Veri Türü  |
Açıklanma Tarihi  |
Veri  |
Aylık Değişim (%)  |
Yıllık Değişim (%)  |
Rapor  |
YF Yorumu  |
Piyasa Yorumu  |
| Para Politikası |
01.2010 |
6,50 |
0,00 |
|
|
OkuPara Politikası - 01.2010Para Politikası Kurulu (PPK) dün 2010 yılının ilk aylık toplantısında Merkez Bankası'nın (MB) politika faizini art arda ikinci kez sabit bıraktı. Banka'nın gecelik vadedeki borç alma oranın %6,5 düzeyinde değişmeden kalması son anketlere göre tüm piyasa oyuncularının da beklentisiydi. Hatırlanacağı gibi Kurul ilk kez Aralık ayı içerisinde 13 aydır süren ve MB'nın politika faizini toplam 1025 baz puan aşağıya çeken bir parasal gevşeme döngüsünün ardından beklemeye geçme kararı almıştı. Ayrıca PPK, MB'nın gecelik vadedeki borç verme oranını da yine değiştirmeyerek %9 oranında bırakırken, piyasalar açısından daha az öneme sahip bu oranla politika faizi arasındaki 250 baz puanlık farkı da korumuş oldu.
Kurulun MB'nın kısa vadeli faiz oranlarını duyurduğu karar metnini yakından incelediğimizde enflasyon görünmü ile ilgili kayda değer bir değişikliğin olduğunu görüyoruz. PPK'ya göre enflasyon önümüzdeki iki ay içerisinde vergi ayarlamaları ve baz etkileri nedeni ile önemli oranda yükselecek. Kurul üyeleri bu yükselişin enflasyonu bir müddet hedeflerin üzerinde de tutabileceği görüşünde. Ayrıca karar metninde önceki aylarda yer alan düşük yurt içi kaynak kullanımının enflasyonu düşük tutacağı yönündeki tespit ise bu ayki açıklamadan çıkarılmış durumda. Aslında enflasyon için PPK tarafından çizilen bu yeni tablonun gelecek aylar için bizim öngörülerimizle oldukça paralel olduğu söylenebilir. Tahminlerimize göre, gıda enflasyonunda işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklanan sert bir düzeltme gelmediği müddetçe, yıllık TÜFE'nin %9 seviyesinin üzerine geçici olarak da olsa çıkması mümkün. Ancak bizden farklı olarak PPK'nın enflasyonun orta vadeli görünmü ile ilgili hala güvercin duruşunu koruduğunu belitmekte de fayda var. Yukarıda değinilen geçici etkilerin ortadan kalkmasıyla enflasyonun tekrar aşağı yönlü bir patikaya gireceğine inanan Kurul'un tahmini, çekirdek TÜFE'nin işaret ettiği enflasyonun ana eğiliminin orta vadeli hedeflerle uyumlu seyredeceği yönünde.
Dünkü duyuruda sunulan büyüme görünmünün ise bir önceki kararın nerdeyse kopyası olduğu göze çarpıyor. PPK'nın son dönemdeki veri akışını ekonomik aktivitedeki ılımlı toparlanma sürecinin devamı yönünde değerlendirdiği dünkü karar metninde para politikası ve küresel risk algılamalarındaki iyileşmenin desteğini arkasına alan kredi piyasasındaki olumlu gelişmelere tekrar vurgu yapılmış. Ancak Kurul üyelerinin halen küresel ekonomideki sorunların henüz tam giderilememiş olmasından ve büyümenin gücü ile ilgili belirsizliklerden rahatsız oldukları da bir sayfalık duyurudan çıkan diğer bir sonuç. Ayrıca dünkü duyuru ile PPK'nın artık sadece istihdam koşullarında değil kapasite kullanımı oranında da kalıcı bir iyileşmenin gözükmesi için uzun zaman gerekeceğine inandığını görüyoruz.
Piyasalar açısından karar metninin en önemli noktası olan Kurul'un faizlerin yönü ile ilgi verdiği sinyalde ise herhangi bir değişikliğe gidilmemiş durumda. PPK, tıpkı önceki ayda olduğu gibi, faiz oranlarının uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması gerektiği tespitini yapmış. Her ne kadar gerek biz gerekse piyasa katılımcıları yılın ikinci yarısında bir faiz artışı süreci bekliyor olsak da, bunun dünkü PPK karar metnine yansımasının beklendiğini söylemek zor. Ancak, malumun ilanı olarak da değerlendirilebilecek enflasyon görünümü ile ilgili gidilen değişikliğin ve bunun halihazırda yükselmekte olan ileriye dönük enflasyon beklentileri üzerindeki etkilerinin, nerdeyse %0 düzeyinde bulunan reel politika faizlerini meşru göstermeyi giderek daha zorlaştıracağı da bir gerçek. MB'nın yeni baz senaryosundaki yeni enflasyon tahminlerinin ve bunlara kaynak teşkil eden varsayımların görülebileceği ve ayın 26'sında yayınlanacak olan yılın ilk enflasyon raporunun bu sebeple yakından takip edileceğini düşünüyoruz.
Dünkü kararın kısa vadede önemli bir piyasa etkisinin olmasını ise beklemiyoruz. Son zamanlarda bono piyasasının odak noktası, kredi notu artışları ve global risk iştahının desteği ile faizlerdeki Ekim ayında başlayan yukarı yönlü trendi de geri çevirebilen olası IMF anlaşmasına yönelik senaryolar olmuş durumda. Ancak halen yılın ikinci yarısı için beklediğimiz 150 baz puanlık sıkılaştırmanın piyasa oranları üzerindeki etkisinin, MB'nın faiz artırımları başlamadan önce görülebileceği fikrindeyiz. |
|
| TÜFE |
01.2010 |
|
|
|
|
OkuTÜFE - 01.20102009 yılı enflasyon oranını belirleyecek olan Aralık ayı TÜFE ve ÜFE gerçekleşmeleri Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bugün ilk kez piyasaların açık olduğu bir saatte yayınlandı. Tüketici fiyatları cephesinde kaydedilen %0,53'lük aylık artış, %0,25 düzeyinde bulunan piyasa beklentisini ikiye katlarken, bizim daha kötümser olan %0,4'lük tahminimizin de ciddi oranda üzerinde gerçekleşmiş oldu. Böylece yıllık TÜFE 2009 senesini %6,53 ile Mart ayından bu yana görülen en yüksek düzeyde tamamlamış oldu. Yıllık TÜFE'nin Kasım ayındaki %5,53'lük düzeyine kıyasla 1 puanlık bir artış kaydettiğini ancak yine de %7,5'lik resmi hedefin oldukça altında kaldığını not edelim. Öte yandan üretici fiyatları cephesinde Aralık ayı için duyurulan %0,66'lık artış anketlere göre %0,09 düzeyinde bulunan ortalama piyasa tahminini önemli bir ölçüde aşarken, bizim %0,6'lık tahmnimize oldukça yakın gerçekleşmiş oldu. Düşük baz etkisinin yaptığı önemli katkıyla beraber yıllık ÜFE seneyi 4.5 puanlık bir artışla %5,93 düzeyinde tamamladı.
TÜİK tarafından açıklanan verilerin detayına indiğimizde, tıpkı Kasım ayında olduğu gibi, gıda enflasyonunun TÜFE'nin beklentilerin üzerinde gerçekleşmesinde en önemli etken olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz ay içerisinde %2,22 oranında artış kaydeden gıda fiyatları, TÜFE'yi 63 baz puan yukarı itmiş. Bu artışın önceki iki ayda kaydedilen kümülatif %5,2'lik yükselişin üzerine geldiğini not etmekte fayda var. Tüketici fiyatlarının detayları gıda fiyatlarının bu harektinde Aralık ayında asıl belirleyicinin bir kez daha, hesaplamalarımıza göre %3,5'den fazla artış kaydeden işlenmemiş gıda fiyatları olduğunu gösteriyor. İşlenmemiş gıda grubundaki bu fiyat hareketi gerek bizim öngörülerimizden, gerekse haftasonunda açıklanan İTO'nun Ücretliler Geçinme Endeksi'nin işaret ettiğinden oldukça yukarıda; ve gerçekleşen TÜFE ile bizim tahminimiz arasındaki kabaca 15 puanlık farkı açıklamak için yeterli. Aralık TÜFE rakamına en önemli negatif katkının ise, mevsimsel trendler dahilinde kolayca tahmin edilebileceği gibi, giyim fiyatlarından geldiği görülüyor. Kaydettiği %2,79'luk fiyat düşüşü ile birlikte giyim grubu TÜFE'yi 20 baz puan aşağıya çekmiş durumda. Öte yandan, Aralık ayında fiyatları gerileyen ev eşyası, sağlık, ulaştırma ve eğlence-kültür gruplarınında manşet TÜFE'den 8 baz puan daha silmiş olduğunu not edelim.
Çekirdek enflasyon göstergelerine baktığımızda ise Aralık ayında özel kapsamlı "I" endeksinin kaydettiği %0,44'lük düşüşün, yıllık çekirdek enflasyonu ardarda ikinci ayda da gerilettiğini görüyoruz. Düşük baz etkisine rağmen yıllık çekirdek TÜFE yılı, %3,84 gibi oldukça düşük bir düzeyde tamamlamış durumda. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu enflasyon görünümü, Merkez Bankası (MB)'nın baz etkisinin TÜFE'yi arttırabileceği ancak enflasyonun temel eğilimin uzunca süre düşük kalacağı görüşünü destekler bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Fakat geçtiğimiz hafta sonu yapılan vergi ayarlamaları ve yönlendirilen fiyatlardaki artışlar, her ne kadar çoğu çekirdek enflasyondan dışlanıyor olsa bile, bu eğilimin değişmesine yol açabilir. Özellikle akaryakıt grubunda yapılan ve pompa fiyatlarına yansıyan vergi artışlarının ardından gelebilecek ikincil etkilerin çekirdek enflasyonun da yönü konusunda belirleliyeci olması beklenebilir.
ÜFE ?nin detaylarına bakıldığında göze çarpan ilk gelişme ise tarım grubu fiyatlarının %1,9 oranında artmış olması. 2003 yılından bu yana en yüksek Aralık ayı gerçekleşmesi olan ve Kasım ayındaki %2,14'lük ciddi sıçrayışı takip eden bu artış, tarım enflasyonun oldukça önemli bir hızda artmaya devam ettiğini gösteriyor. Daha öncede belirttiğimiz gibi tarım fiyatlarındaki bu seyrin son aylardaki işlenmemiş gıda fiyatları artışı üzerinde etkili olduğu ve önümüzdeki aylar için halen risk teşkil etmeye devam ettiği düşünülebilir. Öte yandan imalat sanayi enflasyonunun Türk Lirası'nın ortalama %1,3 değer kaybı yaşadığı Aralık ayında sadece %0,28 oranında artış kaydetmiş olması, TÜFE cephesinde maliyet yönlü baskıların en azından işlenmemiş gıda haricindeki mal fiyatları için var olmadığına dair bir işaret olarak gözükmekte.
Bundan sonraki dönemde, yıllık TÜFE'nin artış trendini korumasını bekliyor ve baz etkilerinden öte önemli riskler öngörüyoruz. Her ne kadar Aralık ayı gerçekleşmesi gıda fiyatlarındaki hareket tarafından dikte edilmiş olsa da yıllık enflasyon da ileriye dönük beklentilerin daha da bozulmasına yol açacak bir artışa neden olmuş durumda. Öte yandan gerek yukarıda anılan ve gerçekleşecek olan fiyat artışlarının, gerekse de düşük baz etkisinin önümüzdeki aylarda yıllık TÜFE'yi %7-7,5 aralığına taşıyacak olması beklentiler açısından diğer bir handikap. Fakat bunun, Aralık ayında enflasyonda önemli bir yükseliş için uyarıda bulunmuş olan MB'nın duruşunu şu aşamada değiştirmesi beklenmemeli. Bzim görüşümüz yılı %6,7 oranında bitireceğini öngördüğümüz TÜFE'nin 2010 içindeki seyrinin Banka'yı yılın ikinci yarısında toplam 150 baz puanlık bir sıkılaştırmaya mecbur bırakbileceği yönünde.
|
|
| Sanayi Üretimi |
01.2010 |
2,20 |
|
|
|
OkuSanayi Üretimi - 01.2010Kasım Ayı Sanayi Üretimi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretimi endeksinin Kasım ayında yıllık bazda %2,2 daraldığını açıkladı. Bu gerçekleşmenin beklentilere kıyasla olumsuz bir tablo ortaya koyduğunu görüyoruz. Hatırlatmak gerekirse, piyasa Kasım ayında endeksin ortalama %2,5 oranında artacağını düşünüyorken, bizim daha temkinli olan tahminimiz %1,2 artış düzeyinde bulunuyordu. Açıklanan verinin revize olan rakamlara göre Ekim ayında sanayi üretiminin kaydettiği %6,4'lük sıçrayışın ardından geldiğini ve önemli ölçüde Kurban Bayramı'nın 2009 yılında Kasım ayına kayması sebebi ile azalan çalışma günü sayısının etkilerini yansıttığını not edelim. TÜİK bugün ayrıca ilk kez mevsimsel ve takvim etkilerinden arındırdığı serileri orjinal endeksle birlikte yayınlarken, sanayi üretiminin aylık bazda arındırılmış serilerle %0,8 yükseldiğini duyurdu. Bu yükseliş Ekim ayındaki aylık %3,2 oranındaki sıçrayışı takip ediyor. Endeksin detayına indiğimizde ise üç ana kategoriden sadece imalat sanayinin %2,8'lik küçülme ile negatif bölgede kaldığını, madencilik ve enerji üretimi gruplarının sırasıyla %0,6 ve %1,1 büyümeyi başardığını görüyoruz.
