yakın gerçekleşmiş oldu. Düşük baz etkisinin yaptığı önemli katkıyla beraber yıllık ÜFE seneyi 4.5 puanlık bir artışla %5,93 düzeyinde tamamladı.
TÜİK tarafından açıklanan verilerin detayına indiğimizde, tıpkı Kasım ayında olduğu gibi, gıda enflasyonunun TÜFE'nin beklentilerin üzerinde gerçekleşmesinde en önemli etken olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz ay içerisinde %2,22 oranında artış kaydeden gıda fiyatları, TÜFE'yi 63 baz puan yukarı itmiş. Bu artışın önceki iki ayda kaydedilen kümülatif %5,2'lik yükselişin üzerine geldiğini not etmekte fayda var. Tüketici fiyatlarının detayları gıda fiyatlarının bu harektinde Aralık ayında asıl belirleyicinin bir kez daha, hesaplamalarımıza göre %3,5'den fazla artış kaydeden işlenmemiş gıda fiyatları olduğunu gösteriyor. İşlenmemiş gıda grubundaki bu fiyat hareketi gerek bizim öngörülerimizden, gerekse haftasonunda açıklanan İTO'nun Ücretliler Geçinme Endeksi'nin işaret ettiğinden oldukça yukarıda; ve gerçekleşen TÜFE ile bizim tahminimiz arasındaki kabaca 15 puanlık farkı açıklamak için yeterli. Aralık TÜFE rakamına en önemli negatif katkının ise, mevsimsel trendler dahilinde kolayca tahmin edilebileceği gibi, giyim fiyatlarından geldiği görülüyor. Kaydettiği %2,79'luk fiyat düşüşü ile birlikte giyim grubu TÜFE'yi 20 baz puan aşağıya çekmiş durumda. Öte yandan, Aralık ayında fiyatları gerileyen ev eşyası, sağlık, ulaştırma ve eğlence-kültür gruplarınında manşet TÜFE'den 8 baz puan daha silmiş olduğunu not edelim.
Çekirdek enflasyon göstergelerine baktığımızda ise Aralık ayında özel kapsamlı "I" endeksinin kaydettiği %0,44'lük düşüşün, yıllık çekirdek enflasyonu ardarda ikinci ayda da gerilettiğini görüyoruz. Düşük baz etkisine rağmen yıllık çekirdek TÜFE yılı, %3,84 gibi oldukça düşük bir düzeyde tamamlamış durumda. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu enflasyon görünümü, Merkez Bankası (MB)'nın baz etkisinin TÜFE'yi arttırabileceği ancak enflasyonun temel eğilimin uzunca süre düşük kalacağı görüşünü destekler bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Fakat geçtiğimiz hafta sonu yapılan vergi ayarlamaları ve yönlendirilen fiyatlardaki artışlar, her ne kadar çoğu çekirdek enflasyondan dışlanıyor olsa bile, bu eğilimin değişmesine yol açabilir. Özellikle akaryakıt grubunda yapılan ve pompa fiyatlarına yansıyan vergi artışlarının ardından gelebilecek ikincil etkilerin çekirdek enflasyonun da yönü konusunda belirleliyeci olması beklenebilir.
ÜFE ?nin detaylarına bakıldığında göze çarpan ilk gelişme ise tarım grubu fiyatlarının %1,9 oranında artmış olması. 2003 yılından bu yana en yüksek Aralık ayı gerçekleşmesi olan ve Kasım ayındaki %2,14'lük ciddi sıçrayışı takip eden bu artış, tarım enflasyonun oldukça önemli bir hızda artmaya devam ettiğini gösteriyor. Daha öncede belirttiğimiz gibi tarım fiyatlarındaki bu seyrin son aylardaki işlenmemiş gıda fiyatları artışı üzerinde etkili olduğu ve önümüzdeki aylar için halen risk teşkil etmeye devam ettiği düşünülebilir. Öte yandan imalat sanayi enflasyonunun Türk Lirası'nın ortalama %1,3 değer kaybı yaşadığı Aralık ayında sadece %0,28 oranında artış kaydetmiş olması, TÜFE cephesinde maliyet yönlü baskıların en azından işlenmemiş gıda haricindeki mal fiyatları için var olmadığına dair bir işaret olarak gözükmekte.
Bundan sonraki dönemde, yıllık TÜFE'nin artış trendini korumasını bekliyor ve baz etkilerinden öte önemli riskler öngörüyoruz. Her ne kadar Aralık ayı gerçekleşmesi gıda fiyatlarındaki hareket tarafından dikte edilmiş olsa da yıllık enflasyon da ileriye dönük beklentilerin daha da bozulmasına yol açacak bir artışa neden olmuş durumda. Öte yandan gerek yukarıda anılan ve gerçekleşecek olan fiyat artışlarının, gerekse de düşük baz etkisinin önümüzdeki aylarda yıllık TÜFE'yi %7-7,5 aralığına taşıyacak olması beklentiler açısından diğer bir handikap. Fakat bunun, Aralık ayında enflasyonda önemli bir yükseliş için uyarıda bulunmuş olan MB'nın duruşunu şu aşamada değiştirmesi beklenmemeli. Bzim görüşümüz yılı %6,7 oranında bitireceğini öngördüğümüz TÜFE'nin 2010 içindeki seyrinin Banka'yı yılın ikinci yarısında toplam 150 baz puanlık bir sıkılaştırmaya mecbur bırakbileceği yönünde.