İmalat sanayine ait verilerin detayına indiğimizde ise rafineri sektörünün en önemli negatif katkı yapan sektör olduğu görülüyor. Önceki yıla göre üretiminde %12,8'lik kayıp yaşayan sektör, Kasım ayında imalat sanayi performansından 1,8 puan çalmış durumda. Her ne kadar toplam 22 alt sektörden 16 adedinde üretim kaybı yaşanmasına paralel olarak imalat sanayinde geniş tabanlı bir gerileme olduğu gözükse de, sırasıyla %11,1 ve %7,3'lük üretim azalışlarıyla imalat sanayi performansından 1,6 puanı daha silen mineral ürünler ve tekstil imalatı da diğer önemli negatif katkı yapan sektörler olarak düşünülebilir. Pozitif tarafta ise tam 16 ay sonra %13,1 ile yıllık bazda büyümeye geçen otomotiv sektörü ile uzunca bir süredir üretimini artırmayı başaran ve bu Kasım'da da çıktı miktarını %6,8 yukarı taşıyan kimyasal madde ve ürünler imalatı göze çarpıyor. Bu iki sektörün toplam imalat sanayi üretimine kümülatif katkısı 1,5 puan olmuş.
Sanayi üretimi endeksini Ana Sanayi Grupları sınıflaması bazında ele aldığımızda ise, dayanıklı tüketim malı üretiminde yaşanan terse dönüşün, ana endeksin negatif bölgeye geri dönmesinde payı olduğunu farkediyoruz. Önceki üç ayda ortalamada %9,7'lik büyüme hızı yakalayan sektörün Kasım ayında kaydettiği %7,2 oranındaki düşüş, Nisan'dan bu yana en kötü perfromans. Bir önceki ayda sırasıyla %10,9 ve %8 büyüyebilen ara malı ve dayanıksız tüketim malı sektörlerinde de belirgin bir bozulmanın olduğu kaydedilen %4 ve %1,1'lik daralmalarla ortaya çıkıyor. Şaşırtıcı olan ise %1 gibi sınırlı bir büyüme oranıyla da olsa, tek olumlu gelişmenin yıl başından beri en kötü performansı sergilemiş olan ve yatırım talebi koşullarının zayıflığına işaretr eden sermaye malları imalatında ortaya çıkması.
Bugün açıklanan sanayi üretimi verisinin ardından 2009 yılı için Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyümesi tahminimizi -%5,7 olarak muhafaza ediyoruz. Geçmiş veride herhangi bir kayda değer revizyonun yaşanmaması ve Kasım ayı gerçekleşmesinin tahminizden gösterdiği sapmanın nispeten sınırlı olması ile birlikte yılın son çeyreğinde ekonominin %3,1 ile büyümeye geçeceğini tahmin etmeye devam ediyoruz. Ayrıca, daha önce de belirttiğimiz gibi, dini bayramlarla birlikte tatillerin 2009 yılı içinde kaymış olmasının aylık datayı ciddi oranda çarpıttığı ve resmi arındırılmış serilerin daha düşük hızda da olsa aylık büyüme momentumunun korunduğuna işaret ettiği unutulmamalı. Aralık ayında ise sanayi üretim endeksinin, tıpkı elektrik tüketimi verisinde görüldüğü gibi, çalışma günü sayısında kaydedilecek önemli artış ve düşük baz etkisinin yardımıyla ciddi bir sıçrama gerçekleştirmesi olası görünüyor.
|
|
| Bütçe Dengesi |
12.2009 |
|
|
|
|
OkuBütçe Dengesi - 12.2009Para Politikası Faiz
Dün 2009 yılının sonuncu toplantısını gerçekleştiren Para Politikası Kurulu (PPK), beklendiği gibi Merkez Bankası'nın (MB) gecelik vadedeki borç alma oranını %6,5 düzeyinde sabit bıraktı. Kurul'un beklemeye geçme kararı 13 aydır süren ve Banka'nın politika faizini toplam 1025 baz puan aşağıya çeken bir parasal gevşeme döngüsünün ardından geldi. PPK ayrıca piyasalar açısından daha az öneme sahip olan gecelik vadedeki borç verme oranını da değiştirmeyerek %9 oranında bıraktı. Önceki ayda faiz indirimlerinin hızını 25 baz puana çeken PPK'nın dünkü Aralık ayı toplantısından çıkan kararının önemli bir sürpriz niteliği taşıdığını düşünmüyoruz. Son yapılan anketler bizim de dahil olduğumuz piyasa oyuncularının önemli bir çoğunluğunun PPK'nın beklemeye geçmesi yönünde tahmin bildirdiklerini gösteriyordu. Bu beklentinin oluşmasında, hem Ekim ayı sanayi üretimi gibi tahminlere kıyasla oldukça olumlu gerçekleşen büyüme cephesindeki verilerin, hem de bizzat MB'nın kullandığı dilde son raporlarında ortaya çıkan değişikliğin rolü olduğu söylenebilir.
Faiz kararı ile birlikte yayınlanan bir sayfalık duyuruda kullanılan dili ve bu metnin bir ay önceki kararla farklarını incelediğimizde, ilk göze çarpan Kurul üyelerinin iktisadi faaliyette ılımlı bir toparlanmanın başladığına yönelik tespitleri. Bu ifadenin krizin başlangıcından bu yana PPK tarafından sunulan en olumlu büyüme görünümüne karşılık geldiğini not etmekte fayda var. Ayrıca bundan önceki hemen hemen tüm kararlarda yer bulan dış talep ve yurt içi yatırım talebinin zayıf seyirlerini sürdürdüklerine yönelik cümlenin Aralık ayı karar metninden çıkarılmış olması da, MB'nın büyüme ile ilgili artık daha iyimser bir noktada olduğunun göstergesi olarak görülebilir. Bir sayfalık metinde kredi piyasalarında olumlu gelişmeler gözlenmeye başladığının Kasım ayından sonra yinelenmiş olmasının da bu çerçevede değerlendirilebileceğini düşünüyoruz. Olumsuz tarafta ise PPK'nın toplam talebe ilişkin belirsizliklerin devam ettiğinin altını çizmesinin ve istihdam koşullarının kalıcı olarak iyileşmesinin uzun zaman alacağı yönüdeki tespitlerinin bulunduğunu söyleyebiliriz.
Kurul'un dün yayınlanan kararında yer alan bir diğer önemli unsur ise Aralık ayı enflasyonu ile ilgili yapılan uyarı. PPK'nın Aralık ayında baz etkisi sebebi ile yıllık enflasyonda belirgin bir artış görülebileceğine dikkat çektiğini görüyoruz. MB tarafından gerçekleştirilen son beklenti anketinde yıl sonu TÜFE beklentisinin %6,3 ile bizim %6,2'lik öngörümüzün sınırlı bir miktar üzerinde olduğu göz önünde bulundurulursa, PPK'dan gelen bu uyarı tahminimiz için yukarı yönlü risklerin baskın olduğuna işaret ediyor. Daha önemlisi bir sayfalık karar metninin bize, MB'nın önceki raporlarında olduğu gibi, baz etkilerinin kuvvetli olduğu bir döeneme girdiğimizi hatırlatıyor olması. Ancak bu duruma karşın Kurul üyelerine göre temel enflasyon göstergelerinin seyrinde herhangi bir bozulma ufukta gözükmüyor. Orta vadede yurt içi kaynak kullanımının düşük kalacağı varsayımına dayandırdığı bu tespitiyle PPK'nın, enflasyon görünümü ile ilgili aşırı iyimser tutumunda, büyüme perofmansı konusunda daha olumlu bir duruş sergilemesine rağmen, herhangi bir değişlik olmadığını gözlemliyoruz.
PPK'nın dün yayınladığı karar metninin bono piyasası üzerindeki etkisnin hafif negatif olabileceğini düşünüyoruz. Her ne kadar Kurul faiz oranlarının uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması gerekeceği tespiti ile her geçen gün kuvetlenen ve bizim de uzun süredir dikkat çektiğimiz gelecek yılın ikinci yarısında başlayacak bir faiz artışı sürecine karşın bir taahhüt vermeye çalışmış olsa da, gevşeme eğiliminin tamamen duyuru metninden çıkmış olması bazı piyasa oyuncuları için hayal kırıklığı yaratabilir. Hatırlanacağı gibi PPK bundan önceki duyurlarında tekrarladığı, ancak dünkü metinde yer bulamayan, "para politikasının aşağı yönlü esnekliğinin uzunca bir süre korunması gerektiği" ifadesi ile gevşeme eğilimine vurgu yapıyordu. Öte yandan, önümüzdeki süreçte yaşanancak olası bir yıl sonu bilanço hareketiyle geçici olarak bir miktar gerileyebilecek piyasa faiz oranlarının, Ekim ayı ortasında başlayan yukarı yönlü eğiliminin MB'nın yukarıda vurguladığımız taahüdü ile geriye çevrilmesi oldukça zor. Gerek beklenti anketlerinin gösterdiği gibi piyasa katılmcılarının enflasyon ve politka faizi düzeyi konusunda Banka'dan daha kötümser tahminlere sahip olmasının, gerekse önümüzdeki yıl da devam edecek olan mali baskınlık gibi bazı yapısal problemlerin bono piyasası için rahatsızlık yaratamya devam edebileceği fikrindeyiz.
|
|
| TÜFE |
12.2009 |
|
|
|
|
OkuTÜFE - 12.2009Kasım Ayı Enflasyon
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından dün akşam açıklanan verilere göre tüketici fiyatları geride bıraktığımız ay içerisinde %1,27 oranında artarak ard arda ikinci kez beklentileri ciddi oranda aştı. Açıklanan TÜFE oranı hem bizim İTO verilerinin ardından %1,05 düzeyine çektiğimiz tahminimizin, hem de %0,97 düzeyinde bulunan ortalama piyasa beklentisinin önemli oranda üzerinde. Yılın ikinci en yüksek TÜFE artışına karşılık gelen bu gerçekleşme ile birlikte yıllık enflasyon ise Ekim'de gördüğü %5,08'lik tarihi dipten 45 baz puanlık bir sıçrayış ile Haziran ayından bu yana görülen en yüksek düzey olan %5,53'e ulaşmış oldu. Üretici fiyatları cephesinde ise Kasım ayında kaydedilen %1,29'luk aylık enflasyonun yine olumsuz bir süprize işaret etiğini görüyoruz. Açıklanan ÜFE oranı bizim %0,8'lik tahminimizi aşarken, ortalama piyasa beklentisi olan %0,64'ü de kabaca ikiye katlamış durumda. Son 18 ayın en yüksek seviyesinde gerçekleşen üretici fiyatları artışı, yıllık ÜFE'nin bir ay aradan sonra tekrar artış trendine dönmesine ve %1,51 seviyesinie yakalamasına yardımcı olmuş.
TÜİK tarafından açıklanan TÜFE rakamlarının ayrıntıları, tıpkı Ekim ayında olduğu gibi, artış oranına en büyük katkının gıda grubundan geldiğini gösteriyor. Kasım ayında %2,21'lik bir sıçrama kaydeden gıda enflasyonu, yaptığı 62 baz puanlık katkı ile %1,27 olarak açıklanan manşet TÜFE rakamının nerdeyse yarısını açıklıyor. İşlenmemiş gıda fiyatlarında hesaplamalarımıza göre %4'ü aşan bir yükseliş yaşanmasına paralel olarak ulaşılan bu ciddi düzey, yıllık gıda enflasyonunu da %7,40 oranına ulaştırmış. Bu durum Merkez Bankası'nın (MB) son enflasyon raporunda 2009 sonu için öngördüğü %5,8'lik yıllık gıda enflasyonunun, Aralık ayında %1 ve ya üzerinde bir fiyat düşüşü yaşanmadıkça, ulaşılamaz durumda olduğunu gösteriyor. Ancak, yüksek gelen Kasım ayı gıda enflasyonunun, İTO rakamlarının yaş meyve-sebze ve et fiyatlarında işaret ettiği yüksek artışın ardından piyasa oyuncuları açısından önemli bir sürpriz unsuru olduğunu düşünmüyoruz. Bizce esas şaşırtıcı olan, 33 baz puanla TÜFE'ye ikinci en önemli katkıyı yapan giyim fiyatlarının kaydettiği %4,55 oranındaki artış. Devam eden yeni sezon fiyat artışının geçtiğimiz yılın nerdeyse 2 puan üzerinde gerçekleşmiş olması ve yıllık giyim enflasyonunu son 1 yılın en yüksek düzeyine taşıması bizce kayda değer bir gelişme. TÜFE'nin diğer önemli katkı yapan alt gruplarının ise LPG ürünleri ve pompa fiyatlarındaki yükselişleri yansıtan ve sırasıyla %1,25 ve %0,69 oranında artan konut ve ulaştırma olduğunu söyleyebiliriz.
Kasım ayında çekirdek enflsyonun ise sadece %0.73 oranında arttığını ve yıllık artış oranının 20 baz puanlık düşüş ile %3,91 oranına gerilediğini görüyoruz. Bu durum Özel Kapsamlı "I" endeksinin dışladığı gıda, enerji, ve geçtiğimiz ay dünya piyasalarındaki harekete paralelel olarak %7,6 artış kaydeden altın fiyatlarının manşet TÜFE üzerindeki olumsuz etkisinin boyutunu gösteriyor. Ancak, çekridek göstergenin, temel TÜFE endeksinden farklı olarak yıllık artış oranının, Ekim-Kasım 2008 sürecinde %7,39 seviyesinde sabit kalmasından kaynaklanan olumlu bir baz etkisinden de faydalandığını not etmekte fayda var. Bu baz etkisinin Aralık ayından itibaren ortadan kalkmaya başlamasıyla birlikte yıllık çekirdek TÜFE'nin de yukarı yönlü bir trend izleme olasılığı olduğu fikrindeyiz.
Üretici fiyatlarının detaylarına indiğimizde ise, tarım ürünleri fiyatlarında yaşanan %2,14'lük artışın Kasım ayında ÜFE'yi tahminimizin üzerinde tutan en önemli etken olduğunu görüyoruz. Bu 2004 yılından bu yana görülen en yüksek Kasım ayı rakamı, ve yıllık tarım enflasyonunu Ağustos ayındaki düzeyinin dört katından fazla olan %8,87'ye ulaştırmış durumda. İmalat sanayinde yaşanan %1,07 düzeyindeki artışın ise beklentilerimiz paralelinde olduğunu, ve rafineri çıkış fiyatlarında yapılan %6,95'lik fiyat ayarlaması ile birlikte ay içinde Türk Lirası'nın yaşadığı ortalama %1,5'lik değer kaybının etkilerini yansıttığını söyleyebiliriz.
Beklentimiz aşan Kasım ayı verisinin ardından 2009 yıl sonu için TÜFE tahminimizi 0,3 puan arttırarak %6,2 düzeyine çekiyoruz. Bu oran MB'nın Ekim ayı sonunda yayınladığı raporda paylaştığı %5,5 seviyesindeki tahmnin önemli ölçüde aşılacağına işaret ediyor. Daha da önemlisi, Kasım ayının yıllık enflasyon oranlarında yukarı yönlü bir trendin başlangıcı olabiliceğini ve yıllık TÜFE'nin 2010 yılı içerisinde %7'nin üzerine çıkabileceğini düşünüyoruz. Öte taraftan ise, daha önce enflasyonun yalnızca baz etkisi sebebi ile geçici olarak yukarı gidebileceğini duyurmuş olan ve sadece büyüme performansına odaklanan bir tutum izleyen Banka'nın kısa vadede bir Para Politikası tepkisi vermesi pek olası gözükmüyor. Hatta kısa vadede dün gelen kredi notu artışının ardından, son PPK tutanaklarında kredi risklerinde nispi bir iyileşme şartına bağlanan politika faizlerinin geçici olarak daha düşük seviyeye çekilmesi senaryosunun MB tarafından devreye alınıp alınmayacağının takip edilmesi gerektiği görüşündeyiz. Ancak, 2010 yılı için %6,7 düzeyinde tutuğumuz TÜFE tahminmiz yukarıda değindiğimiz raporda MB tarafından sunulan %5,4'lük öngörü ile oldukça farklı. Bu farkın girmek üzere olduğumuz yeni yılın ikinci yarısında Banka'yı istemediği bir faiz artış sürecine mecbur bırakabileceği kanatindeyiz.
|
|
| Sanayi Üretimi |
12.2009 |
|
|
|
|
OkuSanayi Üretimi - 12.2009Sanayi üretimi 15 aylık bir aranın ardından geçtiğimiz Ekim ayında ilk kez pozitif bir büyüme oranı yaklayarak bir yıl önceki seviyesinin %6,5 oranında üzerine çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan sanayi üretimi endeksinin işaret ettiği bu büyüme oranı, piyasa beklentisi olan %2,1'lik daralma ve bizim daha kötümser %4'lük küçülme tahminimizle karşılaştırıldığında önemli bir olumlu sürprizin gerçekleşmiş olduğuna işaret ediyor. Yakalanan %6,5'luk bu büyüme oranının Nisan 2008'den bu yana görülen en yüksek seviye olduğunu not edelim. Öte yandan açıklanan veriler geçmiş aylardaki rakamlara ciddi bir revizyon yapılmadığını, ve üçüncü çeyrek için daha önce %8 olarak açıklanan sanayi üretimndeki düşüşün sadece %8,1'e çekildiğini gösteriyor. Endeksin altında yer alan ana 3 alt kategorinin de pozitif büyümeyi yakaladığı Ekim ayı içerisinde başı %6,6'lık artış oranı ile en önemli ağırlığa sahip olan imalat sanayi çekmiş durumda. Daha önceden açıklanan elektrik üretimi datasının da işaret ettiği şekilde kriz sonrası süreçte %6,4 ile enerji grubu ilk kez büyürken, madencilik sektörü de %5.2 ile bir ay ara vermiş olduğu büyüme sürecine tekrar geri dönmüş.
TÜİK tarafından açıklanan verinin detayına indiğimizde imalat sanayinde toplam 22 alt sektörün 16 tanesinde yıllık bazda üretim artışı yaşandığını görüyoruz. Bu sayının önceki bir kaç ay içerisinde 5 civarında seyrettiğini hatırlamakta fayda var. Bu durum imalat sanayinde yaşanan üretim artışının geniş bir tabana yayıldığının göstergesi. Yine de bu geniş tabanlı toparlanma da öne çıkan bazı sektörleri not etmek mümkün. Örneğin önceki aylardaki olumlu performansını sürdüren ve %15,2 oranında büyüyüen kimyasal madde ve ürünler grubu, %14,5 üretim artışı sağlayabilen ana metal sanayi ve geçen yıla oranla üretim miktarı %10,8 yukarıda yer alan gıda sektörü bu listenin başında gelenler. Bu üç sektörün toplam imalat sanayi üretimine katkısı bizim hesaplamalarımıza göre 4 puanı aşıyor. Olumsuz tarafta ise göze çarpan tek gelişme rafineri sektörünün yaşadığı %23'lük üretim kaybı. Bu daralmanın imalat sanayi performansından yaklaşık 3,3 puan çaldığını göz önünde bulundurursak toplam büyümeninEkim ayında çift haneye yaklaşmasını engellediğini söyleyebiliriz.
Ana Sanayi Grupları sınıflamasının da sanayi üretiminde Ekim ayında yaşanan artışın geniş tabanlı olduğunu teyit ettiği görülüyor. Sermaye malı imalatı dışında kalan tüm alt grupların pozitif büyüme oranı yakaladığı bu ayda, Aramalı İmalatı %11'lik artış ile en güçlü perfromansı sergilemiş durumda. Öte yandan KDV ve ÖTV indirimleri ile sağlanan teşviklerin Eylül sonunda tamamen geri alınmasına rağmen ard arda beşinci ayda da %7 oranında, yani Ağustos-Eylül'de görülen düşük çift haneli performansın hemen altında, büyüyebilen dayanıklı tüketim malı imalatının seyri de bizce kayda değer. Öte taraftan tüm Ana Sanayi Gruplması altında yer alan sektörler içinde, geçen seneki %15'lik daralma oranı ile, en düşük bazdan faydalanan sermaye malı imalatında yaşanan %3'lük küçülme, yatırım talebinin halen aşırı dercede zayıf olduğu görüşümüzü teyit eder nitelikte.
Bugün açıklanan sanayi üretimi verisi her ne kadar yukarı yönlü riskleri artırmış olsa da, 2009 yılı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyümesi tahminimizi -%5,5 olarak muhafaza ediyoruz. Öncelikle, döneme ait sanayi üretimi verisinde ciddi bir revizyon olmamasından ötürü, Perşembe günü açıklanacak 3. çeyrek GSYİH verisinin işaret edeceği daralma oranını hala %4 olarak bekliyoruz. Öte yandan, Ekim ayı verisinin ardından son çeyrek için beklediğimiz %3,1'lik büyüme oranı içinse ciddi olarak yukarı yönlü riskler artmış durumda. Ancak, bayram tatilinin bu yıl Ekim'den Eylül'e kaymış olmasının aylık veriyi ciddi şekilde çarpıttığını ve son çeyrekte daha kuvvetli bir toparlnmanın varlığına karar vermek için bir kaç emare daha görülmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzu belirtelim. Hatırlanacağı üzere, başta güven endeksleri olmak üzere diğer tüm öncü göstergeler bugüne kadar dördüncü çeyrekte daha zayıf bir performansa işaret etmekte. Açıklanan verinin piyasa etkisinin ise pozitif olması, ve 2009 yılı GSYİH büyümesi için -%6 civarında bulundan konsensüs görüşü bizim daha iyimse %5,5'lik tahminizie yakınlaştırması mümkün. Diğer taraftan ise, bu verinin zaten iyice zayıflamış olan, ve bizim piyasa oyuncularının çoğunluğuyla birlikte katılmadığımız, Merkez Bankası'ndan Aralık ayında gelecek son bir faiz indirimine yönelik umutları da tüketmesi beklenebilir.
|
|
| TÜFE |
11.2009 |
|
|
|
|
OkuTÜFE - 11.2009Ekim ayı içerisinde tüketici fiyatları enflasyonu Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre %2,41 oranında bir artış kaydederek beklentileri ciddi oranda aştı. Hem bizim %1,95'lik tahminimizi, hem de %1,88 düzeyinde bulunan ortalama piyasa beklentisini ciddi oranda aşan bu gerçekleşme son bir yılda kaydedilen en yüksek aylık enflasyon rakamının iki katından fazla. Ancak geçen ayki gerçekleşmenin Ekim 2008'de görülen %2,6 düzeyindeki sıçrayışın altında kalmış olması yıllık TÜFE'nin daha da gerilemesine ve %5,08 ile son kırk yılın en düşük düzeyine gerilemesine yardımcı oldu. Diğer yanda üretici fiyatları ise %0,28'lik artış ile bizim piyasa beklentisinin yaklaşık 0,2 puan altında kalan %0,85 düzeyindeki örgörümüzün de oldukça altında gerçekleşti. Yüksek baz etkisinin de yardımıyla beklentilerin altında kalan bu rakam yıllık ÜFE'nin yönünü iki aylık bir aradan sonra tekara aşağıya çevirmesine ve %0,19'a kadar gerilemesine yol açtı.
Beklentimizin oldukça üzerinde gerçekleşlen aylık TÜFE rakamına en yüksek katkıyı yaklaşık 80 baz puan ile %2,96 artış kaydeden gıda fiyatlarının yaptığını görüyoruz. Bizim tahmimizi kabaca yarım puan aşan gıda enflasyonu Ekim ayı TÜFE rakamı ile bizim tahminimiz arasındaki 45 baz puanlık sapmanın yaklaşık üçte birini açıklar durumda. İşlenmemiş gıda fiyatları tarafında %5,5 oranını aşan düzeltme beklentimizin bir miktar üzerinde olmakla beraber, bizim için asıl sürpriz %0,7'den fazla yükselen işlenmiş gıda fiyatlarının son 14 ayın en yüksek artışını sergilemesi. Sırasıyla %8,39 ve %2,12 oranında artan giyim ve konut grupları ise manşet TÜFE rakamına yaptıkları 59 ve 38 baz puanlık katkılarla sıralamada gıda fiyatlarının hemen arkasından geliyorlar. İlk grupta görülen yeni sezona bağlı mevsimsel fiyat hareketinin bizim tahminimizden yaklaşık bir puan daha yüksek olduğunu, ikinci grupta ise beklentilerimize paralel olarak %10 civarındaki elektrik fiyat artışının etkisnin gözlemlendiğini söyleyebiliriz. Aylık TÜFE rakamı ile bizim tahminimiz arasında geriye kalan farkın ise, Eylül ayı sonunda tamamen kaldırılan KDV ve ÖTV indirimlerinin ulaştırma ve ev eşyası gibi bazı alt gruplar üzerindeki etkisinin beklentilerimizi aşması nedeniyle oluştuğunu görüyoruz. Bu iki kategoride yaşanan %2'yi aşan fiyat artışları toplamda TÜFE'ye 44 baz puan katkı yaparken, bu grupların yıllık enflasyonlarında da ciddi yükselişlere yol açmış durumda.
Özel kapsamlı TÜFE göstergelerinin de Ekim ayında önceki aylara oranla oldukça yüksek artışlar sergilediğini görüyoruz. Gıda, enerji, alkol, tütün ve altın fiyatlarını dışlaması ile TÜİK tarafından yayınlanan bu göstergelerin en dar kapsamlısı olan, ve Merkez Bankası (MB) tarafından sıklıkla enflasyonun ana eğlimini analiz etmek için kullanılan "I" endeksi Ekim ayında kaydettiği %2,33'lük sıçrayış ile yıllık artış oranını %4,11'e taşımış durumda. Yıllık çekirdek enflasyonun ulaştığı bu düzey bir önceki aya göre 0,7 puan, Haziran ayında %2,98 seviyesinde görülen dibe göre ise 1,2puan yukarıda. Ancak çekirdek TÜFE'nin, ya da diğer bir deyişle "I" endeksinin, tıpkı manşet TÜFE gibi geri alınan vergi indirimlerinin olumsuz etkilerini yansıttığını not etmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.
Üretici fiyatları cephesinde ise enerji fiyatlarının üçüncü ayda da negatif bölgede kalmış olması, aylık enflasyonu beklentilerimizin altına çeken en büyük etken. Enerji grubu kaydettiği %0,24'lük düşüş ile, TÜFE'nin altındaki adaşının tam aksine, enflasyon oranını aşağıya çekmiş. Diğer yandan imalat sanayi fiyatlarının ise son üç ayın en düşüğü olan %0,16 oranında artabildiğini görüyoruz. Artışı sınırlayan en önemli etkenler, grup altındaki önemli ağırlığa sahip olan sektörlerden ana metal sanayinde faaliyet gösteren bazı şirketlerin fiyat azaltmaları sonucunda yaşanan %2,41 düşüş ile Türk Lirası'nın ay içindeki değer kazancı olarak görünüyor. Yıllık imalat enflasyonunun -%0,73 düzeyinde bulunmasının TÜFE için maliyet yönlü baskılar açısından kısmi bir rahatlık yarattığını düşünüyoruz. Ancak, gıda ve giyim eşyası imalatında yaşanan %1,32 ve %2,28'lik fiyat artışları, tıpkı bu ay işlenmemiş gıda fiyatlarında şahit olduğumuz gibi, sektörler özelinde bazı geçişkenlik baskılarının oluşabileceğinin ipuçlarını veriyor.