|
|
Sanayi Üretimi
|
01.2010
|
Kasım Ayı Sanayi Üretimi Türkiye İstatistik ...Sanayi Üretimi - 01.2010Kasım Ayı Sanayi Üretimi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretimi endeksinin Kasım ayında yıllık bazda %2,2 daraldığını açıkladı. Bu gerçekleşmenin beklentilere kıyasla olumsuz bir tablo ortaya koyduğunu görüyoruz. Hatırlatmak gerekirse, piyasa Kasım ayında endeksin ortalama %2,5 oranında artacağını düşünüyorken, bizim daha temkinli olan tahminimiz %1,2 artış düzeyinde bulunuyordu. Açıklanan verinin revize olan rakamlara göre Ekim ayında sanayi üretiminin kaydettiği %6,4'lük sıçrayışın ardından geldiğini ve önemli ölçüde Kurban Bayramı'nın 2009 yılında Kasım ayına kayması sebebi ile azalan çalışma günü sayısının etkilerini yansıttığını not edelim. TÜİK bugün ayrıca ilk kez mevsimsel ve takvim etkilerinden arındırdığı serileri orjinal endeksle birlikte yayınlarken, sanayi üretiminin aylık bazda arındırılmış serilerle %0,8 yükseldiğini duyurdu. Bu yükseliş Ekim ayındaki aylık %3,2 oranındaki sıçrayışı takip ediyor. Endeksin detayına indiğimizde ise üç ana kategoriden sadece imalat sanayinin %2,8'lik küçülme ile negatif bölgede kaldığını, madencilik ve enerji üretimi gruplarının sırasıyla %0,6 ve %1,1 büyümeyi başardığını görüyoruz.
İmalat sanayine ait verilerin detayına indiğimizde ise rafineri sektörünün en önemli negatif katkı yapan sektör olduğu görülüyor. Önceki yıla göre üretiminde %12,8'lik kayıp yaşayan sektör, Kasım ayında imalat sanayi performansından 1,8 puan çalmış durumda. Her ne kadar toplam 22 alt sektörden 16 adedinde üretim kaybı yaşanmasına paralel olarak imalat sanayinde geniş tabanlı bir gerileme olduğu gözükse de, sırasıyla %11,1 ve %7,3'lük üretim azalışlarıyla imalat sanayi performansından 1,6 puanı daha silen mineral ürünler ve tekstil imalatı da diğer önemli negatif katkı yapan sektörler olarak düşünülebilir. Pozitif tarafta ise tam 16 ay sonra %13,1 ile yıllık bazda büyümeye geçen otomotiv sektörü ile uzunca bir süredir üretimini artırmayı başaran ve bu Kasım'da da çıktı miktarını %6,8 yukarı taşıyan kimyasal madde ve ürünler imalatı göze çarpıyor. Bu iki sektörün toplam imalat sanayi üretimine kümülatif katkısı 1,5 puan olmuş.
Sanayi üretimi endeksini Ana Sanayi Grupları sınıflaması bazında ele aldığımızda ise, dayanıklı tüketim malı üretiminde yaşanan terse dönüşün, ana endeksin negatif bölgeye geri dönmesinde payı olduğunu farkediyoruz. Önceki üç ayda ortalamada %9,7'lik büyüme hızı yakalayan sektörün Kasım ayında kaydettiği %7,2 oranındaki düşüş, Nisan'dan bu yana en kötü perfromans. Bir önceki ayda sırasıyla %10,9 ve %8 büyüyebilen ara malı ve dayanıksız tüketim malı sektörlerinde de belirgin bir bozulmanın olduğu kaydedilen %4 ve %1,1'lik daralmalarla ortaya çıkıyor. Şaşırtıcı olan ise %1 gibi sınırlı bir büyüme oranıyla da olsa, tek olumlu gelişmenin yıl başından beri en kötü performansı sergilemiş olan ve yatırım talebi koşullarının zayıflığına işaretr eden sermaye malları imalatında ortaya çıkması.
Bugün açıklanan sanayi üretimi verisinin ardından 2009 yılı için Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyümesi tahminimizi -%5,7 olarak muhafaza ediyoruz. Geçmiş veride herhangi bir kayda değer revizyonun yaşanmaması ve Kasım ayı gerçekleşmesinin tahminizden gösterdiği sapmanın nispeten sınırlı olması ile birlikte yılın son çeyreğinde ekonominin %3,1 ile büyümeye geçeceğini tahmin etmeye devam ediyoruz. Ayrıca, daha önce de belirttiğimiz gibi, dini bayramlarla birlikte tatillerin 2009 yılı içinde kaymış olmasının aylık datayı ciddi oranda çarpıttığı ve resmi arındırılmış serilerin daha düşük hızda da olsa aylık büyüme momentumunun korunduğuna işaret ettiği unutulmamalı. Aralık ayında ise sanayi üretim endeksinin, tıpkı elektrik tüketimi verisinde görüldüğü gibi, çalışma günü sayısında kaydedilecek önemli artış ve düşük baz etkisinin yardımıyla ciddi bir sıçrama gerçekleştirmesi olası görünüyor.
|