Dün TÜİK tarafından açıklanan ve beklentiyi aşan TÜFE rakamının, MB'nın erken uyarılarına rağmen, bono piyasasındaki olumsuz havaya katkıda bulunma olasılığı olduğunu düşünüyoruz. Ancak yine de bu gerçekleşmenin Banka'nın son enflasyon raporunda ortaya koyduğu baz senaryoda öngördüğü daha ölçülü adımlarla sınırlı bir miktar daha politika faizinde düşüş politikasında bir değişiklşiğe yol açması şu anda beklentimiz dahilinde değil. Bu noktadan sonra kritik olanın, son bir kaç haftadır şahit olduğumuz üzere bono piyasasının uzun vadeli risklere MB'nın sunduğu kısa vadeli fırsatlara oranla daha fazla ağırlık vermesi eğiliminin sürüp sürmeyeceği olduğunu düşünüyoruz. Bu risklerin başlıcalarının ise enflasyonun Ekim ayında ulaştığı dip noktayı takiben son günlerin haber akışında yer alan zam ve vergi ayarlamaları haberlerinin de işaret ettiği şekilde bir yükseliş eğilinie girmesi, daha da artacak borç yükü ve mali baskınlık, ve İMF çıpasının eksikliği olduğu fikrindeyiz.
|
|
| Sanayi Üretimi |
11.2009 |
|
|
|
|
OkuSanayi Üretimi - 11.2009Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretim endeksinin Eylül ayında beklentileri aşarak yıllık %8,6 oranında daralma kaydettiğini açıkladı. Bu oran, hem ortalama piyasa beklentisi olan -%7,6'dan, hem de bizim daha iyimser olan %7'lik küçülme tahminimizden daha kötü bir tabloya işaret ederken; sanayi üretimindeki düşüş sürecinin, 2001 krizinde tanık olunan on üç aylık periyodu da aşarak, on dört aya ulaşmasına neden oldu. Başka bir söyleyiş ile Eylül, sanayi üretim endeksinin önceki yıldan gelen negatif baz etkisine rağmen ard arda yıllık olarak daraldığı ikinci aya karşılık geliyor. Bu durumun oluşmasında bu yıl Ekim'den Eylül ayında kayan bayram tatilinin yarattığı iş günü kaybının önemli rolü olduğunu düşünüyoruz. Böylece sanayi üretimi endeksinin altında yer alan tüm grupların performansı Ağustos ayına göre kötüleşmiş. Örneğin %9,3 oranında küçülen imalat sanayi üretimi bir evvelki %7,1'lik düşüşe göre 2 puandan fazla kayıp yaşarken, enerji ve madencilik sektörleri de yaşadıkları %4,1 ve %6,4 oranındaki küçülme oranları ile Ağustos gerçekleşmelerine kıyasla daha kötü bir performans sergilemişler.
Açıklanan verinin detaylarına indiğimizde rafineri sektöründe %31'e ulaşan üretim kısıntısının açıklanan sanayi üretimi rakamı ile bizim tahminimiz arasındaki farkın en önemli nedeni olduğunu görüyoruz. Üretim düzeyi olarak Temmuz ayındaki zirvesinden yaklaşık %15 aşağıda bulunan sektörün Nisan ayından bu yana yaşadığı en sert yıllık düşüş, imalat sanayi üretiminden yaklaşık 4,5 puan çalmış durumda. Endekste önemli ağırlığa sahip diğer sektörlerden imalat sanayi büyümesine negatif katkı yapanlar arasında gıda, mineraller, ana metal ve otomotiv sektörleri geliyor. Yıllık daralma hızları %10-15 arasında değişen bu sektörler toplam imalat sanayi performansını 4,3 puan daha aşağıya çekerken, ana metal sanayi hariç geriye kalanlarının Ağustos ayından daha yüksek hızda daralma kaydettiğini de not edelim. Aslında imalat sanayi altında yer alan toplam yirmi iki alt sektörden ön dört tanesinde daralma hızı Eylül'de artışa geçmiş durumda. Olumlu tarafta ise, tıpkı önceki dört ayda olduğu gibi, kayda değer pozitif katkı yapan tek sektörün kimyasal madde ve ürünler imalatı olduğunu görüyoruz. Sektör kaydettiği %7,1'lik büyüme oranı ile toplam imalat sanayine 0,7 puan olumlu katkıda bulunmuş.
Eylül ayı sanayi üretim verileri, vergi indirimleri sona ermeden hemen önce dayanıklı tüketim malı üretiminde yaşanan canlanmanın %10,1'lik artışla devam ettiğini gösteriyor. Bu oranın Ağustos'ta görülen %11,5'lik tepe noktaya azalan iş günü sayısı ve yüksek baz etkisine rağmen oldukça yakın olduğunu not etmekle beraber, ileriki aylarda vergi indirimlerinin sona ermesinin getireceği bir ivme kaybının çok da şaşırtıcı olmayacağı fikrindeyiz. Ana Sanayi Grupları sınıflamasında yer alan diğer tüm grupların ise Eylül ayında yine daralmaya devam ettiği ve her birinin performansının Ağustos ayından daha zayıf olduğu göz önünde bulundurulması gereken bir faktör. Özellikle ara malı ve sermaye malı imalatında yaşanan %8 ve %18,2'lik kayıplar, yakın süreçte ne mutlak anlamda ciddi bir üretim artışının ne de yatırım talebinde en ufak bir kıpırdanışın görülemeyeceğinin habercisi olarak algılanabilir.
Bugün açıklanan Eylül ayı verisinin ardından üçüncü çeyrek sanayi üretimi daralma oranının %8'e ulaşması ile beraber Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) tahminlerimizde ufak çaplı bir revizyona gidiyoruz. Sanayi sektörünün bu dönemde beklentimizden kısmen daha kötü bir performans göstermesi nedeni ile daha önce %3,1 düzeyinde öngördüğümüz 3. çeyrek GSYİH daralmasını şu aşamada %4 seviyesinde bekliyoruz. Ancak halen yılın son çeyreğinde kuvvetli baz etkisinin de yardımı ile hem sanayi üretiminin hem de GSYİH büyümesinin pozitif olarak gerçekleşmesini beklediğimiz için 2009 yılı daralma tahminimizi ufak bir revizyon ile %5,5 düzeyine çekiyoruz
|
|
| Bütçe Dengesi |
10.2009 |
|
|
|
|
OkuBütçe Dengesi - 10.2009Son Gelişmeler
Bloomberg tarafından Anadolu Ajansı'na dayandırılarak aktarılan bir habere göre hükümet İMF ile 25 ila 30 milyar SDR arasında bir kaynak kullanımını kapsayacak olan bir anlaşmayı tartışmak için yüz yüze görüşme talebinde bulunmuş ve bununa ardından acil bir cevap bekler durumda. Haberin ve anılan miktarın kaynağı belirli olamakla beraber söz konusu rakamların bugün yerel basında yer alan 45 milyar doalrlık haberle örtüştüğünü görüyoruz. Eğer doğru ise, İMF heyeti ile yeniden görüşmelerin başlatılması yönünde iletilen talep bizim açımızdan bu haberin daha önemli ve olumlu tarafını teşkil ediyor. Hatırlanacağı gibi Fon ile müzakereler uzunca bir süredir durudurulmuş ve teknik heyetin Türkiye'ye daveti oluşan beklentilere rağmen halen gerçekleşmemiş durumda. Hafta başından bu yana haber akışında gözlenen değişikliğin olası bir anlaşmaya yönelik beklentileri artıran bir seyir izlediğini düşünüyor, ancak bu olasılığın gerçekleşmesi açısından daha da yapıcı bir tutum sergileyebilmek için hükümet ya da IMF cephesinden bu konuda resmi bir beyanın gelmesinin gerekli olabileceğini düşünüyoruz.
Gerçekleşmesi durumunda, böyle bir anlaşmanın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi konusunda, MB Başkanı tarafından dün dile getirilen %3 civarındaki düşük hızlı bir büyüme performansının aşılmasında rol oynayabileceği görüşüne katılıyoruz. Anılan miktardaki bir kaynağın sağlanması %3,5 civarında bulunan 2010 GSYİH büyüme hızı tahminimizi %5 seviyesinin üzerine taşıyacaktır. Öte yandan, açıklanan Orta Vadeli Program'ın IMF tarafından desteklenmesi anlamına gelebicek bu anlaşma Program'ın kredibilitesinin yükselmesine katkıda bulunacak, ve geçtiğimiz haftalrda Türkiye'nin kredi görünümünü olumlu yönde revize eden uluslararası dercelendirme kuruluşlarından ileriki süreçte gelecek bir not yükselişinin önünü açabilecektir. IMF kaynaklarının varlığı Hazine'nin yıl başından bu yana düzenli şekilde %100'ün üzerinde tuttuğu iç borç çevirme rasyosunda ciddi bir düşüş sağlayacak, bununla paralalel şu anda %8'in de altında bulunan piyasa faizi oranlarının üzerindeki ciddi yukarı yönlü risklerin kısmen azaltılmasına yardımcı olabilecektir.
Sonuç olarak, bu hafta başına kadar yaptığı açıklamalarla IMF anlaşmasının artık "A planı" olmadığı yönünde açık mesajlar veren Hükümet'in tutumunda bir değişim olduğuna dair emarelerin arttığını görüyor, bu sürecin kaynak kullanımı içeren bir Stand-by Düzenlemesi ile sonuçlanmasının ise olumlu etki yapacağını düşünüyoruz. Ancak, şu ana kadar yayınlanan haberler ve yapılan açıklamaların bu anlaşmaya kesin ulaşılacağına dair bir çıkarım yapılabileceği fikrinde de değiliz.
|
|
| Merkez Bankası Politika Faizi |
10.2009 |
|
|
|
|
OkuMerkez Bankası Politika Faizi - 10.2009Para Politikası Kurulu Faiz Kararı
Yılın onuncu toplantısı için bir araya gelen Para Politikası Kurulu (PPK) Merkez Bankası'nın (MB) aynı zamanda politika faizi olan gecelik vadedeki borç alma oranını %6,75 oranına düşürdü. Daha önceki %7,25 oranına göre 50 baz puanlık bir indirime karşılık gelen bu oranın, piyasa katılımcılarının tahminlerinin 25 ila 50 baz puan arasında eşit şekilde dağıldığını göz önünde bulundurursak, beklentiyi kısmen karşıladığını söyleyebiliriz. Bizim 25 baz puanlık tahminimizi aşan bu son indirimiyle PPK'nın son bir yıl içerisinde gerçekleştirdiği toplam gevşemenini miktarı ise toplam bin baz puana ulaşmış oldu. Komite ayrıca dünkü açıklamasında Türk Lirası zorunlu karşılık oranlarında sınırlı da olsa bir indirim yapılacağının sinyalini verirken, bu sabah Resmi Gazetede bu oranın %6'dan %5 oranına düşürüldüğü duyuruldu.
PPK tarafından faiz kararı ile birlikte yayınlanan bir sayfalık duyuru, MB'nın büyüme görünümü ile ilgili pozisyonunda ciddi hiç bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Dış talep ve yurt içi yatırım talebinin zayıf görünümü sürdürdüğünü bir kez daha vurgulayan kurul üyeleri, iç tüketim talebinde yılın ikinci çeyreğinde izlenen güçlü seyirin zayıflayacağı öngörülerini yinelemişler. Bu duruş Kurul'un uzun süredir muhafaza ettiği iktisadi faaliyette gözlenmekte olan toparlamanın yavaş ve kademeli olacağı fikrinin bir kez daha altını çizmesine neden olmuş. Eylül ayındaki toplantının karar metnine kıyasla büyüme görünümü konusunda gerçekleşen tek ifade değişikliği istihdam cephesinde. PPK'ya göre sınırlı da olsa bir iyileşmeye işaret eden istihdam verilerinin, bu durumun kalıcı bir toparlamaya işaret edip etmediğinin anlaşılması için bir süre takip edilmesi gerekiyor. Bu ifadenin dün açıklanan istihdam verilerine refere ettiğini ve para politikası otoritesinin de bizim gibi yıllık bazda toplam istihdamın 364 bin kişi arttıığı tarım sektörünün getirdiği göreceli iyileşmeye şimdilik mesafeli durmayı tercih ettiğini düşünüyoruz.
Önümüzdeki aylarda para politikasının izleyeceği patika hakkında ise dün açıklanan karar metni önemli ipuçları içeriyor. Veri ve gelişmelere bağlı olarak gelecek toplantıda faiz indirimlerinde bir yavaşlamanın gündeme alınabileceğini ifade eden PPK, piyasa katılımcılarının en azından yarısı tarafından beklenen 25 baz puanlık adımların önümüzdeki aydan itibaren devreye gireceğinin sinyalini açıkça vermiş durumda. Bir yıldır sürdürdüğü faiz indirimlerinin yardımıyla ilk kez kredi piyasalarında olumlu gelişmeler gözlediğini bildiren Kurul'un, aynı zamanda indirim hızında yavaşlama sinyali vermiş olması ile bu durumun önümüzdeki dönemin gidişatını yansıtacağını düşündüğü de söylenebilir. Ancak, PPK'nın, önceki tüm duyurularında olduğu gibi, küresel ekonomik problemler ve toparlanmanın gücüne ilişkin belirsizlikler nedeni ile para politikasının aşağı yönlü esnekliğini uzunca bir süre koruması gerektiği ifadesini dünkü karar metninde de tekrarladığını görüyoruz. Gevşeme eğilimi üzerindeki bu vurgunun karar metninde halen muhafaza ediliyor olması ise PPK'nın bir yılı aşacak olan indirim döngüsünü Kasım'da da sonlandırmamak niyetinde olduğunun bir işaretçisi.
Özetle, dün açıklanan karar ile PPK'nın politika faizini şu anda piyasada konsensüsü teşkil eden %6,5 oranının da altına taşıma niyetinde olduğunun görüldüğü fikrindeyiz. Her ne kadar daha önce belirttiğimiz gibi piyasa katılımcıları dünkü indirimin miktarı konusunda farklı fikirlere sahip olsalarda, bizim de katıldığımız ortak kanı kalan parasal gevşeme miktarının 75 baz puan olduğu yönünde idi. Ancak, PPK'nın Kasım'da da durmaycağının sinyalini vermiş olması sonrasında bu miktarın aşılacağını düşünüyoruz. Yeni tahminimiz, global risk iştahında ciddi bir terse dönüş yaşanmadıkça, parasal gevşemeninin 25 baz puanlık adımlarla politika faizini 3 ay içerisinde %6'ya çekmesi. Bu durumun mevcut ileriye dönük enflasyon beklentileri ile beraber ele alındığında %1'in altına gelmiş olan reel politika faizinin sıfırlanması anlamına geleceğini belirtelim. Son günlerde kalıcı olarak %8 seviyesinin altına gecmekte zorlanan piyasa faizlerinin ise parasal gevşeme döngüsünün uzayan ömrünü kutlayarak %7,5 seviyesine hareketlenmesi mümkün. Ancak, MB'nın telkinlerinin aksine gelecek sene içerisinde politika faizlerinin yılın ikinci yarısından başlayarak yükseltileceği fikrimizi sürdürüyor, bunun daha önce öngördüğümüz toplam 150 baz puanlık sıkılaştırmayı da aşabileceğini düşünyoruz.
|
|
| ÜFE |
10.2009 |
|
|
|
|
OkuÜFE - 10.2009Cuma günü seans kapanışı ile berbaber açıklanan Eylül ayı enflasyon gerçekleşmeleri tüketici fiyatlarının ard arda ikinci kez beklentilerin oldukça altında bir yükseliş kaydettiğini gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından duyurulan verilere göre %0,39 oranında artan TÜFE, %0,76 seviyesinde bulunan piyasa beklentisinin kabaca yarısında kalırken, bizim bir miktar daha iyimser olan %0,65'lik tahminimizin de altında açıklanmış oldu. Eylül gerçekleşmesi ile beraber yıllık TÜFE ise Ağustos ayına göre 6 baz puanlık bir düşüş kaydederek %5,27 seviyesine kadar geriledi. Bu oranın Mayıs ayında görülen %5,24'lük rekor düşük seviyeden çok da farklı olmadığını ve Merkez Bankası tarafından Eylül ayı sonu için belirlenen belirsizlik aralığının alt sınırının ise nerdeyse 125 baz puan aşağısında kaldığını belirtelim. Üretici fiyatları cephesinde ise %0,62 olarak açıklanan Eylül ayı artış oranının, %0,57 seviyesinde bulunan ortalama piyasa tahmini ile oldukça yakın olduğunu görüyoruz. Bizim konsensüse göre daha düşük olan %0,45 düzeyindeki tahminimizi sınırlı da olsa aşan ve son 3 ayın en yüksek gerçekleşmesine karşılık gelen bu aylık artış oranı, yıllık ÜFE'nin Mart ayından bu yana ilk kez %0,47 gibi sınırlı bir oranla da olsa pozitif bölgeye geçmesine yardımcı olmuş durumda.
Giyim fiyatlarının kaydettiği %1,01 oranındaki düşüşün, aylık toplam artışı nredeyse 0,1 puan aşağı çekerek TÜFE'nin bizim beklentilerimizin altında kalmasının ardındaki en önemli neden olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz ayki bu gerçekleşme, tüketici fiyatları serisinin başlangıcı olan 2003 yılından bu yana ilk kez bir Eylül ayında giyim fiyatlarının gerilediğini gösteriyor. Bizim söz konusu alt grup için beklediğimiz %1 oranındaki yükselişle beraber ele alındığında bu durumun manşet TÜFE'yi bizim tahminimizin yaklaşık 15 baz puan altına ittiğini söylebiliriz. Diğer piyasa katılımcılarının tahminleri göz önnüde bulundurulduğunda da en büyük süprizin bu gruptan kaynaklamış olduğu fikrindeyiz. TÜFE'nin alt detaylarında göze çarpan bir diğer olumlu sürpriz ise Ramazan ayına rağmen gıda fiyatlarında kaydedilen %0,21 oranındaki sınırlı artış. Bunun mevcut seri içerisindeki en düşük Eylül ayı gıda enflasyonu olduğunu ve Perşmebe günü İTO tarafından açıklan Ücretliler Geçinme Endeksi içerisinde yer alan gıda harcamaları grubundaki hareketlenmeyi takip etmediğini not etmekte fayda var. Özellikle işlenmiş gıda enflasyonun negatif bölgede kalması bu yorumumuzu destekler nitelikte. Geriye kalan diğer alt grupları incelediğimizde ise aylık enflasyona en büyük katkıyı kaydettiği %0,63'lük artışın ardından 12 baz puanla konut grubunun yaptığını, %2,35 oranında artan eğlence ve kültür fiyatlarının ise geçtiğimiz ayın tek olumsuz sürprizini gerçekleştirdiğini görüyoruz.
TÜİK tarafından yayınlanan özel kapsamlı TÜFE göstgergeleri vasıtası ile takip etmeye çalıştığımız çekirdek enflasyonun, düşüş yönündeki eğilimini Eylül ayında da sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Merkez Bankası (MB) tarafından da sıklıkla refere edilen, ve gıda, enerji, alkol, tütün, altın fiyatlarını dışlayan "I" endeksinin yıllık artış oranı %3,37 ile son 3 ayın en düşük seviyesinde. Eylül ayında geçtiğimiz yılın yarısına denk gelecek şekilde sadece %0,36 oranında artan endeksin, yıllık artış oranındaki gerileme son iki ayda 40 baz puana ulaşmış durumda. Aslında aynı seyrin "A" endeksi hariç diğer tüm özel kapsamlı TÜFE göstergeleri tarafından takip edildiğini söylemek mümkün. Ancak kaydettiği %0,6 oranındaki artışın ardından, giyim eşyaları da dahil olmak üzere tüm mevsimlik ürünleri dışlayan bu endeksin yıllık enflasyonun 20 baz puanın üzerinde bir artışla Mayıs ayından bu yana ilk kez %5'in üzerine çıkmış olması, çekirdek enflasyonun düşüşünde normal mevsimsel kalıpların dışındaki fiyat hareketlerinin oldukça etkili olduğuna işaret ediyor.
ÜFE'nin detaylarına indiğimizde ise en önemli ağırlığa sahip olan imalat grubunda, rafineri çıkış fiyatlarında gözlenen %1,79'luk düşüşe rağmen, fiyatların %0,65 ile beklentilermizin bir miktar üzerinde yükseldiğine şahit oluyoruz. Eylül ayı için yayınlanan üretici fiyatları istatistiklerine göre imalat grubunun altında yer alan toplam 22 alt sektörün içerisinde fiyat artışına gidenlerin sayısının 16'ya ulaştığını görüyoruz. Bu durum imalat grubundaki yıllık enflasyonu 140 baz puanlık bir sıçrama ile -%0,94'e kadar taşımış durumda. Yıllık imalat enflasyonunun, baz etkisiyle de beraber, tekrar pozitif bölgeye doğru hareketlenmesinin beklentilerimiz dahilinde olduğunu ve bunun henüz tüketici fiyatları cephesinde geniş tabanlı maliyet yönlü bir baskıya dönüşmesini beklemediğimizi belirtelim. Ancak, ana metal sanayindeki %2,73 oranındaki sıçrama ile beraber imalat fiyatları artışında başı çeken gıda ve içeçecek üretimindeki %1,72'e varan yükselişin, ileride işlenmiş gıda fiyatlarındaki seyri terse çevirmesi mümkün.
Önümüzdeki süreç gözönünde bulundurulduğunda, gerçekleştirilen %10'lük elektirik fiyat artışı ve tamamen geri alınan vergi indirimlerinin ardından Ekim ayında uzunca bir süredir görmediğimiz oranda, %1,8-%2 civarına ulaşabilecek yüksek bir TÜFE gerçekleşmesnin mümkün olduğunu düşünüyoruz. Fakat bu oranın her halükarda 2008 Ekim'inin %2,60'lık muazzam artışının altında kalacak olması yıllık TÜFE'nin yeni bir rekor düşük seviyeye gerilemesine yol açacak. Her ne kadar bu, çok büyük ihtimalle yıllık enflasyonun dip yapacağı nokta olsa da, bono piyasasının şu aşamada gelecek döneme ait enflasyon görünümü ile yakından ilgilendiğini söylemek zor. Hatırlanacağı gibi Perşembe günü MB piyasadaki yaygın kanaatin aksine faiz indirimlerine Ekim ayından sonra da devam edeceğinin sinyalini net bir şekilde vermiş biz de sene sonu politika faizi tahminmizi %6,5 seviyesine çekmiştik. Bu görünüm içersinde Cuma günü yayınlanan enflasyon verilerinin, bugün ve yarın gerçekleştirilecek olan toplam 5 adet hazine ihalesinin atlatılmasının ardından piyasa faiz oranlarının %8 bileşik seviyelerine doğru yeni bir harket başlatması için iyi bir mazaret olabileceğini düşünüyoruz.
|
|
| TÜFE |
10.2009 |
|
|
|
|
OkuTÜFE - 10.2009Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti
Para Politikası Kurulu (PPK) tek başına kredi arzındaki iyileşmenin faiz indirimlerini sonlandırmak için yeterli olmayacağınıu duyurdu. Merkez banaksı tarafından dün yayınlanan Eylül ayı PPK özetine göre kurul üyeleri enflasyonun ana eğliminin düşük eğlimini sürdürmesini, büyümenini ise kaynak kullanımının uzunca süre potansiyelin altında kalacak olması nednei ile yavaş ve kademeli bir toparlanma göstereceğini beklemektedirler. Tüketici kredisi faizlerinde başlayan istikrarlı düşüşün önümüzdeki dönemde kredi kanalının toplam talebe olan desteğinin artmasına neden olacağını savunan PPK'ya göre bu durum indirimlerin sonlandırılması için yeterli değil. Ancak toplantı tutanaklarına göre Kurul indirimlerin yavaşlamasını ve veri akışına göre esnek bir politika izlenmesini gündeme almış. Öte yandan PPK, küresel risk iştahının artmaya devam etmesi ve ya OVP'de öngörülen tutarlı çerçevenin mali disiplini sağlamlaştıracak düzenlemelerle desteklenmesi durumunda indirim sürecinin daha da uzayacabileceğine dair de sinyaller vermiş durumda. PPK'ya göre birinci olası gelişme portföy kanalı ile ithal mal fiyatlarını düşürerek enflasyonun hedefin daha da belirgin şeilde altında kalmasına yol açabilecekken, ikinci durumda ise Türkiye'nin kredi riskindeki iyileşme devam edecek. Açıklanan PPK tutankları ile Merkez Banaksı'nın genel piyasa algısının aksine faiz indirmlerini Ekim ayında sonlandırmak gibi bir niyetinin olmadığı sinyalini vermeye çalıştığını düşünüyoruz. Önümüzdeki çeyrekte PPK'nın 25'er baz puanlık daha ölçülü indirimlerle Banka'nın politika faizini %6.5 oranına çekmesini bekliyoruz.
|
|
| Sanayi Üretimi |
10.2009 |
|
|
|
|
OkuSanayi Üretimi - 10.2009Sanayi üretimi endeksi Ağustos ayında piyasa beklentisine oranla bir nebze daha kötü olan %6,3 oranında bir daralma kaydetti. Böylece Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bu sabah bildirilen daralma oranı -%5,7'lik piyasa beklentisi ile bizim biraz daha karamsar olan -%7,0'lik tahminimizin kabaca orta noktasında gerçekleşmiş oldu. Açıklanan verilere baktığımızda, geçen yıldan gelen negatif baza rağmen, sanayi sektörünün ard arda 13. ayda da üretim kaybı yaşadığı görülüyor. Öte yandan geçmiş datada yapılan ufak revizyonlar sonrasında ise Temmuz ayına ait sanayi üretimi yıllık daralma oranı, daha önce bilidirilen %9,2'ye kıyasla göz ardı edilebilecek bir iyileşmeye işaret eden %9,0 seviyesine çekilmiş. Ağustos ayında yıllık endeksin yıllık düşüş hızının geçen Eylül ayından bu yana en düşük seviyeye gerilemesi ve Temmuz ayındaki sınırlı revizyonun ardından yıl başından bu yana kaydedilen ortalama daralma hızının bir önceki %17,2'den %15,9'a kadar gerilemesine yol açmış. Endeksin içinde en önemli ağırlığa sahip olan imalat sanayi toplam üretim kaybına %7,2'lik düşüşle bir kez daha öncülük ederken, enerji sektörünün kaydettiği %3,2 oranındaki gerileme ile ona eşilk ettiği Ağustos ayında, madencilik üretimi sınırlı %0,6'lık artışı ile ard arda ikinci ayda da pozitif bölgede kalmayı başarmış.
İmalat sektörüne ait verinin alt detaylarına indiğimizde, düşüş oranında başı %29,8'lik gerileme ile rafineri sektörünün çektiğini görüyoruz. Toplam imalat sanayi büyümesinden yaklaşık 4,3 puanı silen bu gerçekleşme, sadece Temmuz ayındaki %19,7 düzeyindeki düşüşe kıyasla önemli ölçüde bir kötüleşmeye işaret etmekle kalmayıp, aynı zamanda Nisan ayından bu yana sektörün en zayıf performansını gösterdiğini bize söylüyor. Daralmaya olumsuz anlamda katkı yapan diğer sektörlerden öne çıkanlar ise, imalat perfomansından toplamda 3,2 puan daha çalan ana metal, giyim eşyası ve metalik olmayan mineral ürünleri. Bu üç faaliyet kolunun daralma hızları sırası ile %17,8, %16,5 ve %10,8 seviyesinde bulunuyor. Kimyasal madde ve ürünler imalatı ise bir kez daha toplam imalat sanayi üretimine kayda değer pozitif katkı yapan tek sektör olma konumunu, üçüncü ay arda arda hızlanan büyüme performansı ile korumuş durumda. Ağustos ayında sektörün üretim miktarında %7,2 seviyesinde kaydedilen artışın, Haziran-Temmuz aylarında kaydedilen ortalama %4'lük büyümenin önemli ölçüde üzerinde olması bu performansı sağlamış. Son olarak, yine olumlu tarafta, önemli ağırılığa sahip bir diğer sektör olan otomotivdeki daralma hızının, baz etkisinin yardımıyla da olsa, on ay aradan sonra ilk kez tek haneye düşmüş olmasını sayabiliriz. Ağustos ayında açıklanan %4,7'lik üretim kaybının, hem Temmuz'daki %27,3'le, hem de ilk yedi aydaki ortalama %46.4'lük daralmayla karşılaştırıldığında göreceli bir toparlanma işaretçisi olabileceği fikrindeyiz.
TÜİK tarafından yayınlanan verilerin detayından çıkardığımız diğer bir sonuç ise yatırım talebinin ciddi derecedeki zayıf seyrinin devam ettiği yönünde. Ana Sanayi Grupları sınıflamasına göre sermaye malı üretimi %15,8 düzeyindeki düşüşü ile daralmada başı çekmeyi sürdürmüş. Her ne kadar Temmuz ayındaki daralmaya oranla 7 puandan fazla bir düzelmeye işaret ediyor olsa da geçen yıldan gelen negatif baz etkisini göz önünde bulundurduğumuzda, bunun önemsenecek bir toparlanmaya işaret ettiğini düşünmüyoruz. Olumlu tarafta yer alan dayanıklı tüketim malları üretiminin kaydettiği %11,5 oranındaki sıçramanın ise, geçtiğimiz ay sonunda tamamen sona eren vergi indirimlerinin desteğini alan sektörün tükenen stoklarını sınırlı da olsa yenileme çabasını yansıtma ihtimali var.
Genel olarak Ağustos ayı sanayi üretimi verilerinin ekonomik performansın üçüncü çeyrekte çok da parlak olmadığını bir kez daha hatırlattığını görüyoruz. Bunun düzeltilmiş serilerle çeyreklik bazda bir önceki dönemde görülen büyümeyi tekrar terse çevirmesi de ihtimal dahilinde. Ancak, tüm ağırlığyla devreye girecek düşük baz etksinin de yardımıyla beraber, büyüme performansında dördüncü çeyrekte bir toparlanma öngörüp yıllık büyüme hızının bir senenin artından tekrar artıya geçebileceğini düşünüyor, böylece ortalama beklentiye göre sınırlı da olsa iyimser kalan %5,3'lük 2009 GSYİH daralma tahminimizi muhafaza ediyoruz. Öte yandan önümüzdeki aylar içinde gevşemeyi sürdürme eğilimini Merkez Bankası'nın açıkça ifade etmesinin ardından, bugünkü sanayi üretimi gerçekleşmesinin para politikası açısından yeni bir haber niteliği taşımadığı fikrindeyiz.
|
|
| Merkez Bankası Politika Faizi |
09.2009 |
7,25 |
0,50 |
|
|
OkuMerkez Bankası Politika Faizi - 09.2009Para Politikası Kurulu (PPK) dün akşam gerçekleştirdiği aylık olağan toplantısının ardından bizim ve piyasanın beklentilerine paralel olarak gecelik vadedeki borç alma oranında 50 baz puanlık bir inidirime gitti. PPK'nın beklentiler dahilnide gelen bu 50 baz puanlık hamlesi Merkez Bankası'nın (MB) politika faizini yeni bir rekor düşük seviye olan %7,25'e çekmiş oldu. Bu düzey 11 aydır süren parasal gevşeme döngüsünün başındaki %16,75 oranı ile kıyaslandığında gerçekleştirilen toplam indirim miktarının 9,5 puana eriştiği gözüküyor. Kurul dün yayınladığı karar ile ayrıca Banka'nın gecelik vadedeki borç verme oranında da 50 baz puanlık bir indirime giderken, bu oranın politika faizine olan 250 baz punalık spreadini bir kez daha korumuş oldu. Öte yandan bu 50 baz puanlık indirim ile MB'nın gecelik borç verme oranı 9,75%'e gerileyerek ilk kez tek haneli seviyelerde açıklandı.
Kurul'un dün akşamki toplantısının ardından yayınladığı bir sayfalık karar metnine baktığımızda en çarpıcı değişikliğin 2008 Kasım'ından bu yana sürdürülen faiz indirimlerinin kredi piyasaları üzerinde etkisini göstermeye başlayacağı şeklindeki tespit olduğunu görüyoruz. Bu öngörüsünü küresel risk algılarındaki iyileşmenin sürdülmesine bağlayan PPK, uzunca süredir ilk kez bir karar metninde finasal koşullarda süregelen ek sıkılıktan bahsetmemiş. Bunun son zamanlarda bankaların kredi faizi oranlarında, özellikle de konut segmentinde, gerçekleştirdikleri düşüşün bir yansıması olduğunu düşünüyoruz. Öte yandan dün açıklanan kurul kararında önceki aylara göre göze çarpan tek değişiklik bu değil. PPK kısa vadede ölçülü faiz indirimlerine devam edilmesinin gerekçeğine dair ifadeyi karar metninden çıkarmış durumda. Kurul üyeleri bu kez faiz indirimlerinin büyüklüğünün ve ne kadar süreceğinin iktisadi faaliyetteki toparlanma hızına bağlı olacağını belirtmeyi tercih etmişler. Yine karar metninde ilk kez yer alan ve çarpıcı olan bir diğer yeni ifade ise, risk priminde gözlenebilecek ilave iyileşmeye bağlı olarak indirimlerin daha uzun sürmesinin söz konusu olabileceği. Bu cümlenin vurgladığı risk primi azalışının önceki gün açıklan Orta Vadel Program'dan çok olası bir IMF anlaşmasına refere ettiğini düşünüyoruz.
PPK'nın büyüme görünümü ile ilgili yaptığı değerlendirmelere baktığımızda ise üçüncü çeyrek büyüme performansı ile ilgili olumsuz tutumunun sürdüğünü ancak son yayınlanan enflasyon raporundan daha karamsar bir noktada olmadığını söyleyebiliriz. Her zaman olduğu gibi dış talebin zayıf seyrine ve iç yatırım talebinde süregelen gerilemeye dikkat çeken PPK, iç tüketim talebi ile ilgili ise önceki açıklamalarına göre daha keskin bir yorumda bulunmuş. Tüketim talebinin yılın ikinci çeyreğinde kayda değer bir yükseliş yaşadığı tespitinde bulunan Kurul üyerlerine göre bundan sonraki performansın izleyeceği seyir daha zayıf olacak. Bu PPK'nın daha önce kullanmayı tercih ettiği tüketim talebindeki toparlanmanın gücüne dair belrisizlikler olduğuna yönelik söyleme kıyasla daha olumsuz bir duruşa işaret ediyor. Bu görünüm içerisinde, PPK'nın büyüme performansında yavaş ve kademeli bir toparlanma beklemeye devam ettiğini görüyoruz. Enflasyon cephesinde ise düşük seyirin uzunca bir süre devam edeceğini tekrar edip aslında yeni hiç bir şey söylemeyen PPK, bizce enflasyon görünümünün halen birincil önceliği olmadığının ipuçlarını veriyor.
Dün açıklanan karar metni ile beraber parasal gevşeme sürecinde sona bir adım daha yaklaştığımızı düşünüyoruz. PPK reel politika faizini %1,1 oranına çeken bu muazzam indirim döngüsünde niyahet kredi piyasalarının canlanmasına yönelik bir umut taşımaya başlamış durumda. Her ne kadar bir sayfalık karar metni MB'nın halen üçüncü çeyrek büyüme performansı ile ilgili karamsar olduğunu teyit etse de, yukarda değindiğimiz kredi piyasası ile ilgili öngörüsü de dördüncü çeyrek için daha olumlu olduğu şeklinde yorumlanabilir. Öte yandan, dünkü duyuruda para politikasının aşağı yönlü esnekliğinin korunmasına dair ifadenin yer alması, Ekim ayındaki PPK toplantısından da bir indirim kararının, muhtemelen 25 baz puanla çıkacağının habercisi. Ancak MB'nın büyüme görünümünde bizim korktuğumuz kadar olumsuz olmaması ve dünkü karada anılan risk primi iyileşmesinin hemen gerçekleşmeyecek olması sebebi ile bu indirimin parasal geveşemeyi sonlandıracak hamle olacağı yönündeki görüşümüzü şimdilik koruyoruz. Dün S&P tarafından gerçekleştirilen görünüm revizyonunun bazı piyasa katılımcılarının beklediği not artışından oldukça uzak olduğunu, sadece görünümü negatiften durağana, diğer bir ifade ile Moody's tarafından öngörülen düzeye çektiğini belirtmekte fayda var. Kısacası S&P'nin dünkü hamlesinin MB'nın risk priminde beklediği ilave iyileşmeye karşılık geldiğini iddia etmek zor.
|
|
| Sanayi Üretimi |
09.2009 |
9,20 |
|
|
|
OkuSanayi Üretimi - 09.2009Temmuz Ayı Sanayi Üretimi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Temmuz ayı için açıkladığı sanayi üretim endeksinin yıllık bazda beklentilere paralel olarak %9,2 oranında daraldığını duyurdu. Böylece açıklanan daralma oranı piyasa beklentisi olan -%9 ile bizim tahminimiz olan -%9,5'in nerdeyse tam ortasında gerçekleşmiş oldu. Bu oran geçen yıl Ekim ayından bu yana geçen 9 aylık periyotta görülen en düşük daralma hızına karşılık geliyor. Sanayi üretim hacminin ise ulaştığı 110,3 endeks değeri ile geçen sene Kasım'daki seviyesini yakaladığı görülüyor. Öte yandan TÜİK tarafından geçmiş aylardaki datalara yapılan revizyonlar Haziran ayındaki daralma hızının yaklaşık yarım puan artarak %10,3 seviyesine ulaşmasına neden olmuş. Bu ise yılın 2. çeyreğindeki daralma hızını gözardı edilebilecek 0,1 puanlık bir artış ile %15,3'e yükseltmiş durumda. Sanayi üretim endeksinin alt gruplarına baktığımızda ise en önemli ağırlığa sahip olan imalat sanayinin %10,5'e ulaşan üretim kaybı ile en kötü performansı gösterdiğini, enerji grubunun yıllık %3,2 düşüş ile onu takip ettiğini, madencilik üretiminin ise sınırlı da olsa %0,9'luk bir toparlanma yaşadığını görüyoruz. Ancak Temmuz ayındaki bu sonuçların her üç sektörün de kriz sonrası dönemde kaydettiği en iyi performansa karşılık geldiğini not etmekte fayda var.
İmalat sanayi içerisindeki önemli ağırlığa sahip alt sektörlere baktığımızda en kötü performansı otomotiv ve rafineri sektörlerinin sergilediğini ve bu iki sektörün büyüme oranını yaklaşık 4,6 puan aşağıya çektiğini görüyoruz. Yine de, bu sektörlerde Temmuz ayında sırası ile %27,3 ve %19,7 olarak gerçekleşen üretim kaybının, 2009'un ilk yarısındaki ortalama %49,6 ve %29,9'luk düşüşlere kıyasla oldukça önemli bir düzelmeye işaret ettiğini söyleyebiliriz. Ana metal sanayi sektörü de yaşadığı %16,6 oranındaki daralma ile imalat grubunun performansını sınırlamaya devam eden ve onu yaklaşık 1,5 puan aşağıya çeken diğer önemli bir etken. Olumlu tarafta ise iki aydır sürdürdüğü pozitif büyüme ile imalat sanayi üretimine destek olan kimyasallar sektörü ön plana çıkıyor. Ancak, üretim hacminde yakaladığı %4,3 oranındaki artış ile Haziran 2008'den bu yana en yüksek büyüme hızına ulaşan sektörün imalat sanayi büyümesine katkısı sadece 0,4 puan. Bizce daha önemli olan gelişme ise imalat grubu altında yer alan toplam 22 sektörden 5 tanesinin Temmuz ayı içerisinde pozitif büyüme yakalamış olması. Bu oran bir yandan 2009 içinde görülen en yüksek seviyeye işaret ederken, öte yandan da yılın ilk ve ikinci çeyreklerindeki ortalama 1,3 ve 2,3 ile kıyaslandığında hız kesen daralmanın aynı zamanda eskisi kadar geniş tabanlı da olmadığını göstermekte.
Öte yandan, sanayi üretimini Ana Sanayi Gruplaması sınıflamasına göre ele aldığımızda ise tüketim malları üretiminin Haziran ayında yakaladığı ivmelenmeyi kaybetmeye başladığını söylemek mümkün. Dayanıklı tüketim malları kategorisinde bir önceki ayda yakalanan çarpıcı %7,3 oranındaki üretim artışı bir ay içerisinde kabaca yarı yarıya düşerek %3,5 seviyesine gerilemiş. Dayanıksız tüketim mallları segmentindeki %2,7 oranındaki daralma ise, %1,8 büyümeden %0,4 küçülmeye revize edilen Haziran ayı perfomansına kıyasla bile daha olumsuz bir tablo çiziyor. Bu gelişme, önceki ay yaşanan sıçramanın vergi indirimleri yoluyla verilen teşviklerin neticesi olan stok azalışının bir yansıması olduğu ve segmentin önümüzdeki aylardaki büyüme oranını yansıtacak bir trendin başlangıcı olmadığı yönündeki tezimizi destekler nitelikte.
Sonuç olarak açıklanan Temmuz ayı sanayi üretimi verisinin ekonomik büyüme cephesinde yavaş ve sancılı bir toparlanma süreci beklentimizi teyit ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bugünkü rakamların bu uzun süreli toparlanma trendinde herhangi bir kötüleşmeye işaret ettiğini söylemek de mümkün değil. Bu nedenle haftanın ilerleyen günlerinde açıklanacak olan sanayi üretimi verisi bazı tahminlere paralel olarak %70 veya daha aşağısına düşerek daha ciddi bir kötüleşmeye işaret etmedikçe Merkez Bankası'nın yılın üçüncü çeyreği ile ilgili büyüme görünümünde daha da olumsuza dönmesi için bir neden olmadığını düşünüyoruz. Beklentimiz Banka'nın gelecek hafta politika faizini 50 baz puan azaltıp, Ekim ayı içerisinde de 25 baz puanlık son bir indirim ile parasal gevşeme döngüsünü noktalaması. Ancak kapasite kullanım oranının beklentilerden kötü açıklanmasının tahminimizin ikinci kısmını değiştirebileceğini belirtmekte fayda var.
|
|
| Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) |
09.2009 |
|
|
|
|
OkuGayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) - 09.2009Türkiye ekonomisinin 2009 yılı ikinci çeyreğindeki büyüme performansı bu sabah Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) rakamları ile belirlenmiş oldu. TÜİK verilerinin işaret ettiği %7 oranındaki reel küçülme, ekonominin ard arda üçüncü çeyrekte de daraldığını gösteriyor. Bu oran beklenti aralığının en üst noktasında yer alan bizim tahminimizle birebir örtüşürken, %8,2 oranındaki piyasa beklentisine göre ise bir miktar daha olumlu bir tabloyu ortaya koymuş oldu. TÜİK, ayrıca bugün yayınladığı rakamlarla beraber önceki yılın ilk çeyreğinden bu yana geçen süreçteki geçmiş veride de ciddi revizyonlar gerçekleştirdi. Buna göre 2008 yılı büyüme oranı 0,2 puan azaltılarak %0,9'a indirilirken, ilk çeyrekteki daralma oranı ise ilk açıklanan rakama göre yarım puan daha derin olan %14,3 seviyesinde ölçülmüş. Bu rakamlar 2009'un ilk yarısında Türkiye ekonomisinin %10,6 gibi ciddi bir gerileme yaşadığına işaret ediyor. Ancak mevsimsellikten arındırdığımız serilerde yaşanan %2 üzerindeki çeyreklik artış, son 5 çeyrek boyunca yaşanan ilk pozitif büyüme rakamı olması itibariyle ikinci çeyrekte göreceli bir toparlanma yaşandığına da işaret ediyor.
GSYİH rakamlarının iktisadi faaliyet kollarına göre açıklanan detaylarına baktığımızda, tarım üretiminde yaşanan %6,6 oranındaki sıçramanın daralma oranını sınırlayan faktör olarak öne çıktığını görüyoruz. Bu artışın 2005 yılının üçüncü çeyreğinden bu yana görülen en yüksek artış olduğunu ve toplam GSYİH artışına 0,4 puanın üzerinde bir katkı yaptığını belirtelim. Öte yandan sanayi ve hizmet sektörleri ise %8,7 ve %6,5'luk daralma oranları ile büyüme performansını ciddi şekilde olumsuz yönde etkilemiş olsa da ilk çeyrekteki %19,1 ve %9,6 oranındaki düşüşlere kıyasla oldukça önemli bir düzelmeye işaret ediyor. Ancak, sanayi sektörünün yarattığı katma değerdeki düşüş oranının aynı dönemde sanayi üretim endeksinin kaydettiği %15,3'lük düşüşün neredeyse yarısında kalması bizce önemli bir soru işareti. Bu durum ileride gerçekleşecek, tıpkı bugün birinci çeyrek rakamlarında yaşadığımıza benzer bir aşağı yönlü revizyonun erken habercisi olabilir.
Milli gelir rakamları harcamalar yönünden ele alındığında ise ilk göze çarpan gelişme, hükümet tarafından gerçekleştirilen vergi teşviklerinin geçici yardımıyla özel tüketim harcamalarındaki daralma oranının %1,2'ye düşmüş olması. Bu oran ilk çeyrekteki revize edilen %10,2 oranındaki gerilemeye kıyasla baz etkileri göz önünde bulundurulduğunda bile önemli bir düzelmeye karşılık geliyor ve dolayısı ile vergi indirimlerinin işe yaradığını gösteriyor. Özel tüketim harcamalarındaki bu sınırlı düşüşün toplam büyüme rakamına olumsuz etkisi sadece 0,8 puan seviyesinde gerçekleşmiş. Büyümeye en büyük darbeyi vuran kalemler ise geçtiğimiz dönemdeki gibi özel yatırım harcamaları ve stok değişimleri. İlk kalemdeki %29,7'lik reel daralma, negatif baz etkisi de göz önüne alındığında, ilk çeyreğin -%33,5'lik performansından çok da iyi değil ve GSYİH büyümesinden yaklaşık 6,4 puan silmiş. Diğer kalemin gösterdiği stoklardaki önemli azalış ise büyüme performansını 3,6 puan daha aşağıya çekerken,vergi indirimlerinin olumlu etkisini sınırlayan bir faktör olarak ortaya çıkıyor. Büyümeye önemli katkı yapan harcama kalemleri ise önceki dönemlerdeki gibi kamu tüketim ve yatırımları ile beraber net ihracat artışı. Kamu harcamaları toplam milli gelir içerisindeki sınırlı payları nedeni ile toplam büyümeye sadece 0,3 puan ekleyebilirken, ithalatın daralma hızının %20,5 ile ihracattaki düşüşün iki katına ulaşması net ihracatın katkısını 3,6 puana kadar yükseltmiş.
Bugün açıklanan ikinci çeyrek büyüme GSYİH oranı her ne kadar bizim tahminimiz ile birebir örtüşse de yıl sonu için büyüme tahmnimizi -%4.4 seviyesinden -%5,3 oranına çekiyoruz. Birinci çeyrekteki daralma oranına yapılan revizyon ve daha önemlisi, yine bugün açıklanan Ağustos ayı kapasite kullanım oranının %69,7'de kalmış olması bu tahmin değişikliğini zorunlu kılıyor. Açıklanan kapasite kullanımı oranı, sadece bizim ve piyasanın tahminlerinin altında bir gerçekleşmeye işaret etmekle kalmayıp, aynı zamanda Nisan'dan beri görülen en düşük seviyeye karşılık geliyor oluşu bizce kötü bir haber. Bunun mevsimsellikten arındırılmış verilerde kaydedilen çeyreklik büyümeyi üçüncü çeyrekte sekteye uğratma riski, önceden açıklanan diğer öncü göstergeler ile beraber ele alındığında oldukça yüksek. Bu açıdan veri akışının Merkez Bankası'nın son enflasyon raporundan bu yana tekrarladığı 3. çeyrek büyüme görünümünün kötüleşiyor olmasına yönelik mesajlarını teyit ettiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle haftaya yapılacak olan PPK toplantısından çıkacak 50 baz puanlık indirimle beraber yayınlanacak karar metninin, yine oldukça "güvercin" bir dille yazılacağını ve parasal gevşeme döngüsünün beklenen sürecin de ötesine taşınmasına dair ipuçları içerebileceğini düşünüyoruz.
|
|
| Merkez Bankası Politika Faizi |
08.2009 |
|
|
|
|
OkuMerkez Bankası Politika Faizi - 08.2009Dün akşam saatlerinde açıkladığı karar ile Merkez Bankası (MB)'nın gecelik vadedeki borç alma faiz oranını beklediğimiz gibi %7,75'e çeken Para Politikası Kurulu (PPK), on aydır sürdürdüğü parasal gevşeme sürecinde ard arda dördüncü ayda da 50 baz puanlık indirime gitmiş oldu. Böylece geçen yılın Kasım ayından bu yana PPK'nın gerçekleştirdiği toplam faiz indirimi de 9 puana ulaştı. Yine önceki aylarda olduğu gibi PPK, MB'nın piyasa açısından daha az önemli olan gecelik vadedeki borç verme oranını da aynı oranda düşürerek %10,25 olarak açıkladı ve politika faizi ile arasındaki 250 baz puanlık spreadi korumuş oldu.
Beklentilere paralel olarak gerçekleşen faiz indirimi ile beraber açıklanan bir sayfalık karar metni, Kurul'un son zamanlarda kullandığı yumuşak dili muhafaza ettiğini gösteriyor. Aslında Temmuz ayı karar metni ile karşılaştırdığımızda, neredeyse birebir aynı olan karar metninde belirgin olan tek değişiklik iç tüketim talebine yönelik değerlendirme. Kurul'a göre yakın dönem gelişmeleri tüketim talebindeki toparlanmanın gücüne ilişkin belirsizlikleri artırmış durumda. Hatırlanacağı gibi, PPK bir önceki karar metninde yurt içi tüketim talebinde olumlu gelişmeler gözlendiğini söylemiş, ancak canlanmanın gücüne ve kalıcılığına dair belirsizliklerin devam ettiğini not etmişti. Olumlu gelişmelere yönelik vurgunun karar metninden çıkarılmış olması, ilk ipuçlarını geçen ay sonunda yayınlanan Enflasyon Raporu'nda aldığımız gibi, MB'nın üçüncü çeyrek büyüme performansı ile ilgili endişelerinin artarak sürdüğünün bir işareti. Vergi indirimlerinin kısmen geri alınmasının ardından Temmuz ayı için açıklanan kapasite kullanım oranı, tüketici güveni ve tüketim endeksleri, otomotiv satış rakamları gibi bazı öncü göstergelerin Banka'nın ekonomik toparlanma ile ilgili cesaretini kırdığını düşünüyoruz.
İç tüketim talebi ile ilgili son iki toplantıda giderek daha olumsuz bir görünüm sunan PPK'nın tahminlerine göre ekonomik toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağını ısrarla vurguluyor olması da bu çerçevede değerlendirlebilir. Toplam talep koşulları ile ilgili kullandığı olumsuz dili koruyan PPK, bu öngörüsünü dış talebin zayıf seyrine, yatırım talebinde gerilemenin sürüyor olmasına ve istihdam koşullarında belirgin bir iyileşme görülmemesine bağlıyor. PPK'na göre bu koşullar altında enflasyon uzunca bir süre düşük kalmaya devam edecek. Karar metninde enflasyon görünümü ile ilgili başka hiç bir ifadenin bulunmaması ve ana vurgunun toplam talep koşulları üzerinde olması Banka'nın birincil önceliğinin büyüme dinamikleri olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Son olarak bir sayfalık karar metninden yapabileceğimiz en önemli çıkarım, PPK'nın önümüzdeki aylarda faiz indirimlerine devam etme konusunda kararlı olduğu. Kurul'un gelecekteki faiz hamlelerine yönelik olarak anahtar cümle konumunda olan, iktisadi faaliyette belirgin bir toparlanma gerçekleşmemesi halinde kısa vadede ölçülü faiz indirimlerine devam edeceği ifadesine bu ayki karar metninde yer vermiş olması, bizce bunun en önemli göstergesi. PPK'nın para politikasının aşağı yönlü esnekliğinin uzunca bir süre korunması gerektiğine dair ifadesini de tekrarladığını göz önünde bulundurarak, dünkü açıklamaların indirim döngüsünün Ekim ayında politika faizlerini %7 oranına getirerek son bulacağı yönündeki tahminimizi desteklediğini söyleyebiliriz.
Ancak son dönemde giderek daha da belirgin hale gelen mali baskınlık sebebiyle, halihazırda reel politika faizini %1,6 gibi tarihi düşük bir seviyeye çekmiş olan parasal gevşemenin ne kadar etkili olabileceği konusundaki şüphelerimiz devam ediyor. Öte yandan, bir miktar iyileşme göstermekle beraber, ileriye yönelik enflasyon beklentilerinin artan bir patikayı takip ediyor olması, piyasanın MB tarafından gelecek üç yıl için çizilen dezenflasyon senaryosuna en azından şimdilik katılmadığını gösteriyor. Yine de, uluslararası piyasalardaki olumlu rüzgarın desteğini de arkasına alarak, piyasa faizlerinin kısa vadede dünkü PPK toplantısının sonucuna olumlu tepki vermesi olası. Her ne kadar Kurul'dan çıkan indirim miktarı beklentilerle birebir örtüşse de, karar metninin bir önceki toplantıya göre bir nebze daha "güvercin" olması bono faizlerinin %9,5'e doğru yeni dip arayışlarına destek verebilir.
|
|
| TÜFE |
08.2009 |
|
|
|
|
OkuTÜFE - 08.2009Temmuz Ayı Enflasyon
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından dün açıklanan Temmuz ayı tüketici fiyatları artışı %0,25 ile hem piyasa beklentisi olan %0,22 hem de bizim tahmnimiz olan %0,3' e oldukça yakın gerçekleşti. Temmuz ayındaki bu artış, yıllık TÜFE'nin ise bir aylık aranın ardından tekrar azalarak %5,39'a düşmesine yardımcı oldu. Bu oran Mayıs'ta görülen 5,24%'lük dibin sadece 15 baz puan üzerinde yer alıyor. ÜFE ise ortalama Temmuz ayında üretici fiyatlarının yatay kalacağını öngeren piyasa beklentisinden oldukça farklılaşan -%1,1'lik tahminimize yakın olarak %0,71 oranında geriledi. Bu düşüş yıllık ÜFE'yi ise geçtiğimiz aya kıyasla daha da aşağıya iterek -%3,75'e kadar gerilemesine yol açtı.
Aylık TÜFE enflasyonuna katkı yapan alt grupları incelediğimizde tütün ürünlerindeki vergi ayarlamalarının %10,89'luk bir fiyat artışına neden olduğu alkollü içeçecekler ve tütün grubunun başı çektiğini görüyoruz. Sigara fiyatlarındaki artışın neticesinde bu grubun aylık TÜFE'ye katkısı beklendiği gibi yarım puan civarında. Tüketici fiyatlarına yükseliş yönünde önemli katkı yapan diğer gruplar ise fiyatların sırasıyla %0,33, %0,89 ve %0,58 oranında arttığı konut, ev eşyası ve ulaştırma grupları olmuş. Son iki grubun geçtiğimiz ayda da Haziran ortasında kaldırılan ya da oranı azaltılan vergi indirimlerinin izlerini halen taşıdığını belirtmekte fayda var. Öte yandan Temmuz ayında enflasyona düşüş yönünde katkı yapan en önemli iki alt grup ise, manşet TÜFE'yi yaklaşık 0,6 puan aşağı çeken gıda ve giyim fiyatları. Giyim grubunda sezon indiriminin hız kazanması ile beraber fiyatlar %5,96 oranında düşerken, gıdada aylık enflasyon -%0,64 olarak gerçekleşmiş. Gıda enflasyonunu aşağıya çeken unsur ise önceki ay beklentilerin altında kalan düşüş ile hayal kırıklığı yaratan ancak mevsimsel düzeltmesine geçtiğimiz ay da %1,5 civarındaki gerileme ile devam eden işlenmemiş gıda fiyatları. Bu iki grupta görülen fiyat düşüşlerinin dün Temmuz ayı için %1,2 oranında artışa işaret eden ve genelde olumsuz algılanan İTO geçinme endeksi verileri ile ilgili yorumlarımızı doğrular nitelikte olduğunu düşünüyoruz.
Yıllık TÜFE oranının sınırlı da olsa gerilediği Temmuz ayında 12 aylık çekirdek enflasyonun ise Ocak ayından bu yana ilk kez arttığı görülüyor. Aylık bazda %0,08 gerilemesine rağmen yıllık enflasyonun 0,8 puan gibi ciddi bir artışla 3,78% ulaştığı özel kapsamlı "I" endeksi Nisan ayından bu yana en yüksek seviyeye de ulaşmış durumda. Gıda, enerji, alkol ve tütün, enerji ve altın fiyatlarını dışlayan bu grubun aylık bazda azalış sergilemiş olmasının en önemli nedeni giyim ürünleri gibi mevsimsel fiyat hareketleri sergileyen unsurları kapsıyor olması. Yıllık artış oranın yükselişe geçmiş olmasını ise daha önce değindiğimiz ortadan kalkan vergi indirimlerinin olumsuz etkisi ile açıklamak mümkün. Aynı öngörü ve yorumun daha önce Merkez Bankası (MB) tarafından da iletilmiş olduğunu hatırlatalım.
İmalat sanayi fiyatlarında yaşanan %0,38 oranındaki azalışın ÜFE'nin bizim tahminlerimize yakın gerçekleşmesindeki en büyük etken olduğunu düşünüyoruz. Rafineri çıkış fiyatlarında önceki ayın %15,25 oranındaki sıçrayışının ardından gelen %4,55 oranındaki düşüş ve Türk Lirası'nın ay içerisinde ortalama %1,5 oranındaki değer kazancının imalat sanayi enflasyonunu bir aylık aranın ardından tekrar negatif bölgeye çektiği görülüyor. Bu grup altında yer alan 22 alt sektörden 10 tanesinin aylık fiyat azalışı bildirmiş olmasının ardında da kur hareketinin yer aldığını söylemek mümkün. Bu gelişmeler sonunda nerdeyse 2 puan birden azalarak -%3,75'e düşen yıllık ÜFE sadece ard arda dördüncü ayda da negatif olarak gerçekleşmemiş aynı zamanda yeni bire tarihi dip seviyeye ulaşmış durumda. Üretici fiyatları cephesindeki tüm bu gelişmelerin enflayon üzerinde maliyet yönlü baskıların halen var olmadığına ve yakın gelecekte de böyle bir sorunun ufukta gözükmediğine işaret ettiği fikrindeyiz.
Sonuç olarak Temmuz ayı fiyat gelişmelerinin MB'nın geçen hafta yayınladığı raporda açıkladığı enflasyon görünümü ile örtüştüğünü kolayca söyleyebiliriz. Aynı raporda Banka'nın önümüzdeki yılları kapsayacak şekilde açıkladığı ve piyasalar açısından oldukça önemli olan yeni faiz oranı görünümü de göz önünde bulundurulduğunda beklentimizi bu ayki Para Politkası Kurulu'ndan 50 baz puanlık bir indirim daha gelmesi yönünde. Bugünkü ihalelerin de tamamlanmasının ardından piyasa faiz oranlarında MB'nın işaret ettiği tek haneli seviyelere doğru yeni bir hareketin de başlaması beklenebilir. Ancak, her ne kadar piyasaların kısa vade için odağında olmayacak olsa da, uzun vadede MB tarafından takınılan bu aşırı güvercin tutumun uzun vadede riskler içeridiğini ve halen 2011 yılında düşük talep koşulları nedeniyle politika faizlerinin düşük kalması gerekeceği bir senaryoyu gerçekçi bulmadığımızı belirtelim.
|
|
| Sanayi Üretimi |
08.2009 |
|
|
|
|
OkuSanayi Üretimi - 08.2009Haziran Ayı Sanayi Üretimi
Haziran ayı için bu sabah açıklanan veriler, sanayi üretimindeki daralmanın %9,7 ile hem beklentilerin altında kaldığını hem de geçen Ekim ayından bu yana ilk kez tek haneli bir seviyeye gerilediğini gösterdi. Böylece TÜİK tarafından derlenen sanayi üretimi endeksindeki yıllık kayıpların hızı ard arda dördüncü ayda da azalmış oldu. Piyasa beklentisini nerdeyse birebir yansıtan %12,5'lik düşüş tahminimizin oldukça altında gerçekleşen Haziran ayındaki daralma, yılın ikinci çeyreğindeki üretim kaybını da %15,2'ye kadar azaltmış oldu. Bu rakam yılın ilk çeyreğinde kaydedilen %21,9 oranındaki gerilemeye kıyasla oldukça önemli bir toparlamaya işaret ederken, endeksin 2009'un ilk yarısındaki kaybının %18,5 olarak gerçekleşmesine yol açtı.
Sanayi üretim endeksindeki daralmanın beklentilere kıyasla çok daha sınırlı kalmasının başlıca nedeninin imalat sanayindeki kaybın %10,6 ile sınırlı kalması olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar geçen yılki yüzde %1,7'lik büyüme oranı düşük bir baz etkisi yaratıyor olsa da, bu durumun ana belirleyicisi gıda ve içecek ürünleri ile kimyasal madde ve ürün imalatı gibi iki büyük sektörün Haziran ayında pozitif büyümeye geçmesi olmuş. Sırasıyla üretim seviyelerini %2,9 ve %3,5 oranında artırmayı başaran bu iki sektörün toplam imalat sanayi üretimine olumlu katkısı yaklaşık 0,7 puan civarında. Bu sektörlerden ilkinin Ocak ayındaki ihmal edilebilir 0,9%luk artışın ardından yılın ikinci ve en yüksek pozitif büyüme oranını kaydettiğini, ikincisinin ise on aylık bir aranın ardından üretimini yıllık bazda ilk kez artırabildiğini hatırlatalım. Olumsuz tarafta ise rafineri ve otomotivin sanayi üretimindeki olası bir toparlanmayı sınırlayan ana sektörler olmaya devam ettiğini görüyoruz. Üretimini geçen yıla oranla %22,7 düşüren rafineri ve %33,6 oranında kayıp yaşayan otomotiv sektörlerinin imalat sektörü büyüme oranından yaklaşık 5,5 puanı silmiş olduğunu hesaplıyoruz. Ancak, sanayi üretimi içerisinde oldukça önemli bir ağırlığa sahip olan bu iki sektörün, bir önceki aya göre yıllık daralma oranında iyileşme yaşayan imalat sanayinin 17 alt sektörü içerisinde yer aldığını not etmekte de fayda var.
Ana Sanayi Grupları sınıflamasına göre sanayi üretiminin bileşenlerine baktığımızda ise en çarpıcı değişikliğin tüketim malları üretiminin büyümeye geçmesi olduğunu görüyoruz. Hem dayanıklı hem de dayanıksız tüketim malı segmentinde kaydedilen büyüme kabaca bir yıldan bu yana görülen ilk artış. Yılın ilk beş ayında sırasıyla ortalama %19,8 ve %9,2 küçülen bu sektörler, Haziran'da ise yıllık bazda %7,2 ve %1,8 büyümeyi başarmış. Dayanıklı tüketim malı üretimindeki artışın, vergi indirmleri yoluyla verilen teşviklerin sonunda en azından %7,6 büyüyen mobilya imalatı gibi bazı sektörlerde yüksek miktarlı stokların eritilmesinde başarıya ulaşıldığına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bu hızda bir büyümenin, segmentin önümüzdeki aylardaki büyüme oranını yansıtacak bir trendin başlangıcı olduğunu sanmıyoruz. Dayanıksız tüketim mallarında gerçekleşen daha sınırlı orandaki artışın ise gelecek dönemde iç tüketim talebinde gerçekleşek kısmi bir toparlamaya işaret ediyor olma ihtimali var. Öte yandan sermaye malları üretiminin halen %30 civarında kayıp yaşıyor olması ise özel sektör yatırım talebindeki hızlı daralmanın devam ettiğinin ve 2. çeyrekte de GSYİH büyüme oranını yine aşağıya çekeceğinin bir işaretcisi.
Bugün açıklanan verinin ardından 2009 yılı tamamı için %4,4 oranındaki küçülme tahminimizi koruyoruz. Haziran ayı sanayi üretim endeksinin, beklentilerin altında gelen Mayıs ayı gerçekleşmesine kıyasla daha olumlu bir tablo ortaya koyduğu fikrindeyiz. Hatırlanacağı gibi bir önceki veri seti yüksek ağırlığa sahip bazı sektörlerde yıllık daralma hızının Mayıs ayında tekrar artmış olduğunu gösteriyordu. Piyasa tahminin altında bir daralma oranına işaret eden Haziran ayı sanayi üretim endeksinin, Merkez Bankası'nın büyüme görünümü ile ilgili oldukça karamsar olan tutumunu değiştirebileceği konusunda ise şüphlerimiz var. Banka, bizim son açıklanan metinlerden takip edebildiğimiz kadarı ile, vergi indirimlerinin geçici etkisinin ortadan kalkacağı üçüncü çeyrek perfromansı ile ilgili daha büyük endişelere sahip. Bu nedenle gelecek hafta yapılacak olan Para Politkası Kurulu toplantısından 50 baz puan indirim beklemeye devam ediyoruz.
|
|
| Para Politikası |
03.2009 |
6,50 |
0,00 |
|
|
OkuPara Politikası - 03.2009Merkez Bankası'nın (MB) faiz politikasını belirleyen Para Politikası Kurulu (PPK) dün gerçekleştirdiği Mart ayı toplantısında piyasa beklentisi paralelinde kısa vadeli faiz oranlarında bir değişikliğe gitmedi. Böylece Banka'nın politika faizi olan gecelik vadedeki borç alma oranı ard arda dördüncü ayda da %6,5 düzeyinde değişmeden kalmış oldu. Kurul 13 ay süren ve toplam 1025 baz puanlık indirim gerçekleştirdiği döngünün ardından Aralık ayından bu yana faiz oranlarını sabit tutuyor. Yine önceki aylarda olduğu gibi PPK, MB'nın piyasalar tarafından pek de önemsenmeyen gecelik vadedeki borç verme oranında da bir değişikliğe gitmeyerek %9 oranında bırakırken, politika faizine olan 250 baz puanlık farkı da korumuş oldu.
PPK'nın faiz oranlarını değiştimeyeceği konusunda ortak bir görüşe sahip piyasa oyuncuları açısından dünkü toplantının en önemli yönünün çıkan karar metninde kulanılan dilin tonlaması olduğu fikrindeyiz. Faiz kararı ile birlikte yayınlanan bir sayfalık duyuruyu incelediğimizde, Kurul'un sunduğu enflasyon görünümünde göreceli olarak daha temkinli olmayı tercih ettiğini görüyoruz. Öncellikle PPK üyelerinin iyi haber olarak Şubat ayında çift haneye sıçrayan yıllık enflasyon oranının Mart ayında tek haneye düşeceği öngörülerini bizlerle paylaştıklarını belirtelim. Bizim Mart ayı için tahmin ettiğimiz %0,5 düzeyindeki TÜFE rakamı da yıllık enflasyonu %9,4 oranına kadar geri çekiyor. Ancak PPK'nın yılın son çeyreğine kadar hedefin belirgin bir şekilde dalgalı bir seyir için bizi uyardığı yıllık enflasyonun tekrar çift hanelere yükselebileceği unutulmamalı. PPK'nın enflasyonun hedefe ulaşmasının ancak 2011'in ilk çeyreği itibariyle mümkün olacağının altını çizmesi, MB Başkanı tarafından daha önce duyurlan ancak ilk kez PPK metnine giren Banka'nın yeni enflasyon görünmünün bir yansıması. Bunun yanı sıra Kurul üyelerinin bir süredir işaret ettiğimiz çekirdek enflasyondaki yaklaşan kaçınılmaz yükselişe vurgu yapma ihtiyacı hissetmiş olmaları manidar. Ancak PPK'nın bu durum için de yine baz etkilerini suçlu göstermesi ve geçici olacağı iddiasını öne sürmesi, Banka'nın iki ay öncesine kadar manşet TÜFE'nin yükselişi için kullandığı argümanlara bir kez daha sığınacağını gösteriyor.
Dün yayınlanan duyuruya bakarak Kurul'un sunduğu büyüme görünümünün göz ardı edilebilecek miktarda iyileştiğini söyleyebiliriz. PPK bir kez daha iktisadi faaaliyetteki toparlanmanın ılımlı olduğunun altını çizerken, iç talebin kademeli olarak arttığını, dış talep konusunda ise belirsizliklerin sürdüğünü vurgulamış. Ek olarak PPK'nın işsizlik oranlarının halen yüksek olduğu ve kapasite kullanımının kriz öncesi düzeylerine yaklaşmasının zaman alacağı yönündeki tespitlerini yinelediğini de belirtelim. Aslında Şubat ayı karar metni ile karşılaştırdığımızda farkedilebilir tek değişiklik ekonomide kaynak kullanım oranının bir müddet daha düşük düzeyde kalacağı tahmininin çıkarılmış olması. Bu durumun MB'nın çıktı açığı konusunda önceki dönemler kadar olumsuz bir noktada olmadığına işaret ettiğini düşünüyoruz.
Önümüzdeki dönemde faiz oranlarının seyri için PPK'nın verdiği meseajlarda ise piyasanın özel önem atfettiği "faiz oranlarının uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması gerekeceği" tespiti yine yer bulmuş durumda. PPK'ya göre bu ihtiyaç küresel ekonomideki ve kredi piyasalarındaki iyileşmeye rağmen sürmekte. Ancak önceki karar metinlerinden farklı olarak Kurul'un ilk kez alternatif bir senaroyu da dile getirdiğini not edelim. İleriye yönelik enflasyon beklentilerindeki belirgin bozulmayı ilk kez günedmine alan PPK, bu durumun genel fiyatlama davranışlarında bozulmaya yol açması durumunda erken bir parasal sıkılaştırmaya gitmekten çekinmeyeceğini açıkça belirtmiş durumda.
Dünkü PPK toplantısından çıkan karar metninin genel tonlamasının piyasayı kısa vadede tatmin edebileceğini, ancak MB'nın kredibilitesinin kırılganlığını da artırabileceği görüşündeyiz. Öncelikle, çekirdek enflasyonda yaklaşan yükeslişin manşet TÜFE'yi 4 ayda %5'ten %10'a taşıyan dönemde kullanılan argümanlarla küçümsenmesi, zaten uzun süredir rayından çıkmış olan ileriye yönelik enflasyon beklentilerini tekrar doğru yöne sokabilecek bir tutum olarak gözükmemekte. Öte yandan, tahmin ettiğimiz şekilde sancılı ve kademeli olarak gerçekleşiyor olsa da ekonomik büyüme sürecinin reel politika faizinin negatif olmasını meşru kılması bize göre oldukça zor. Öte yandan, piyasa perspektifinden her ne kadar PPK'nın gerektiğinde sıkılıştırmaya gitmekten çekinmyeceğini açıklaması rahatsız edicisi olsa da, faiz oranlarının uzunca bir süre düşük tutulacağına yönelik anahtar cümlenin muhafaza edilmiş olmasının kısa vadede bir rahatlama sağlayacağını ve dengelyici bir unsur olacağını düşünüyoruz. Önümüzdeki günlerde ise piyasa faizlerinin ise iç siyasi gelişmeler ile yurtdışı piyasaların seyri ve global risk iştiahını takip etmesini bekliyoruz.
|
|